Şemdin Sırrı’yı anlatıyor.
Aha, bir üvey kardeşim de Sırrı’dır. Derler ki ayının dokuz türküsü varmış, hepsi ceviz üzerine. Sırrı’nın da 99 türküsü var, hepsi kardeşlik üzerine. Zaten başka bildiği yok.
Halkın karşısına çıkıp “Kardeşlik ve barış için çalışıyoruz, beni seçin ki kardeşlerime hizmet getireyim” diye propaganda yapıyor. Kimse sormuyor: “Sırrı Bey, iki kardeşin cezaevinde açlıktan kıvranıyor, kantinden ekmek alacak paraları yok. Sen ve kardeşlerin Muş’un zenginlerindensiniz; trilyonlarca ihale, yüz binlerce dolar AİHM parası… Neden bu kardeşlerine sahip çıkmadın? Kendi kardeşine bakmayan adam bize ne yapabilir ki?”
Keşke sahtekârlığı bununla kalsa.
Babam 1986’da vefat ettiğinde Sırrı, N., Görgü ve Haluk bir araya gelip mirası aralarında paylaşmak için plan yaptılar. Okuma-yazması olmayan kardeşlerimize “Vergi işlerini kolaylaştıralım” diye belgeleri imzalattılar. Beni gaip ilan ettirip tapuları üzerlerine geçirdiler. On sekiz kardeşin mirası dört kardeş arasında bölüştürüldü.
İşte Sırrı’nın kardeşlik anlayışı budur. Elinden gelse diğer üçünün de hakkını yer.
On yıldır hücredeyim; kimsesiz, parasız, sahipsizim. Bir gün olsun “Köyü kiraya verdik, hakkın budur” demedi. “Oteli kiraya verdik, payın budur” demedi. Bir insan olarak yapması gerekeni bile yapmadı. Ben buna kardeş demiyorum, insan bile diyemiyorum.
Başka insanlar durumumu bilse yardım elini uzatırdı. Sırrı biliyor ama kılını kıpırdatmıyor. Çünkü milletvekilliği için Apo’dan icazet alamayacağını düşünüyor. Kardeşliğini ve insanlığını satan adamdan bir şey bekleyenlerin canı cehenneme.
Dağda olduğum yıllarda bile bana ulaştırılan yüz binlerce dolar ve mark’ın bir kuruşu örgüte gitmediğini biliyorum. Yardım etmek isteyenleri de engellediğini, paraları cebe indirdiğini biliyorum.
Böyle kardeş yerin dibine batsın.
Bir de barış türküsü tutturmuş. Oğluna “Savaş” ismini koyup barıştan söz ediyor. Tek geçim kaynağı bu ikiyüzlülük. Yasal bir işi, geliri yok ama Çankaya’da lüks içinde yaşıyor. Değirmenin suyu savaş ve barıştan geliyor.
Devlet yetkililerine “Şemdin’i dağdan indirmek için çalışıyorum” diyor; örgüte “Savaş olmazsa hiçbir şey olmaz” diye tahrik ediyor. Tutuklandığımda bana “Neden dağdan indin, neden direnmiyorsun?” diye dırdır ederken, aynı günlerde HADEP’ten 150 kişinin atılması için isim listesi verdi.
İşte Sırrı bu: İkiyüzlünün dikâlâsı.
Şimdi de meydanlarda barış ve demokrasiden dem vuruyor. Demokrasi kim, Sırrı kim? Bu ülkede demokrat geçinenler Sırrı gibilerse vay halimize.
Kürd milli cemiyeti olan Xoybûn’un tarihini anlatacağımız hesabımız açılmıştır. Destek olmak ve daha çok kişiye ulaştırmak için RT yapabilir ve takip edebilirsiniz.
Kürd milletine hayırlı olsun.
Irak Kürdistanı, İran savaşında en ufak bir rolü, gücü ve niyeti olmadığı halde şimdiye kadar en fazla füze ve dronla vurulan yer oldu. Üstelik sadece “yabancı üs” veya onyıllardır orada aileleriyle kalan ve kayda değer hiçbir askeri faaliyeti olmayan İran Kürtlerinin kampları değil, havaalanından şehrin ortasındaki caddelere, binalara kadar rastgele her yer hedef alınıyor. Saldırıların çoğu Kürdistan’ın da parçası olduğu Irak’tan yapılıyor. Her durumda “Kürtler bilmem ne olmamalı” diye üst perdeden bağıran sivil kuruluş ve kişiler suskun. Bütün bu kesimler Azerbaycan ve Türkiye’ye nasıl atıldığı bile belirsiz ve NATO’nun engellediği bir-iki füze karşısında koparılan gürültüyü ise hak olarak görüyorlar. Neden? Çünkü Kürtleri kendileriyle eşit görmüyorlar. Senin için “güvenlik” sorunu, bizimse varlık sorunumuzdur.
Kürtlerin kimseye karşı vicdan veya vefa borcu yok. Kimsenin merhametine de ihtiyacı yok. Yüz yıldır bunu yaşayarak gördüler. Ne yapmaları gerektiğine kendi geleceklerini düşünerek karar verecekler.
@hatipoglufatihx Engel olmadığı gibi daha fazla ve kolay kullanılmasına da olanak sağladı. Argüman oldu hep. Yok kürtler için avantaj olur zaten. Cünkü bugüne kadar kendisi dışında bir oluşuma izin vermedi. Ya savaştı ya da ihanetle suçladı ve bir şekilde ya yok etti ya da büyümesini engelledi.++
Dr. @Abdülkadir Şen, Bahçeli’nin başlattığı süreç üzerinden yaklaşık 15–16 ay geçti; biz bu aralıkta anayasanın güncelleneceğini, ülkenin normalleşeceğini, dilin yumuşayacağını beklerken tam tersine Kürtlere küfür, hakaret, sorgu-sual ve üstten konuşma sıradanlaştı; şimdi de çıkıp “Dindar Kürtler neredeydi?” diye soruyorsunuz, ama bu gerçek bir soru değil, Kürt Müslümanlarına (aslında bütün Kürtler müslüman dır en az MHP-chp kadar)tek taraflı bir “sürekli ispat ve sürekli bedel ödeme” faturası kesmektir: PKK’ya da karşı savaşın, DAEŞ’e de karşı Savaşsın, İran’la da boğuşsun, Rusya’yla da kapışsın, ABD’yle de didişsin; her kriz çıktığında da gelsin size rapor versin, ama iş Türkiye’nin eski resmî teziyle, Türkçü ırkçı siyasal aklın dayattığı çizgiyle hesaplaşmaya gelince “sus” denilsin,bu adalet değil ki, konforlu bir tahakküm dilidir; üstelik o konforun siyasi zemini de yıllarca Kürtlerin, Kürt Müslümanlarının desteğiyle kuruldu O darbeci vesayet Kürtlerin desteği ile geriletildi!.
O zaman ben de aynı netlikle sorayım: “Müslüman Türkler neredeydi?” 80’lerde kendiniz neredeydiniz, babanız neredeydi; 70’lerde dedeniz neredeydi; 1925 lerda, 30’larda, 40’larda neredeydiniz? Şeyh Said nerede, mezarı nerede; onunla birlikte asılan müçtehitlerimiz, müderrislerimiz nerede; sürgün (Said Nursi mezarı bile yok) edilen âlimlerimiz nerede; aileleri hangi “devlet aklı”yla dağıtıldı; İstiklal/iskân mahkemelerinin gölgesinde kaybolan hayatlar için hangi camide, hangi kürsüde, hangi itirazda durdunuz? Biz “hiçbir yerde” cevabını acı tecrübeyle öğrendik( elbette var bir kac imanlı saygı değer insan ama çok az); bugün iktidar konforu üstünüze giyilince dönüp dolaşıp Kürt Müslümanına musallat olup hesap sormak, zalime değil mazlumiyete kızmaktır! Başka işiniz mi yok ?; terazi böyle şaşarsa, bende gelir tartanı tartarım haklı olarak.
ma böyle oli bremin, insaf sizin mahalleden hiç mi geçmemiş?