Îro, min li Şamê pêşwazî li birayê xwe yê hêja, Serokê Herêma Kurdistana Iraqê birêz Nêçîrvan Barzanî kir @IKRPresident . Di hevdîtinê de me behsa peywendiyên dualî û rêyên xurtkirina hevkariyê kir, bi awayekî ku xizmeta aramiyê û berjewendiyên her du gelên me bike.
Em wan xwedîlêderketin û mêvandariya ku Herêma Kurdistanê di salên borî de ji bo gelê me pêşkêş kiriye, bilind dinirxînin û em li hêviya berdewamiya xebata hevbeş in, bi giyanekî hevkarî û biratiyê ku cîrantiya baş xurt bike.
Ji bo Diyar Dersim:
Bêhurmetiya li Ala Kurdistanê qebûl nabe. Kesê ku ji Ala Kurdistanê re bêhurmetî dike, ne şeref heye ne jî namûs.
Ala Kurdistanê xeta sor a gelê me ye.
Ferhat Tunç’un protest müzik adı altında söylediği Türkçe arabesk şarkı ve türkülerle zamanında Kürt gençlerini dağa ya da zindana nasıl yönlendirdiğini bilmesek ahlakçılık yapmasına belki bir şey demezdik. Ferhat Tunç binlerce Kürt gencinin ve annelerinin bedel ve gözyaşlarını sömürmüş biridir. Bunu bildiğimizi bilerek konuşsun. Çünkü bunu çok kişi bilecek.
Kürt Sanatını Hedef Alan Hegemonya ve Sömürü Sistemi
Kürt sanatçılarının eserlerine ve emeğine yönelik gasp, sömürü ve korsanlaştırma; yalnızca değerli sanatçımız Mem Ararat’ın yaşadığı münferit bir olaydan ibaret değildir. Aksine bu durum, yıllardır Kürt müziği ve sanat üretimi üzerinde kurulan sistematik bir sömürü düzeninin parçasıdır. Bu sömürü düzeni sadece ticari bir nitelik taşımamakta; aynı zamanda Kürt sanatı ve siyaseti üzerinde hegemonya kuran ideolojik bir yapının parçası olarak işlev görmektedir.
Türkiye ve Kürdistan’da Kom Müzik, Avrupa’da ise Mîr Müzik adı altında faaliyet yürüten yapılar; sanatçıların eserlerini ve tüm telif haklarını ellerinden alarak birçok müzisyeni mağdur etmiştir. Ben de farklı bir boyutta olsa dahi bu mağduriyeti bizzat deneyimlemek zorunda kalan sanatçılardan biriyim.
Geçmişte Mîr ve Kom ile bağlantılı çevreler, çeşitli etkinliklerde satmak üzere benden belirli miktarlarda CD talep etti ve ben de kendilerine bu ürünleri sağladım. Ancak sattıkları bu CD’lerin ödemelerini şahsıma yapmayarak emeğimi gasp ettiler. Bu konuyu, PKK’nın etki alanında sanatçı olarak aktif olan çok sayıda isimle görüşmüş olmama rağmen maalesef hiçbir çözüm üretilmedi. Bu sorumsuz yaklaşımın bir sonucu olarak müziğimi bir daha asla bu yapılara teslim etmedim.
Uğradığım haksızlığı ve bu konudaki temel şikayetimi, özellikle SES Plak özelinde de kısaca dile getirmek istiyorum:
1990’lı yıllarda, Etem Güner ve Hasan Güner’e ait bir şirket olan SES Plak ile imzaladığım anlaşma, toplamda beş albümü kapsıyordu. Bu anlaşma; karşılıklı imzalanmış, usulüne uygun, şahitli ve tasdikli bir sözleşmeye dayanmaktaydı. Ancak üzerinde mutabık kalınan ödemeler belirlenen süre zarfında yapılmadığı ve bu ödemelerin tarafıma ulaşmayacağı kesinleştiği için, avukatım aracılığıyla sözleşmeyi hukuki olarak feshettim ve eserlerime ait tüm dağıtım haklarını geri aldım.
Buna rağmen söz konusu beş albüm; SES Medya, SES Müzik ve SES Plak gibi çeşitli yeni isimler altında, bugüne dek yasa dışı bir biçimde dolaşımda tutulmaya devam etmiştir. Bilinmesini isterim ki; bugün piyasada gördüğünüz ve üzerinde SES logosu bulunan eserlerimin pek çoğu iznim olmaksızın dağıtılmaktadır; bu hırsızlık ve korsanlık düzeni hâlâ sürmektedir. Aydın Plak ve Koçer Plak (Müzik) gibi albümlerimden bir veya ikisini yasa dışı yollarla kopyalayıp dağıtan diğer şirketlerin adını ise şimdilik sadece zikrederek geçiyorum.
Bu sorun yalnızca birkaç sanatçıyı etkilemekle kalmayıp, tüm Kürt sanat ve kültür camiasını yakından ilgilendirmektedir. Bizler sesimizi yükseltmediğimiz müddetçe bu sömürü düzeni varlığını sürdürmeye devam edecektir.
Bu nedenle; tüm Kürt sanatçılarına, müzisyenlerine ve bestecilerine sesleniyor; onları maruz kaldıkları haksızlıkları dile getirmeye ve yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşmaya çağırıyorum. Sessizlik, yalnızca bu adaletsiz düzeni ayakta tutmaya ve kalıcı kılmaya hizmet eder.
Şayet bu konuda hukuki destek sunmaya istekli avukatlar veya hukuk profesyonelleri olursa, sanatçıların güçlerini birleştirerek ortak bir hukuk mücadelesi yürütmelerini tüm kalbimle desteklediğimi özellikle vurgulamak isterim. Kürt sanatının, dilinin, kültürünün ve kültürel üretiminin korunması hepimizin ortak ve tarihsel sorumluluğudur.
42 yıldır Kürt sanatçıları bastırmaya, terörize etmeye ve silmeye çalışıyorlar.
Bu sistemi ortadan kaldırmalıyız.
Değerli Mem Ararat’a yapılan bu haksızlığı bir kez daha şiddetle kınıyorum.
Gün içerisinde binlerce kişi “hırt”, “keko”, “barzo”, “zagros sıçanı”, “mayın eşekleri”, “berdel çocuğu”, “ensest” vb sözler sarf ederken uyuyor taklidi yapan dem taife ve uzantı kurum ve kişilikleri; söz konusu “Ermeniler” olunca duyarlılıkta doruğu yaşıyor. Ne kadar tuhaf di mi?
Vay bee!
Dünyaya ilham verdiğini iddia "Rojava Devrimi"nin kadın savaşçıları IŞİD artığı cihatçılara, bizi emrinize alın diye yalvarıyor..
https://t.co/IY0cAcnWnw
@DenizAmed2121_ Hele bir tane Arap gelsin de Erbil'de, Dohuk'ta, Süleymaniye'de Kürdistan bayrağını indirip sadece Irak bayrağı assın bakalım. O bayrağın direğini nasıl da o Araplar'ın götüne sokarlar. Ama sizde zerre onur olmadığı için Kobani'de Arap bayrağı dikmelerini köpekçe savunuyorsunuz
@DenizAmed2121_ Hele bir tane Arap gelsin de Erbil'de, Dohuk'ta, Süleymaniye'de Kürdistan bayrağını indirip sadece Irak bayrağı assın bakalım. O bayrağın direğini nasıl da o Araplar'ın götüne sokarlar. Ama sizde zerre onur olmadığı için Kobani'de Arap bayrağı dikmelerini köpekçe savunuyorsunuz