Harbiyeli, Türk ve Tam bağımsız. Vatansever, mülteci sevmez. Gelse de Son Nefesim Son Sözüm Kemalizm. Lacivert olmadan Sarı sevilmez,turuncu hiç sevilmez FB💛💙
Atatürk, Kurtuluş Savaşının bir milli intihar olduğunu söyleyen ABD'li General Harbord'a:
“Biz emperyalistlerin pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa, babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz”
Falih Rıfkı Atay
Anlamayan, anlamış gibi yapanlara özet geçeyim:
Yıllarca siyasal İslamcılar, en sevdikleri şair Necip Fazıl’ın şu dörtlüğünü söylediler, durdular. Ama pek çok konuda olduğu gibi bunda da sahteydiler.
“Yıkılasın İsrail!
Enkazını göreyim.
Sana ülke diyenin
Yüzüne tüküreyim.”
Yüzlerine tükürmek şöyle dursun, bayrak renklerini “Boğaz’ımıza” getirdiler.
#türkiyetürklerindir
#filistin #israil #savaş
#gazze #trump #abd
ABD "tek ulus" ve "tek hikaye" ile yoluna devam ederken ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Barrack, Türkiye Cumhuriyeti'ne "ulus devletten vaz geçin! Osmanlı millet sistemine dönün!" diye yol göstermeye kalkıyor. Hadsiz!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk şöyle demişti:
"Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.” (6 Mart 1922)
Emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin her yurttaşının, Türk ulusunun her bireyinin bu gerçeği asla unutmaması gerekir.
Bugün, yazar, gazeteci ve fikir adamı Nihat Genç'in aramızdan ayrılışının birinci yılı.
Onu Balyoz ve Ergenekon kumpas davalarının mahkeme salonlarında tanıdım. O, gerçek bir Kuvvacının ve devrimci Kemalistin günümüzdeki en güçlü temsilcilerinden biriydi.
Yazdıkları ve söyledikleriyle kamuoyuna her zaman şu temel tercihleri tokat gibi sorgulatırdı: Kişisel mutluluk mu, toplumsal mutluluk mu? Bedensel refah mı, vicdani ve ruhsal refah mı? Ben mi, biz mi? Erdem mi, kurnazlık mı? Akıl mı, dogma mı? Millet mi, ümmet mi? Türk mü, Türkiyelilik mi? Onur mu, kölelik mi?
Nihat Genç, hayatı boyunca daima ilk seçeneklerin bayraktarı oldu.
Onun adı, her zaman mücadelenin, direnişin ve kendine güvenen vatanseverliğin sembolü olarak yaşamalıdır. Genç kuşaklara, Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan o yüzde 1'lik iradenin aslında bir milleti ayağa kaldırmaya yettiğini hatırlatmalıdır.
Nihat Genç, Sakarya'daki %1'dir. O ruhu bu topraklardan silmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Vefatının birinci yılında değerli ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Rotası cennet olsun.
Benim için neler yapmadın ki?
Ömrün beni korumak ve kollamakla geçti Nihat.
Doğduğun Karadeniz’e sen sahip çıktın. Benim dağlarımı, çiçeklerimi, ağaçlarımı yok ederlerken, tüm Karadeniz sahilini düzdüm yaparlarken benim sessiz haykırışlarımı sen duyurdun bu millete. Ben can çekişirken muhteşem kelimelerin ve isyanınla topraklarımın en tarihi ağıtını yaktın bana. Benden ağaçlarımı, çiçeklerimi, üzerimde yaşayan hayvanların yuvalarını aldılar. Herkes sustu, sen çığlık attın Nihat!
Hep bana sahip çıktın Nihat!
Üzerimde yürüyen ve denize akan nehirlerimi kirlettiler, susuz kaldım; ağacımı kestiler nefessiz ve dayanaksız bırakıldım; üzerimde benden beslenen hainlerin betonlarına gömüldüm Nihat… Sen ana avrat sövdün beni yok etmeye çalışanlara…
Kırlangıçlarımın özgürlüğünü ve asla evcilleştirilmeyeceğini yazdın. Güvercinler gibi insanların ayaklarının dibinde yemek için eğilmediklerini… Kurt gibi yaşayıp köpekleri boğmanın kitabını yazdın...
Ladinlerin sarp kayalıklarda nasıl dimdik olduğunu anlattın. İnsan ve aydın olmanın da dik durmak olduğunu…
Benim için göğsünü siper edip canıma düşenlerin haklarını da sen savundun Nihat! Bazen anmadılar, bazen haberlerde yasakladılar, bazen üzerlerine basıp çiğnemeye kalktılar, şehitlerin kanını sen yerde koymadın Nihat!
Bana ölüm fermanları yazan iktidarları, tüm bunlara çanak tutan muhalefetleri, hepsine el pençe divan duran paralı satılmış aydınını gazetecisini affetmedin, onlara acımadın, ne iseler suratlarına suratlarına söyledin… Hainliklerini gözüne soktun! Şamarın kuvvetliydi, sesin gürdü, seni görmezden gelenleri de umursamadın, yine bildiğini okudun…
Bilirdim Nihat, sen dağlarımda, topraklarımda, ormanlarımda gezmeyi, gölüme bakıp dalıp gitmeyi çok severdin. Hele ilkbaharımı… Çiçekler tomurcuklandığında senin de içinde güller-nergisler açardı. Hiç papatyaların yapraklarını kopararak “seviyor” “sevmiyor” oynamadın. Bilirdim beni çok sevdiğini… Savaşını görürdüm, nefesini hissederdim, Kızılay’da gezerken ayak seslerini dinlerdim…
O bastığın toprağımdaki ayak izlerini hiç silmedim Nihat biliyor musun?
Ben istesem de silinmez ki zaten. Öyle bir iz bıraktın ki toprağıma bana düşmanlar hiltiyle, vinçle gelip kazıyamazdı o izleri. O izler, inanılmaz hikayeleri yazdığın kağıtlar, uçları bite bite kenara bıraktığın kalemler benim gizli sandığımda duruyor.
Bir tek silgin yoktu. Çünkü yaşadığın hayat boyunca utanıp da sileceğin bir geçmişin hiç olmadı, silip de kurtulacağın bir ihanetin cümleleri kaleminden hiç akmadı kağıda… O yüzden hayatlarınca binlerce silgi bitirmiş mahluklara hiç benzemedin.
Seğmenlerin çimleri seni çok özledi! Çoraplarını çıkarıp bastığın o çimlerin damarlarında senin ayak izlerinin hafızası var. Dokunduğun insanların, mücadele aşkını içinde büyüttüğün çocukların, benim için anam demeden ölmeye hazır hale getirdiğin evlatların, ladinin, meşenin, hamsinin, Elmadağ’ın, Erciyes’in, Çukurova’nın, Ayaş domatesinin, Toros yaylalarının, Karadeniz’in hırçın dalgalarının, fırtına deresinin, Ganita’daki rüzgara direnen kuşların-kırlangıçların, ayrık otunun, çayın, kahvenin, tütünün sana selamı var Nihat. Seni çok özlediler. Trabzonspor’un, senin için gözyaşı döken, Kocatepe avlusunu dolduran binlerin, seni evinde yapayalnız izleyen umutsuz olan ama umudunu doğurduğun gencin, senin kitaplarını okuya okuya, seni televizyonlarda izleye izleye bana olan aşkına hayran olan milyonların yani Türk milletinin sana selamı var. Hepsi hep bir ağızdan “Hakkımız sana helaldir Nihat” diye bağırıyorlar. Tıpkı senin haksızlıklara karşı isyan edercesine bağırdığın gibi…
Ha bir de…
Burada seninle koyun koyuna bağrımda yatan şehitlerin, senin gibi benim için savaşıp canıma düşen aydın ve yazarların ve adı ve fikri hiç silinmeyecek Mustafa Kemal’in de hakkı helal sana…
50 yıl aralıksızca beni savundun Nihat. Hep beni yazdın, korumak için tüm bedenini, ruhunu siper ettin.
Bir kere de ben sana yani “Vatan” yani “Bu onurlu topraklar” yazı yazsın istedim. Senin on binlerce yazına, söylemine bu kelimeler ne ki…
Ama bil istiyorum ki, benim de hakkım sana helal! Sen de hakkını helal et bana Nihat!
Bir yıldır kollarımdasın, benim korumamdasın…
Bil ki, seni sarıp sarmalamak bana onurdur…
Sen hainlere baş eğmedin…
Allah’ını affetmedin…
Bugün benim için mücadele eden yaşayan neferler ve sevenler de Allah’ını affetmeyecek ve baş eğmeyecek.
Benim soylu evlatlarım beni koruyacak yaşatacak, sen gibi olmasa da sana benim üzerimden dua ederek güç bulup savaşacak.
Hep söylerdin ya…
"Vatan sana canım feda" diye.
Bana hiç unutulmayacak bir can verdin Nihat!
Emin ellerdesin…
Benim canımdasın, yani vatanın bağrındasın.
Bir senedir şeref verdin, bir ömür şeref vereceksin!
YAZAN: VATAN
(Nihat Genç'e...)
15 yıl önce bizi bir kumpasla yıkabileceklerini sandılar.
Ama biz…
Meydanlarda,
Adliye önlerinde,
Tribünlerde,
Tek ses, tek yürek olduk.
Ve hep birlikte haykırdık:
#FenerbahçeYıkılmaz 💛💙
Böyle şartlarda kondisyonu en yüksek olan personel öncü olur.İzlerken bile o yorgunluğu hissediyor insan bu şekilde kilometrelerce yürüdüğünüzü hayal edin.
Sonra da bu zorluklara göğüs gerdikten iki üç yıl sonra dev şehir meydanlarında enikleriyle ölümüne savaştığın katilin posterlerini gördüğünüzü düşünün.
Nasıl bir duygu?
Kıymetli arkadaşlar yardım isteğidir.
Lütfen paylaşalım.
Gazi İdris Tuğunmuş'un hayatı tehlikededir.
İdris Tuğunmuş bir terörle mücadele gazisidir. PKK terör örgütü ile hasımdır. Bingöl'de yaşayan komple korucu bir aileye mensuptur.
Daha önce PKK terör örgütünden sayısız ölüm tehditleri almıştır.
Ancak son günlerde bir kurumun başındaki müdürle alakalı yaptığı suç duyurusundan dolayı, sanki yolsuzluğu kendi yapmış gibi cezalandırılmaktadır. Başta sayın Bingöl valisi @celikcahit ve sn bakan @MahinurOzdemir olmak üzere tüm yetkililer yolsuzluğu tam anlamıyla araştırmak yerine, ihbarı yapan gazim sayın İdris Tuğunmuş'u hedef alıp itibarsızlaştırma çalışmalarına girişmişlerdir.
En son ise hukuk kurallarına aykırı bir biçimde resimde gördüğünüz itirazın karşılığı olan duruma el birliği ile Mahal vermişlerdir. Bu durum Gazi İdris Tuğunmuş'un aile mahkemesinden, aile koruma kanunu gerekçe gösterilerek silahına 6 aylık daha el koyulma durumudur.
Bundan böyle Gazi İdris tuğunmuş'un başına gelebilecek her olayın 1'inci derece sorumlusu vali sayın Cahit Çelik'tir.
Valisi olduğu Bingöl ilinin hem evladı, hem gazisi olan İdris Tuğunmuş'u korumakla mükelleftir.
Siz terörist başının bu adamın lideri olduğunu öne sürüyorsunuz değil mi?. Bunu da terörsüz bir Türkiye için istediğinizi söylüyorsunuz.
Ben de diyorum ki bu boş lafları bırakın 7 temmuzda ağa babalarınız Ankara’ya gelecek Yeni emirlerinizi alırsınız.
#NATO
Tam 27 yıl önce, 1999’da Mudanya’da toplanan şehit aileleri, o terörist başının idam haberini bekliyordu. Gözlerinde yaş, yüreklerinde adalet umudu vardı.
Bugün, 2026’da ise aynı şehit ailelerine, Gazilere bu vatanın sokaklarında o hainin posterleriyle yapılan mitingleri izletiyorsunuz.
Adına "barış", "çözüm", "kardeşlik" diyerek bu rezalete kılıf uyduranlar şerefsizler baskıyla, korkuyla herkesi susturacağını sananlar iyi dinlesin.
Bu tiyatroya, bu kokuşmuş düzene isyan edince bizi "bozguncu" ilan eden korkaklar! Bizim bu topraklarda tüm hainleri gömecek yerimiz de, bu haksızlığa karşı duracak tek bir geri adım atmayacak yüreğimiz de var.
Sizden korkan sizin gibi olsun! Alçakların, hainlerin ve onlara sessiz kalanların canı cehenneme! Hodri meydan.
#HainsizTürkiye
#ŞehitlerÖlmez #VatanSağolsun
Asker,polis,sivil binlerce insanın katili bir teröriste ait posterin sokaklarda taşınarak bir barış elçisi gibi sunulması, devlet otoritesine,şehit ve gazilerimizin aziz hatırasına açık bir meydan okumadır.Bu utanç tablosunun her türlü sorumluluğu sizlerindir!
@MHP_Bilgi
NATO Zirvesi öncesi, Ankara'daki mazgallar, Japonya'daki gibi yol seviyesine getirilmiş.
Şöyle Trump, Macron, Meloni falan alacaksın hepsini bir otobüse Edirne'neden Karsa dolaştıracaksın, bak bakalım ülke nasıl ihya oluyor!
Bizim insanımızda hiç vatandaşlık bilinci kalmamış.
Sevgili vatandaş, o yanındaki panolar için seni ve senin fakirliğini gizlemek için milyonlarca lira para harcanarak yapıldı. Ama senin şu yaptığına bak.
Ayıp ayıp.
-Ey Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi hakimi!
- ZP Lideri Ümit Özdağ'a, hain Şeyh Sait'in hatırasına hakaret etti diye 87 gün hapis cezası vermişsin!
-Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin hatırasını mı yoksa Şeyh Sait denilen eşkıyanın hatırasını mı üstün tutuyorsun?
-Ey Hakim efendi; Şeyh Sait denilen hainin kim olduğunu bilmiyorsan onu sana özetleyeyim:
1-Sıkı Müslüman ve şeriat savunucusu gözüken bu derebeyi; 1. Dünya Savaşı başlayınca Müslüman Osmanlı ordusuna karşı haçlı Rus ordusunun yanında yer aldı.
a-1914'te Osmanlı hilafet ordusuna karşı isyan etti; ordu bastırınca Hıristiyan Ruslara sığındı.
b-Rusların Doğu Anadolu'yu işgal etmesine yardımcı oldu. Bu yüzden Rus Çarlık Ordusu Komutanı Grandük Nikolay Nikolayevich tarafından kendisine hizmet madalyası verildi.
c-Bu da gösteriyor ki Şeyh Sait'in İslam veya Müslümanlık diye bir amacı yoktu; o bölgede kurduğu sömürü düzenini sürdürmek için çalışıyordu.
2-Cumhuriyet kurulunca, kendi derebeylik düzeninin yıkılacağını anladı. Bu yüzden
*İngilizlerle işbirliği yaparak;
*ülke içindeki padişahçılarla şeriatçılardan ve limanları işleten işbirlikçi burjuvaziden destek alarak;
*Kürdistan kurmak peşindeki Kürt Teali Cemiyeti'nden sıkı yardım alarak ayaklandı ve Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmaya kalkıştı.
3-Türkiye bu süreçte İngilizlerle Musul petrol alanları konusunda çatışma halinde idi. Milletler Cemiyeti'nin Musul'a yolladığı inceleme kurulu üyeleri 11 Şubat'ta buraya geldikten iki gün sonra Şeyh Sait silaha sarıldı ve üç vilayete saldırdı.
4-Bu isyan bastırıldı; Şeyh Sait ve öbür elebaşılar asıldı ama Türkiye ekonomik olarak çok zorda kaldı ve Musul üstündeki hak iddialarından vaz geçti.
Bugün içinde bulunduğumuz enerji darboğazının 1 numaralı sebebi de Türkiye'ye Musul'u kaybettiren bu ihanettir.
5- Bu sözde şeyh, hain derebeyi, 1914'te Ruslara, 1925'te İngilizlere hizmet edip bu ihanetini de dini savunmak adına gizlemiştir.
6-Bu alçak yalancı yayımladığı fetvada;
*Mustafa Kemal ve arkadaşlarının İslam dininin temellerini yıkmaya çalıştıklarını;
*Kuran'a aykırı davranıp Allah ve Peygamber'i bile inkar ettiklerini;
*Kadınları çıplak ettiklerini;
*Bunların ve bunlara uyanların kanlarının ve mallarının isyancılara helal olduğunu söyleyerek cinayetlerini dine dayandırmışlardır.
7-Hedefinde Türkiye'yi parçalayıp şeriatçı bir Kürt devleti kurmak bulunan Şeyh Sait yaptıkları ile tarihe geçmiş en büyük hainlerden birisidir.
8-Şeyh Sait ve ona benzeyen derebeyleri bölgedeki mazlum Kürt halkının da iliklerini bile sömürüp hiç çekinmeden kanlarını döken haydut takımıdır.
9-Bugün Şeyh Sait'i savunanlar da gericiler, bölücüler ve oralardan oy devşirmek için her türlü ödünü veren çıkarcı siyasetçilerdir.
10-Dönemin sosyalistleri de bu isyanı, TC Devleti'ni yıkmaya yönelik gerici/feodal bir ayaklanma olarak anlatmışlardır.
-Acaba Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi hakimi, Şeyh Sait'i aklama anlamına gelecek o kararının ne anlam taşıdığını bilmiyor muydu; yoksa bilerek mi vermişti?
-Eğer bu kararı o yargıç bilerek verdi ise Hakimler ve Savcılar Kurulu'nu göreve çağırıyorum.
Bu kurul; devlet üstünden kendi kuruluşuna saldıran birisini aklayan yargıcı o koltukta oturtmamalıdır.
(Bu isyanın geniş anlatımını merak edenler, DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RIZA GERÇEĞİ adlı çalışmamın ilgili bölümüne bakabilirler.)