@06melihgokcek Siz nasıl zavallı bir insansınız. 25 yıl BB yapmış bir adam, bu kadar utanmazca bir paylaşım nasıl yapar. Süründüğünü görmeyi çok beklersin. Ki görüntü geçmişten
@kivilcimgen Ne olursa olsun, tünelin ucundaki minnacık ışık olan Özgür Özel ve Yeni Parti' ye kredim mevcuttur. KK gibi birine 13 seçim kredi verdik. Bize Ekmeleddine oy verdirdi. Bunu bile yaptığımıza göre, şu an hemen ilk terslik te oynamıyoruz demeyi çok yanlış buluyorum.
@SimonettaVspc Tamamen size katılıyorum. Ö. Ö' in durumunu, darağacında boynunda ip olan birine benzetiyorum. Ya ipi gevşetmek için zaman kazanacak ya da ayağının altındaki sandalye kayıp gidecek.
@TCAytunCiray@hilmihacaloglu Hain Mutlaka hiç sorunumuz? 2.5 yıldır masrafları kim ödüyor diye. Yeni partimize biz destek olacağız, derdi size mi düştü
➖“Kemal Bey bağış paraları ne oldu, açıkla!”
⭕️Fatih Altaylı, cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde milyonlarca lira bağış toplayan ve banka hesabına aktarılan Kılıçdaroğlu’na bu paraların akibetini sordu:
⭕️“Şimdi kamuoyu bir başka paranın akıbetini sormak istiyor.
⭕️Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı sırasında toplanan “Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu Bağış Kampanyası”nda toplanan paranın akıbetini.
⭕️Biliyorsunuz, cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında adaylar bağış toplayabiliyorlar.
Muharrem İnce adayken farklı bankalarda açtığı hesaplarda bağış topladı.
⭕️İnce son derece şeffaf biçimde 143 bin vatandaştan 25,9 milyon TL bağış topladığını açıkladı.
⭕️Bu o günkü kurla 4 milyon 700 bin dolar ediyordu.
(Ali Tarakçı’nın araştırması)
⭕️Kemal Kılıçdaroğlu da bağış kampanyası yaptı.
⭕️İş Bankası, Ziraat Bankası ve Vakıfbank’ta açtığı hesaplarda bağış topladı.
⭕️Ancak Fizik Öğretmeni Muharrem İnce’nin aksine, maliye müfettişi Kemal Kılıçdaroğlu bu bağışların ne kadar olduğunu, nereye nasıl harcandığını, tamamının harcanıp harcanmadığını hiç ama hiç açıklamadı.
⭕️Muharrem İnce 4,7 milyon topladı ise Kılıçdaroğlu büyük ihtimalle bunun birkaç katı bağış toplamış olmalı. Ama biz bunu öğrenemedik.
🔴Her yerde arınmadan, temizlikten bahseden Kayyum Kemal Bey, bu halkın Cumhurbaşkanı seçilmesi için ona yaptığı bağışları hiç ama hiç açıklamadı.
⭕️Hesabını vermedi.
⭕️Büyük ihtimalle “tıpış tıpış” mantığı ile “Bana bağışladınız, size mi hesap vereceğim?” diye düşündü.
⭕️Tıpkı benim iki yıldır sorduğum, “Kemal Bey bunca ofis, bunca çalışan, bunca lüks araç, bunca masrafın finans kaynağı ne?
⭕️Emekli maaşınızla mı karşılıyorsunuz, birileri destek oluyorsa kim ve ne için destek oluyor?” sorularıma yanıt vermediği gibi.
⭕️Ve kim bilir belki de Kayyum Kemal Bey o bağışlarla gelen parayı cumhurbaşkanı seçilmek için değil, CHP’nin başına yeniden geçme yolunda kullanmayı tercih etti.
⭕️Ben yine de soruyorum, arınmadan bahseden Kayyum’a.
⭕️“Bağış paraları ne oldu? Açıklayın.”
Mahkeme başkanı “takvime uyun, pazarlık yapmayın, savunma hakkı sınırsız bir şey değil” dedi. İmamoğlu, “niye geriliyorsunuz” diye yanıt verdi. Mahkeme başkanı devam edilirse İmamoğlu’nu salondan çıkaracağını söyledi.
Ekrem İmamoğlu: Siz bana “Tamam” dediniz. Ama Perşembe günü gelip sıralamayla ve zaman planıyla ilgili konuştuğumda “Hayır” dediniz. En son “Konuşmayacaksınız, Fatih Bey sona kalacak” dediniz. Hatta “Uzar ise Fatih Bey 10 Ağustos’ta devam eder” dediniz. Dolayısıyla kararı değiştiren siz oldunuz.
Ama bugün hiç karar değiştirmemişsiniz gibi bana ithamda bulunmanız, “Birkaç gün duruşma yapamadık” diyerek başta yaşanan olaylardan dolayı beni suçlamaya kalkmanız çok tek taraflı bir yaklaşımdır. Yanlıştır. Sizi de Türk yargısını da yaralar.
Ortada sadece bir hak arayışı vardı. Taleplerimizi dile getirdik. Kaldı ki sözünü ettiğiniz durum dört aylık yargılamada yalnızca iki-üç günlük bir süreçtir. Bugün yanılmıyorsam 64. duruşmadayız. Dört gün yarıda kesilmiş bir duruşma, dört aylık yargılamanın kusuru olamaz.
Bir şey daha eklemek istiyorum. Ben soru sorarken kısa bir açıklamayla soruya geçmek istediğimde her defasında bana, “Ekrem Bey, savunma sıranız geldiğinde bunları uzun uzun anlatırsınız. Burada niye bu konuya giriyorsunuz?” dediniz. Şimdi o gerekçeyi bugüne taşımanızı doğru bulmuyorum. Bu durum adil yargılanma hakkının ihlaline doğru gidiyor.
Ekrem İmamoğlu davası, yani İBB davası, bu mahkeme salonuna sığacak bir dava değil. Biz burada aynı zamanda yüce Türk milletine konuşuyoruz. Bu dava siyasi bir davadır. Bu sadece benim değil, kamuoyunun büyük çoğunluğunun kanaatidir. Böyle bir davada bana “Dört-beş saatte konuş, avukatların da savunmasını bitirsin” derseniz, bugüne kadar verdiğiniz bütün emekler boşa gider.
109 arkadaşımın bazen tek bir eylemini yarım gün, bazen tam gün dinlediniz. Bu sizin takdirinizdi. Şimdi gelip 2 bin 500-3 bin yılla yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını kısıtlıyorum demeniz size zarar verir. Kürsünüze zarar verir, Türk yargısına zarar verir. Size verdiği zararı umursamıyorum; onunla siz baş başa kalırsınız. Ama Türk yargısı zarar görür.
Bu nedenle kararınızı hem kendinizi, hem heyetinizi, hem bu sürecin siyasi sorumlularını, hem bizim adımıza açıklama yapan siyasetçileri hem de Türkiye’nin yargısını düşünerek vermeniz gerekir.
Bir iki hatırlatma yapmak istiyorum. On gündür 203 uygulanıyor. Savunmamın hangi gün yapılacağı, hangi sırada olacağı konusunda bir dayatma yaşanıyor. “Ekrem İmamoğlu’nun savunması mutlaka 9 Temmuz’da bitecek” anlayışı izah edilemez.
Bugün burada ne konuşacağıma siz karar veremezsiniz. Böyle bir şey mümkün değil. Savunmamın içeriğini ben belirlerim. İddianamede, mensubu bulunduğum siyasi parti olan CHP’nin ele geçirilmesi sonrasında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi amacıyla hareket edildiği iddia ediliyor. İşin temelinde Cumhurbaşkanı adaylığı var. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın bu sürece nasıl dahil olduğu konusundaki düşüncelerimiz var. Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye’ye bakışı var. Elbette burada yargılanan arkadaşlarımızın kendilerini savunmaları da var.
63 duruşma bitti. Tek bir delil, tek bir belge, tek bir ses kaydı bu salonda ortaya konulamadı. Biz iddia makamının yaklaşımını zaten hukuk cinayeti olarak görüyoruz. Ama sizden beklentimiz, Türk yargısının daha fazla yıpranmasına izin vermemenizdir. Kimsenin yere düşen Türk yargısına tekme vurmasına müsaade etmeyin.
Beni susturmanın ne faydası var? Dünya liderleri Türkiye’deyken, Ankara’da böyle bir atmosfer varken Ekrem İmamoğlu’nun susturulmasını hangi ülkeye, hangi muhataba izah edebilirsiniz?
Mahkeme Başkanı: İtirazlarınızı sabırla dinliyoruz. Bu programın bu kadar gecikmesine heyet olarak biz sebep olmadık. Yargılama boyunca savunma hakkına müdahale etmedik. Ancak iyi niyetli olmayan birtakım davranışlarla süreç bu noktaya getirildi.
Bizim sizi susturmak gibi bir durumumuz söz konusu değil. Bir program yaptık. Bu programı avukatlarınızın ve tüm sanıkların huzurunda açıkladık. İlk celsenin hangi gün tamamlanacağını söyledik. Buna rağmen sürekli uzatmaya yönelik pazarlıklar yapıldı. Bu nedenle iki gün fazladan süre kullandık. Bu süreyi de sizin savunmanıza ekledik.
Ekrem İmamoğlu: Hangi iki günü kaybettiniz sayın başkan? Hangi pazarlık?
Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, şu anda da aynısını yapıyorsunuz. Bakın, yargılamanın bir usulü var. Mikrofonu alıp…
Şu an huzurdasınız. Hakkınızdaki isnatlar belli, iddianame belli. Dört aydır yargılama sürüyor. Üstelik tensip zaptından duruşmaların başlamasına kadar da sekiz aylık bir süre geçti.
Burada artık iki seçenek var: Ya savunmanızı alacağız ya da savunma yapmıyorsanız susma hakkınızı kullandığınızı zapta geçireceğiz ve celseyi kapatacağız. Takdir sizin.
@abakingurlek Yanılmıyorsam adalet bakanı yardımlığındam savcılığa terfi ettiniz, savcılıktan da bakanlığa, olmadığını bildiğiniz için durmadan bağımsız yargı diyorsunuz. Bağımsız bir yargıda İmamoğlu aynı günde 3 dava da savunma yapmak zorunda kalabilir mi?
@oktay_saral Haklısınız, biz açlık sınırının altındaki emekli maaşlarını, her geçen gün artan hukuksuz uygulamaları, enflasyon canavarını, emekli maaşına denk kiraları, çarşı-marketteki her gün değişen fiyatları konuşmalıyız. Siz de tabii. Yğkselttiğiniz tek şey açlıktır.
Sayın ahalimiz, dün Silivri’de çok ağır şeyler yaşandı. Mahkeme heyeti 9 Temmuz’da duruşmayı bitireceğim diye ateş saçtı.
15 aydır tutuklu olan Ekrem Başkan’ın ifadesini ve dolayısıyla savunma hakkını kısıtlıyor, sorgu sırasını değiştiriyor.
Davanın Ekrem Başkan’dan sonra en çok suçlanan isimlerinden ve dinlenecek son tutuklu olan Fatih Keleş’in sorgusunu 10 Ağustos’ta başlayacak olan 2. celseye atıyor (Bu son derece marjinal bir durum).
Öyle ki Ekrem Başkan’ın “9 Temmuz’da değil de 14 Temmuz’da bitirirseniz hepimiz ve avukatlarımız hazırladığımız savunmalarımızı yapabileceğiz” demesine ve 5 gün gibi kısacık bir süre talep etmesine rağmen Heyet -asla anlayamadığımız bir şekilde- 9 Temmuz’da bitireceğim diye adeta gözü dönmüşçesine Ekrem Başkan dahil bir kısım meslektaşımızı, milletvekillerimizi ve izleyicileri duruşmadan men etti.
Bizler de duruşmayı terk ettik. Bir avuç insan dışında.
Bunun üzerine, Murat Ongun’un avukatının kalan savunması dinlenmedi, kesildi, sıradaki tutuklu alındı, onun da tansiyonu 19’a çıktı hastaneye kaldırıldı, ardından bir sonraki tutukluya geçildi.
Şimdi hepimiz kara kara düşünüyoruz; kalan son 1 tutukluyu dinlemeyecek kadar, 15 aydır bugünü bekleyen 2500 yılla yargılanan tutsaklarımızın hepi topu 2’şer 3’er günlük savunmalarını bile dinlemeyecek kadar, savunma haklarını ellerinden alacak kadar, savunmanın bütünlüğünü paramparça edecek kadar ne oldu?
9 Temmuz’dan sonra ne olacak?
Deniz Göktaş’ı hepimiz çok seviyoruz, yaşadıkları, her birimize yaşatılan her haksızlık kadar bizleri etkiledi fakat dikkati azıcık da Silivri’ye çevirmenizi rica etsem ayıp etmiş olur muyum?
Çünkü çoğunlukla farkında olmasak da fırtınanın gözündeyiz fakat en zifiri kısmına henüz girmedik. Bunu yazmaktaki amacım ise olan bitene dair farkındalığı uyandırmaktan ibarettir.
Öyle bir makina çalıştırdılar ki Deniz için, sosyal medya ve anaakım yetmedi, bugün 90 bin camide Cuma cemaatine de anlattılar. Dehşet verici bu paniğe rağmen yine de toplumun istedikleri kadar büyük kısmını ikna edemediler. Hakikati hemen herkes görüyor, Deniz, Erdoğan’a dedikleri için hapiste tutuluyor.
Sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün…
Devlet ise “gülme sırası bizde” deyip komedyeni gözaltına almış.
Gülmek serbest, güldürmek şüpheli;
şaka yapmak kabahat, şakaya alınmak devlet ciddiyeti.
Memleket, kahkahaya bile tutanak tutuyor. #DenizGöktaş
Bir öğrencinin, fotoğraf çektirmek istemediği gerekçesiyle mezun kartının iptal edildiği ve 5 yıl süreyle kampüse girişinin yasaklandığı iddiası doğruysa, bu durum üniversitenin bilimle değil baskıyla yönetildiğinin göstergesidir.
Üniversiteler itaatin değil, özgür düşüncenin mekânıdır. Hiçbir öğrenci, iradesini ortaya koyduğu için eğitim hayatı boyunca cezalandırılamaz.
Öğrencilerin haklarını korumak yerine onları susturmaya çalışan anlayış, üniversitelere en büyük zararı vermektedir.
Bu okuldan elinizi çekin! Üniversiteler siyasi hesapların değil, gençlerin ve bilimin yuvasıdır.
Gencecik bir komedyen Deniz Göktaş…
Kimseyi öldürmedi, saldırmadı, hırsızlık yapmadı, milletin hakkını yemedi.
Ak Parti’nin kara düzeninde bir gösteri yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. Ama kaçmayıp ülkesine dönen Deniz, bugün “kaçma şüphesiyle” tutuklandı.
Karşımızda, kendinden olmayana nefretle muamele eden bir rejim var. Halkın rızasından vazgeçmişler, dünyadaki tüm otoriterlerin yaptığı gibi zorbalıkla milleti sindirmeye çalışıyorlar.
Millette huzur da refah da bırakmadılar.
Deniz, bu kara düzenin mağdurlarından sadece biridir.
Ama artık bir dönüm noktasındayız.
Ya bu kara düzene kul olacağız ya da hep beraber Atatürk’ten miras Cumhuriyetimizin kazanımlarını savunacağız.
“Neşemizi çalamayacaklar” Deniz…
Ya otokrasi ya demokrasi!
Mizahın tamamen yasaklanacağı ve kabul görmeyeceği günlere doğru koşar adım gidiyoruz.
Plastip şovlardan, Soyut Padişah gibi oyunlardan geldiğimiz noktaya bakın.
Deniz Göktaş gibi korkmayan ve olması gerektiği gibi mizah yapanın başına gelenleri görün.
Yarın arkadaşlarınızla kendi aranızda bir siyasetçiyle ilgili konuştuğunuz zaman bile sesiniz içinize kaçtığında, fısır fısır ve korkarak konuştuğunuzda hatırlarsınız.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın