KAMERA İCAT EDİLDİKTEN SONRA
Hiçbir maymunun insana dönüştüğü görülmedi.
Cansız maddelerin bir araya gelip kendiliğinden "canlılık" kazandığına dair tek bir kare kayıt alınamadı.
Tesadüfen patlayan bir şeyin ortaya düzenli bir yapı çıkardığı izlenemedi.
Boşluktan (yokluktan) bir maddenin varlık sahnesine çıktığı saptanamadı.
Bilincin, beynin içindeki atomların çarpışmasıyla nasıl oluştuğu videoya çekilemedi.
Doğal seçilimin bir türü başka bir türe (örneğin bir kuşu memeliye) çevirdiği anlık olarak belgelenemedi.
Kaosun içinden kendi kendine bir "akıl" veya "tasarım" çıktığına şahit olunmadı.
Ölümden sonra yokluğa gidildiğine dair hiçbir görsel kanıt sunulamadı.
Evrendeki hassas ayarların "şans eseri" oluştuğunu gösteren bir laboratuvar kaydı düşülemedi.
Kısacası; kameralar takıldığından beri "tesadüf" tek bir sanat eseri bile üretemedi.
Paylaşımda "Tabiata baktığımızda evrim dışında ikinci bir açıklama imkansızdır." Diyor.
Yani tabiata bakıldığında görünen, gözlemlenen bir değişimden mikro evrimden bahsediyor.
Sizin dediğiniz makro evrim.
Bunuda ben "çekirdek 28 katlı gökdelen olmaz" diyerek ve yazılımı buna izin vermez diyerek açıkladım.
"Bir eseri üretmenin gerekliliğini veya 'cahil toplama' kaygısını tartışmıyoruz, senin ne yazıldıysa insan yazdı, dolayısıyla bu sıradan bir insan ürünüdür iddianı test ediyoruz. Eğer bu metin sadece basit bir insan üretimi, bir paçayı kurtarma manevrası ise, binlerce yıldır milyarlarca insanın üzerine titrediği, kimilerinin tez konusu (Quranic Studies)yaptığı,kimlerinin elştirdiği vs sonuçta 1400 yıldır insanlığın ilgisini çekmiş bir kitap insan fikri,yazması vs ne dersen de olamaz.
Allah, yarattığı harfleri ve sesleri bir kodlama dili olarak kullanarak, kendi ezeli iradesini senin anlayabileceğin bir formda sunmuştur. Bu, Allah'ın insanlaşması değil, senin idrak seviyene göre bir dil inşa etmesidir.
Şöyle bir anolojiyle anlatayım,Otonom bir aracı düşün. Sen araca 'Kırmızı ışıkta dur, şu rotayı izle, şu hızda git' diye komut veriyorsun.
Peki yazılımcı araca komut verdiğinde,yazılımcı araç mı olmak zorunda?
Yazılımcının komut vermesi, yazılımcının bir araba haline geldiği anlamına gelmez. Aynı şekilde Tanrı'nın vahiy göndermesi, Tanrı'nın bir insan haline geldiği anlamına gelmez.
Sen 'Konuşan Tanrı olamaz' diyerek, yazılımcının (Yaratıcı) kendi yazdığı programa (insanlık/evren) mesaj gönderme yetkisini elinden almaya çalışıyorsun. Otonom bir aracın, yazılımcısını kendi mekanik standartlarına göre yargılaması ne kadar mantıksızsa, senin de yaratıcı'yı kendi fiziksel/materyalist sınırlarına göre yargılaman o kadar mantıksız.
Allah, yarattığı harfleri ve sesleri bir kodlama dili olarak kullanarak, kendi ezeli iradesini senin anlayabileceğin bir formda sunmuştur. Bu, Allah'ın insanlaşması değil, senin idrak seviyene göre bir dil inşa etmesidir.
Şöyle bir anolojiyle anlatayım,Otonom bir aracı düşün. Sen araca 'Kırmızı ışıkta dur, şu rotayı izle, şu hızda git' diye komut veriyorsun.
Peki yazılımcı araca komut verdiğinde,yazılımcı araç mı olmak zorunda?
Yazılımcının komut vermesi, yazılımcının bir araba haline geldiği anlamına gelmez. Aynı şekilde Tanrı'nın vahiy göndermesi, Tanrı'nın bir insan haline geldiği anlamına gelmez.
Sen 'Konuşan Tanrı olamaz' diyerek, yazılımcının (Yaratıcı) kendi yazdığı programa (insanlık/evren) mesaj gönderme yetkisini elinden almaya çalışıyorsun. Otonom bir aracın, yazılımcısını kendi mekanik standartlarına göre yargılaması ne kadar mantıksızsa, senin de yaratıcı'yı kendi fiziksel/materyalist sınırlarına göre yargılaman o kadar mantıksız.
Cansız, şuursuz atomların birleşip felsefe yapan, matematik çözen, adaleti sorgulayan vs. bir varlık haline gelmesi, atomun kendisinden beklenen bir özellik değildir. Bu, hiçlikten anlam yaratmak demektir ki, bu durum parmaktan su çıkmasından çok daha büyük, devasa bir metafizik kırılmadır. Bu da sığ bir çamurlu sudur,ne dalga oluşur ne sörf yapılır ne içilir sadece bu sığ çamurlu küçük su birikintisinin içinde saman çöpüne binmiş sinekler sörf yapar.
Eğer dininiz;
⚠️Parmaktan su fışkırdığını
⚠️Denizin ikiye bölündüğünü
⚠️Karıncanın konuştuğunu
⚠️Kayanın içinden deve çıktığını
⚠️Ay'ın ikiye bölündüğünü
⚠️Kanatlı bir eşekle uzaya çıkıldığını
vs söylüyorsa, biz o dinle dalga geçeriz. Hatta o dalganın üstünde 🏄♂️ yaparız.
Isaac Newton:
evren bir akıl (logos) ürünüdür.
Johannes Kepler:
Tanrı'm senin düşüncelerini arkandan düşünüyorum.
Einstein: Evrenin en anlaşılmaz tarafı, anlaşılabilir olmasıdır.
Francis Bacon, Robert Boyle ve Max Planck
Evren anlaşılabilir, dolayısıyla rasyonel bir kaynak mevcuttur.
Evrenin bir başlangıcı vardır yaklaşık 13.8 milyar yıl. Yani zaman sonsuz değildir.Evrendeki toplam atom sayısı bellidir 10⁸⁰. yani madde,mekan sonsuz değildir.Madde ve zamanın sınırlı ve sonlu olduğu bir evrende, sonsuz olasılık diye bir şey olamaz. Sonlu bir süre içinde 10⁴⁰⁰⁰⁰'de 1 gibi bir imkansızlığın tesadüfen gerçekleşmesi için evrenin ömrü yetmez. Yani evrenin ömrü sadece bir proteinin oluşumuna dahi yetmez.
Şuursuz atomların, kendi kendilerine oturup bu kusursuz matematiksel dengeleri kurması, milyarlarca fizik kanununu yerçekimi, elektromanyetizma, güçlü ve zayıf nükleer kuvvetleri vs tam olması gereken ölçüde var etmesi imkansızdır.
Sen yerçekimini hissettiğinde sadece bir sonucu görüyorsun. Biz ise o sonucun arkasındaki muazzam matematiksel tasarımı ve o tasarımı var eden Mutlak Sebep'i Yaratıcı'yı görüyoruz. Kafasını kuma gömen biz değiliz,her gün bastığı toprağın altındaki yerçekimi kanununa bakıp, o kanunu yazan Yazılımcı'yı' inkar eden pozitivist bağnazlıktır.
Bir proteinin,düşünen akleden bir varlığa dönüşmesi 10⁴⁰⁰⁰⁰ de 1 ihtimal oarak hesaplanıyor.
Senin iddian; Şuursuz atomlar, hiçbir zeka, irade ve planlama olmadan, bu milyar kere milyar imkansızı başardı. Karbon, hidrojen ve azot atomları bir gün sıkıldı, rüzgarın ve dalgaların etkisiyle tesadüfen birleşti; önce proteini, sonra hücreyi, sonra DNA'yı, en sonunda da şu an bu satırları yazan, düşünen, sorgulayan, felsefe yapan insan aklını oluşturdu.
Benim iddiam; Ortada muazzam bir matematiksel kod, enformasyon ve tasarım varsa,bunu var eden, maddeden bağımsız, mutlak bir ilim ve irade sahibi Yaratıcı vardır.
Şimdi imkansıza inanmakmı?
Yoksa 10⁴⁰⁰⁰⁰ de 1 olabilcek bir milyar kere imkansızın sebebini bir akıla bağlamak mı? kafayı kuma gömmektir.
Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa düşmüştür."
Nisa/136,
Asr suresi,
Bakara/6
Bu ve bununlar gibi ayetleri inkarmı ediyorsun.
Yani Kur'an'a rağmen iman gerekli bir araç değil mi diyorsunuz?
Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları işler, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu kül gibidir. Kazandıkları hiçbir şeyin yararını göremezler. İşte bu, derin bir sapıklıktır. İbrahim/18
İnkâr edenlerin yapıp ettikleri, susamış kimsenin geniş düzlüklerde görüp su zannettiği serap gibidir; sonunda gelip ona ulaşınca orada bir şey bulamaz. Fakat Allah'ı bulur; O da kendisinin hesabını eksiksiz görür. Allah, hesabı çok çabuk görendir. Nur/39
İnsanın birine 'dur' demesiyle, o kişinin ses dalgası olması gerekmez. Yaratıcı'nın kelam etmesi, O'nun insan formuna girdiği değil, varlık alemine iradesini bildirdiği bir bilgi aktarımıdır. Fail, fiiline dönüşmez.
Bir şeyi varlığıyla bilmek başka, mahiyetiyle kuşatmak başkadır. Yerçekimini biliyoruz, etkisini görüyoruz, ama yerçekiminin neden ve nasıl orada durduğunun nihai hakikatini fiziksel olarak kuşatamıyoruz. Bu, yerçekimi yok demek midir? Tanrı da akılla varlığı (delilleriyle) bulunur, ancak zatı (mahiyeti) insanın fiziksel sınırlı aklının kapasitesini aşar.
Yaratıcı'yı kendi zihninizde fiziksel bir nesne gibi tanımlayıp, sonra bu nesne mantıksız diyorsunuz. İslam teolojisi, Yaratıcı'yı aklın sınırlarına hapsetmek yerine, aklın kendi sınırlarını (acziyetini) fark etmesini sağlar. İman, akla hakaret değil,aklın kendi limitlerini görüp, mutlak bir hakikate teslim olma bilincidir.
Eğer yaratıcı her an her şeyi açıktanyöneten, kararları somut ve tartışmasız bir otorite olarak tecelli etseydi, merak, araştırma ve keşfetme arzusu tamamen sönerdi.
Özgür irade kalmaz,dikta edilmiş bir hayat oluşurdu.
Ateist eleştirilerde görülen kanıt beklentisi, aslında bu sistemin ontolojik yapısını (yaratıcının neden perde gerisinde durduğunun hikmetini) tamamen görmezden geliyor. Eğer o perde kalksaydı, ne insan,insan olarak kalabilirdi, ne de evrenin o büyüleyici entropiye karşı düzen kurma çabası bir anlam ifade ederdi.
Ve son olarak,ahiret tasvirlerinde anlatılan perdenin kalkması, yaratıcının cemaliyle müşerref olmak veya hakikatin çıplaklığıyla yüzleşmek, aslında bu hayatın nihayetiyle ilgili bir durumdur. Dünya hayatını, o nihai tecelli öncesindeki bir hazırlık ve inşa süreci olarak gören inanç sisteminde, dünyada aynı şeyi beklemek kategorik bir hatadır
@cumhur_erenturk Yılanın atası odun parçası mı oluyor şimdi . 🤔
O dal da Kavak dalı olabilir 38 kromozom.
Yılanların çoğu 36 veya 38 kromozom.
Tamam yılanarın ortak atası kavak ağacı. Bunuda çözdük
Akademik literatürde Sünnet, Kur'an'ın alternatifi değil, onun tarihsel, dilsel ve pratik bağlamıdır. Bağlamı koparılmış bir metin (Kur'an), okuyucunun elinde her yöne çekilebilecek plastik bir malzemeye dönüşür. Dolayısıyla peygamberin otoritesini dışlamak, metni korumak değil, metni başıboş bırakmaktır.
Eğer derseniz ki bilmeyenler bir bilene sorsun, o halde o bilen, peygamberden daha mı üstün ki ona güveneceğiz sorunu doğuyor. Buyrun siz çözün.