Cumhuriyetimizin spor sahalarındaki dünya markası A Milli Kadın Voleybol Takımımız şimdi de Avrupa Şampiyonu. 🇹🇷🏆
Tebrikler Cumhuriyetimizin aydınlık yüzü, tebrikler Atatürk'ün kızları...👏
Sizinle gurur duyuyoruz.
Hayatımın en bahtiyar anı, Yunan ordularını Afyon ve Dumlupınar Meydan Muharebeleri'nde imha ettiğim ve memleketimin kurtulduğunu bildiğim andı.
Mustafa Kemal, 1923...
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI 103 YAŞINDA! 🇹🇷
Sevr’den Lozan’a, 1920 Ağustos’undan 1923 Temmuz’una kadar yaklaşık üç yıl içinde Türkiye’nin ve Türklerin kötü kaderi tamamen değişti. Bu, modern insanlık tarihindeki en etkileyici, en şaşırtıcı ve en ilham verici değişimlerden biridir. Lozan Barış Antlaşması bu büyük değişimin uluslararası tescilidir.
Lozan, Anadolu’nun ortasına sıkıştırılıp yok edilmek istenen Türklerin, kazandıkları büyük bir bağımsızlık savaşının ardından, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirdiği bir diplomasi savaşının zafer anıtıdır. Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye, uluslararası sistemin “ötekisi” değil, “eşit” ve “egemen” bir parçası olarak kabul gördü.
Lozan Barış Antlaşması, kurumlarıyla, değerleriyle tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne çok sağlam bir zemin hazırladı.
(Sinan Meydan, Lozan: Onurlu Barış", İstanbul, 2024)
Sevgili Öğretmenler , öğrenciler ,
LÖSEV İNCİ’LERİ projemiz ile ,
Okulunuza gelelim ve sizlere hem Lösemi hastalığını hem de LÖSEMİDEN KORUNMA YOLLARINI anlatalım .
Telefon :
0.312.447.06.60
* projemiz MEB protokolü kapsamındadır.
Sınırdan dönen zehirli ürünlerimizi dün Türkiye'nin gündemine taşımıştık.
Bunun yanı sıra; Almanya'ya ihraç edilmek istenen bir diğer parti biberimizde de güvenli limitlerin 10 katı Formetanate maddesine rastladığı duyuruldu.
Bu zehir tüccarları kamuoyuna açıklanmalı.
@TCTarim
Daha önce zerresini koyuyorlardı,
Artık onu da koymuyorlar!
Danone tarafından çilek görselleriyle satışa sunulan bu ürün çilek yerine yapay çilek aroma vericisi içeriyor.
Üründe ayrıca içeriği beyan edilmeyen başka aroma vericiler ve çilek rengi vermesi için renklendirici var.
https://t.co/oFNao5RG71
Gizliliği 2025'te kaldırılan arşiv belgesi, Kemalist hükümetin Hristiyan misyonerlikle mücadelesini göz önüne seriyor.
Alman misyonerleri Maraş'ta kimsesiz çocukları Hristiyanlaştırmaya çalışırken yakalanmış. Konu bizzat İçişleri Bakanlığı tarafından takip edilmiş.
Ülker tarafından uzun yıllardır "en tatlı sabahlar" sloganıyla satılan Çokokrem kakaolu fındık kreması içeriğinde sadece %4 oranında fındık bulunuyor.
Üründe ayrıca fındık aroma vericisi yer alıyor.
Ürün 100 gr'da 60 gr şeker içeriğiyle dikkat çekiyor!
https://t.co/u7hgdJ7xWd
Murat Ülker, İngiltere'de ürettiği peynirli krakere %9 oranında peynir koyarken,
Türkiye'de ürettiği Çizi'de %0,2 yani sadece binde 2 peynir tozu bulunuyor!
Bu çifte standardı milyonlara duyuruyoruz: Gıda Dedektifi'ne işte bu yüzden düşmanlık yapıyorlar!
https://t.co/5ASM3InaGx
GRAHAM FULLER VE YENİ TURKİYE
"Yeni Türkiye" kavramını aynı adlı kitabında eski CIA ajanı Graham Fuller kullanmıştı. Fuller, "Yeni Türkiye" derken "Yeni Osmanlıcı" laikliğin olmadığı bir Türkiye'den söz ediyordu.
G. Fullerin "Yeni Türkiye" kavramı daha sonra AKP iktidarı tarafından kullanıldı, kullanılıyor.
https://t.co/Or9kutdSTH
AKP’nin yeni servet transferi modeli❗️
AKP tarzı Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan Avrasya Tüneli’nde;
2025 yılında, garanti edilen araç geçiş sayısı tutmuş olmasına rağmen, Hazinenin Görevli Şirkete ‘Fiyat Farkı’ adı altında devasa tutarda ödeme yaptığını tespit ettik.
2025 yılında (12 ay);
Garanti edilen araç geçiş sayısı:
26.017.676 adet
Gerçekleşen araç geçiş sayısı:
27.554.003 adet
Buna rağmen Hazinenin şirkete ‘Fiyat Farkı’ adı altında yaptığı ödeme tutarı: 2.011.677.662 TL
2 Milyar Lira❗️
Bunun adı garantili soygundur❗️
Peki bu ‘Fiyat Farkı’ niye ödeniyor? ⬇️
Kaynak: Ulaştırma Bakanlığı Aylık Mali Tabloları, Avrasya Tüneli Geçişi Ücret Tarifesi
Evet, ben de laikliği savunuyorum. Hatta kitabını da yazdım.
Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET
Evet, laikliği savunmak Atatürk'ün en büyük mirasına laik Cumhuriyet'e sahip çıkmaktır.
Türkiye'de laik Cumhuriyet yoksa ulusal egemenlik ve demokrasi de yoktur, kadın hakları da yoktur. Laiklik yoksa yurttaşlık yoktur; yurttaşların eşitliğinden, aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünden söz edilemez. Laiklik yoksa toplumsal barış ve ulusal birlik bütünlük tehdit altındadır. Laiklik yoksa uygar yaşam da yoktur.
Türkiye'de laikliği savunmak "suç" değildir, laikliğe karşı çalışmalar yapmak suçtur.
Anayasasına göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiktir. (Anayasa Md 2)
Anayasa Md. 24:
"...Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
(....)
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
Laikliği savunmayı suç haline getirmek anayasayı suçlu ilan etmektir.
Kadını Kurtaran Devrim MEDENİ KANUN 100 yaşında...
“Medeni hukukta, aile hukukunda takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır.” (Atatürk, 1924)
100 yıl önce, 17 Şubat 1926'da 743 sayılı “Türk Medeni Kanunu” kabul edildi. Kanun, 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi.
Türk Medeni Kanunu ile Türkiye'de kadın, insanlık onuruna uygun medeni haklarına kavuştu.
"Kadını Kurtaran Devrim" Türk Medeni Kanunu, Atatürk'ün en büyük devrimlerinden biridir. Bu devrimin büyüklüğünü anlayabilmek için bu devrimden 100 yıl sonra bugün İslam dünyasına, İran'a, Afganistan'a, Orta Doğu'ya bakmak gerekir.
Türk Medeni Kanunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni laikleştiren devrimlerden biridir. Türkiye'de laiklik (laik hukuk) her şeyden önce kadın haklarının guvencesidir.
https://t.co/eQwMdDC9RD
İyileşene kadar değil ÖLENE KADAR LÖSEV’li olan
Tam 100 bin kişi ATATÜRK’ün huzurunda her şeyin üzerine and içtiler.
PES ETMEK YOK ‼️
MÜCADELE EDİYORUZ BİZ KAZANACAĞIZ ,
Özel RANT HASTANELERİ LOBİSİ değil LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIMIZ KAZANACAK .
Ölürüz de geri adım atmayız,
dönmeyiz
İnanılmaz bir kardeş ve göz yaşlarına boğan bir davranış .
Lösemili çocuklarımız 3 yıl süren tedavileri boyunca çektikleri acılar , zorluklar nedeniyle hepimizden çok daha fazlasını hak ediyorlar.
İşte biz ve siz tam 27 yıldır bunu yapıyoruz
İyi ki LÖSEV
İyi ki LÖSEV’liyiz 🥰
SİZLERİ GIDALARDA KULLANILAN TEKSTİL BOYASI KONUSUNDA UYARIYORUM...
Bugün sizlere Meksika'da üretilip Hollandalı bir firma tarafından "Hibiskus (Hatmi çiçeği) extraktı" veya "doğal renklendirici" adı altında pazarlanan bir maddeyi anlatacağım.
Bu aslında doğal değil, aksine kimyasal bir madde. Adı da; "Reactive Red 141.
Bu sentetik maddenin kullanılması gereken yer ise gıdalar değil, tekstil ürünleri!
Yanlış okumadınız; tekstil ürünleri!
Oysa ülkemizde çaylarla sucuk, salam ve sosis gibi işlenmiş et ürünlerine kırmızı renk vermekte ve pastacılık sektöründe ( red velvet cake vs.) kullanılıyor.
Üreticilerin çoğu; ithalatına izin verildiğine göre bu doğal (!) maddeyi kullanmakta sakınca yoktur düşüncesiyle alıyor.
Aromatik maddeler üreten Murat Yasa, kuşku üzerine hem Almanya'da, (Alman Gıda Teknolojisi Enstitüsü) hem de Türkiye'de kendi lâboratuvarlarında analiz ettiriyor ve "Hibiskus Ekstract" ya da "doğal renklendirici" adıyla satılan maddeyle ilgili gerçeği ortaya çıkarıyor.
Ve belgeleri Tarım ve Orman Bakanlığı ile CİMER'e bildirerek yurttaş olmanın sorumluluğunu yerine getiriyor. Ama 2 yıldır bu sentetik maddeyi yasaklatmayı başaramıyor.
Sizi bir kez daha uyarıyorum;
İçinde bu maddenin bulunduğu ürünleri almayın, kendinizi ve yakınlarınızı kanserojen tekstil boyalı gıdalardan uzak tutun...
(Not: Kafanızı karıştırmamak için analiz belgelerini kullanmadım.)
Şeyh Sait'i aklamaya kalkmak, Atatürk'ü ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yargılamaya kalkmak!
Şeyh Sait, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni daha doğarken boğmak için etnik ve dinsel temelli, gerici, bölücü bir SİLAHLI İSYAN başlattı. İsyancılar, illeri, ilçeleri işgal ettiler, kamu binalarını yağmaladılar, asker sivil yetkilileri şehit ettiler.
Atatürk'ün yönettiği Türkiye Cumhuriyeti, Şeyh Sait İsyanı'nı bastırdı. İstiklal Mahkemesi, Şeyh Sait ve isyancı elebaşlarını "vatana ihanetten" idama mahkum etti.
Atatürk Türkiye'sinin, Cumhuriyeti daha doğarken boğmaya çalıştığı için SUÇLU bulup idam ettiği Şeyh Sait'i eleştirenleri, idam gerekçesini hatırlatanları, "anısına hakaret" adı altında yargılamaya kalkmak SUÇU ve SUÇLUYU ÖVMEK demektir. Suçu ve suçluyu övmek de yasalarımıza göre SUÇTUR.
Atatürk Türkiye'sinin suçlu bulup idam ettiği Şeyh Sait'in "anısına hakaret" suçu icat edip, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını bu gerekçeyle yargılamaya kalkmak Atatürk'ü ve Türkiye Cumhuriyeti'ni yargılamaya kalkmaktır.
https://t.co/fakyExOPIQ
Atatürk'ün izinde, tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin yurtsever aydınlarından, bilim insanlarından Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002'de öldürüldü.
Hablemitoğlu öldürülmeden sadece 4 gün önce Eskişehir'deki son konferansında bakın neler söylemişti:
"Bütün bu tarikatlar, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bu tarikatlar, bütün dünyada Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliklerinin koruması altında. Adeta cirit atıyorlar. Ve bundan Türkiye de nasibini fazlasıyla alıyor. Sadece bizim kendi tarikatlarımıza destek vermekle kalmıyorlar. Kendi tarikatlarını bu anlamda Türkiye'ye ve bütün dünya ülkelerine gönderiyorlar. Bakın Çin hükümeti tarikatı yasakladı. Ve Falun Gong tarikatının lider kadrosunun canını kurtaramayanları idam etti. Tarikatın lideri şu an Philadelphia'da. Buna karşılık bakıyorsunuz Moon Tarikatı, aynı şekilde bütün dünya için öngörülen tarikat, lideri yine aynı yerde. Türkiye için öngörülen Fethullahçılık. Fethullah Gülen yine aynı yerde..."
Necip Hablemitoğlu, Atatürk'e, Atatürkçü düşünceye, bağımsız, laik Cumhuriyete sahip çıkıp tarikatlara, cemaatlere ve bölücü teröre karşı çıktı ve katledildi.
Hep Hablemitoğlu gibi Atatürkçü ve Cumhuriyetçi aydınlar katledildi, ancak nedense hep Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları mağdur pozlarında...
Atatürkçü, yurtsever aydınlar alçakça katledildi, ancak Atatürkçü düşünce öldürülemedi, öldürülemez.
Anısına saygıyla...
Çarpıtmaya Cevap 👇
1) 5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşeti diye sunulan gazete kupürü, o günkü gazetenin manşeti değil. Gazetenin o günkü manşeti şu: "İtlaya Uluslar Kurumunun kararından memnun olmadı"
Yukarıdaki paylaşımda ise açık bir fotoşop hilesine başvurulmuş; gazetede birinci sayfada, sağdaki haber kesilip gazetenin ana manşetiymiş gibi gösterilmek için gazetenin adının tam altına yapıştırılmış.
Yalnız, aldatmaca bununla sınırlı değil.
2) Gazetenin birinci sayfasında sağ tarafta yer alan "Atatürk yarım bir ilahtir. Türklerin babasıdır" biçimindeki başlık ise Cumhuriyet gazetesinin bir iddiası, bir yakıştırması veya Cumhuriyet gazetesi yazarlarının bir yazısına ait bir manşet değil; o haberin daha ilk cümlelerinde ifade edildiği gibi "Fransız muharrir Marcel Sauvage'nin Türkiye'ye dair Paris'te İntrantsigeant gazetesinde" yayımlanan makalesinden bir alıntı. Yani Cumhuriyet gazetesi, Fransız gazetesinde çıkan Fransız M. Suavage'nin makalesini yayınlarken o yazarın bir cümlesini tırnak içinde haberin başlığı yapmış. Böylece Cumhuriyet gazetesi, Atatürk'ün Avrupalı bir yazar tarafından ne kadar büyük bir değer olarak görüldüğünü anlatmak istemiş.
Aldatmaca bunlarla sınırlı değil. Asıl büyük tahribat Kemalizm ve Atatürk konusunda yapılmış.
📌Neymiş, sözün ona 1935'te Atatürk karar süreçlerinden çekilmiş miş! Koca bir yalan! 1935 yılında Atatürk sapasağlamdır ve karar süreçlerinin en tepesindedir. Üstelik sadece iç politikada ve yapılan devrimlerde değil aynı zamanda dış politikada da karar süreçlerininin merkezindedir. İçeride kültür devrimini, dil ve tarih çalışmalarını, ekonomi konusunda atılan adımları çok yakından izlerken, dışarıda da Boğazlar ve Hatay sorunu gibi sorunlar için bizzat ve gece gündüz devam eden bir mesai harcamaktadır. 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve 1938'de Hatay'ın bağımsızlığı Atatürk'ün büyük çabasının eserleridir.
İkincisi: Neymiş! Atatürk'ü Kemalizm'den kurtarmak gerekir miş?Burada da Atatürk' ü sahipleniyormuş gibi yaparken Kemalizm'e saldırıyor. Bunu yaparken de kesip biçtiği ve bağlamından kopardığı bir gazete kupüründan hareketle "Kemalizm" ile Atatürk'ü" ayrıştırmaya çalışıyor. Bunu yaparken ya şark kurnazlığıyla veya cehaletle, KEMALİZM kavramının bizzat Atatürk tarafından kullanıldığını, Atatürk'ün isteği ve hatta bizzat Atatürk'ün el yazısı ile yazdığı KEMALİZM tanımının 1935 CHP PROGRAMINA konulduğunu GİZLİYOR.
Evet yanlış okumadınız! Atatürk, 1935 CHP Programına Kemalizm'i koydurmuştu. Atatürk, CHP'nin ilkelerini KEMALİZM PRENSİPLERİ diye tanımlamıştı. (Kemalizm konusunda ayrıntı için bkz.👇)
https://t.co/1N9149UoPu…
Bu arada Atatürk döneminde ve Atatürk'ten sonra Atatürk'ü ilahlaştırmaya kalkanlar olmuştur. Bu durum genelde Doğu toplumlarında has "lider kültü" yaratma psikolojisiyle açıklanabilir. Bu sadece Atatürk'e ve Atatürk döneminde özgü de değildir. Bugün başka liderler için de pek çok örneği vardır.
Ayrıca burada göz ardı edilmemesi gereken şey şudur: Atatürk kendisine yönelik aşırı yüceletmelerden hep tlrahatsız olmuş, bu kişileri her fırsatta uyarmıştı. "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır..." "Benim manevi mirasim ilim ve akildir..." diyen Atatürk "ilahlaştırılmayı" hiç bir zaman benimsememişti.
Kuşkusuz, her "Kemalistim" diyen kişi de Atatürk'ü ve Kemalizm'i temsil etmez. Kemalizm'i yanlış anlayan, bağlamından koparan, Kemalizm'le uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler de olmuştur, bugün de vardır. Ancak bu her ideoloji, her görüş ve hatta her inanç için geçerlidir. Çeşitli örneklerden yıla çıkıp genellemeler yapmak yanlıştır.
Sonuç olarak demem o ki, sosyal medyada gördüğünüz bu tür çarpıtmalara karşı dikkatli olun.
Atatürk'ü Kemalizm'den koparma çabası, Kemalizm'i seytanlaştırma ve Atatürk'süz, Atatürkçü değerlerden arındırılmış bir "Yeni Türkiye" yaratmak isteyen Siyasal İslamcıların taktikleriden biridir.
VAHDETTİN KAÇTI (17 Kasım 1922)
Son Padişah Vahideddin, "Halife-i Müslimin" imzasıyla, İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı İngiliz Charles Harrington'a "Efendim" diye hitap eden aşağıdaki mektubuyla İngilizlere sığınıp, İngiliz HMS Malaya zırhlısı ile Türkiye'den kaçtı.
“İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına... İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devletine sığınır ve bir an önce İstanbul’dan başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim. 16 Kasım 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin”
19 Kasım 1922 tarihli gazeteler, "MİLLETİNE, DİNİNE SON İHANETİNİ DE GÖSTEREN VAHDETTİN"İN "HİLAFET MAKAMINDAN FİRAR İLE İNGİLİZLERİN KUCAĞINA ATILMAK HIYANETİNİ DE İRTİKAB ETTİ" diye yazdı.
https://t.co/b3BUUe8dED