Oturmamış karakter, net olmayan bir dil, öz eleştiriden yoksun bir ruh kadar yoran bir şey yok; hak edilmemiş bir ego kadar yavan, üzerine düşünülmemiş bir cümle kadar toksik.
Her davete icabet etmeyeceksin, herkesle muhatap olmayacaksın, vasat arzuların peşinden ya da geçici heveslerin peşinden gidip vizyonunu düşürmeyeceksin, kalite düzeyini kendin belirleyip şahısları bilhassa buna göre seçeceksin; belki yalnız kalacaksın lakin kendin olacaksın.
Kaygılı kişilerin sezgileri kuvvetlidir. Çünkü empatiktirler. Diğer insanların dikkat etmedikleri detayları görürler. Duygusal zekaları yüksek olduğu için Ses tonlarını, jest ve mimikleri iyi okurlar. Haliyle çıkarımları da yüksek olur.
İnsanlar ne derse desin, ne yaparsa yapsın, ben iyiliğe mahkûmum. Tıpkı zümrüt yeşilinin, altın renginin ya da morun hep söylediği gibi: "Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, kendim olup gerçek renklerimi göstermek zorundayım."
— Sanırım yaşamaya bile üşeniyorsun.
— Öyleyim sanırım.
— Peki özellikle sevmediğin şey nedir?
— Her şey. Bu aralıksız koşuşturma, sıradan tutkular, açgözlülükler, birbirinden üstün olma arzusu, dedikoduculuk, insanı baştan aşağı süzmeler, ilişkiler.
- İvan Gonçarov / Oblomov
“Derin olduklarını bilenler, duru olmaya çalışırlar. Derin görünmek isteyenler, bulanıklık için uğraşırlar. Çünkü kalabalık, dibini görmediği şeyin derin olması gerektiğini düşünür.”
— Nietzsche | Şen Bilim