.
"... yanlış anlama kendiliğinden meydana gelir, anlamayı ise her noktada istemek ve aramak gerekir."
—Schleiermacher
.
.
["Hermeneutik (1819)", KGA II: 4, 127]
İnsan, neyi arzulayacağını bağımsız ve özgür bir iradeyle seçmez. Neyi arzulayacağımızı bize Öteki’nin simgesel düzeni (dil, toplumsal normlar, ebeveyn beklentileri, kültür) öğretir. Öznenin "kendi özgün arzum" dediği şey, çocukluktan itibaren Öteki’nin söyleminden süzülen, onun eksik bıraktığı ya da değer atfettiği imleyenlerin (signifiant) bir kopyasıdır.
"Mutluluğa ulaşmanın, yaşamdan tatmin olmanın yolu: acıdan sakınmak değil, acıyı doğal bir şey, iyi olana erişmek için çabalarken karşımıza mutlaka çıkacak bir basamak olarak görmekti."
birbirimize biçtiğimiz ölçülerin de hükümlerin de bir ötesi var. o gün geldiğinde hepsinin ne ifade ettiği anlaşılacak. belki de bu yüzden: ‘ebedi yurdumuza göçtüğümüzde kim aşırı, kim normal, kim abartıyor, kim boş veriyor hepimiz göreceğiz.’
" Sanat nedir..?
İlan-ı aşk etmek gibidir...
Birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuza dair bir bilinç.
Bir itiraf. Bilinç dışı olsa da yaşamın gerçek anlamını yansıtan bir edim...
Aşk ve fedakarlık..."
Andrei Tarkovsky's Cinema 🎬
Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.
Dünyânın ufku, gözlere gittikce târ olur.
Her gün sürüklenip yasamak rûha bâr olur.
yahya kemal
belki bir akşamüstü rüzgârıyla, belki bir cümlenin tam ortasında, hiç olmadık bir sahnenin içinde hatırlanırız. belki de kimsenin hiç fark etmediği küçük bir detay olarak kalırız. başkasının zihninde yalnızca birer emanetiz. ne zaman hatırlanacağımız ne zaman silineceğimiz meçhul
Derrida'ya göre aşk, sanıldığı gibi bir "tamamlanma" değil; aksine kaçınılmaz bir eksikliğin kabulüdür. Birini sevmeye başladığımız an, örtük bir kabulle birinin diğerinden önce gideceğini kabul eder, henüz yaşanırken bile içinde bu öngörülen yasın kederini taşırız.
çünkü o kederli bir haldir ve ona dayatılacak her kural meselenin çözümüne yardımcı olur. Oysa aşka kurallar dayatmak insan budalalığının ta kendisidir...
Ulus Baker, "Ethica Okumaları"nda aşka yapılan en büyük hakaretin karşıdakini belli şartlar dahilinde sevmek, yani aşka koşullar dayatmak olduğunu söylüyordu. Düşmanlığa (savaş, dava, vesaire) kurallar dayatmak gerekir,