@avukat_ben SİLEMEZLER ne KALBİMİZDEN ne BEYNİMİZDEN ne de TARİH'ten. İLİKLERİMİZE İŞLEMİŞ YÜCE ATATÜRK'Ü SİLMEK MÜMKÜN DEĞİL. YERYÜZÜNE GELMİŞ ve ALLAH'IN T.C'ne BAHŞETTİĞİ BİR MELEKTİ O. NURLAR İÇİNDE YATSIN.
ÜLKEMİZ ÇOK KRİTİK BİR DÖNEMEÇTE :
Ne yapmalı, nasıl yapmalı!
Erol GÜÇLÜ yazdı..
Ülkemiz çok önemli günleri yaşıyor.
On yıllardır yazılı, sözlü her ortamda
“Ülkemizin bize benzeyen ancak bizden olmayanlarca içten işgal altında” olduğunu dile getirdim.
Maalesef, artık işgalin tamamlanmış olduğunu kabullenmem gerektiğinin sıkıntısını yaşıyorum.
Sürecin tamamlanması sonucu; ülkemiz, emperyalizmin denetiminde “Ortadoğu Birleşik Devletleri” ne dönüştürülmek aşamasındadır.
Bu “Ahval-i Şerait” içinde, dün gece rüyamda
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile karşılaştım.
Sinirliydi, her yerde “Ülkemiz içten işgal altında” diyormuşsun dedi. Evet, dedim; 11 Kasım 1938’den yani aramızdan fiziksel olarak ayrılman sonrası, yavaş yavaş senin yaptıklarından kurtulma aşaması başladı.
Önce senin yaverlerinden başlandı, sonra arkası geldi ve bu durum emperyalistlerle yapılan ufak tefek anlaşmalarla 1946 yılına kadar sürdü. 1946 yılında Kahire’de ABD ile bir mali anlaşma yapıldı, bu anlaşmanın can alıcı uygulaması yine ABD ile 1949 yılında gerçekleştirilen Eğitim Anlaşması oldu.
1946 yılı genç Cumhuriyetimiz için bir kırılma yılı oldu. Karşı Devrim’in motor gücü Demokrat Parti kuruldu. Sonrası çorap söküğü gibi gelişti.
1952 de NATO denilen suç örgütüne girildi,
Kemalin Askerleri indoktrine edilmeye başlandı.
1960’da kuruluş ayarlarına dönme çabası gösterildiyse de fazla uzun sürmedi. 1971 ve 1980 yıllarında ABD tarafından devşirilmiş üst yöneticiler ve komutanlar senin izinde olan askerleri ve aydınları bertaraf ettiler, resmen kıyıma uğrattılar.
Yalnızca askerleri ve aydınları değil, "sağ" dan ve "sol" dan yiğit ve cabbar gençler de imha edildiler.
Meydan işbirlikçi sünepelere kaldı.
"Tüm bunlardan haberim var, uzatma ne istiyorsun?" dedi Gazi.
Sonuç olarak; kurduğun parti birçok badireleri atlatmış olmasına karşın işgalciler ile işbirliği yapan ve işgalcilerin devlet gücü desteği ile eski genel başkan tarafından ele geçirildi. Bu vahim (ürkünç) durumda sen ne yapardın?
Bak çocuk dedi:
Ben bütün bu anlattıklarını öngördüm ve sizlere vasiyetim olan Gençliğe Hitabe’de açıkça yazdım:
"Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin (işgalcilerin) (birleştirebilirler)... siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."
Kurumlara veya isimlere takılıp kalmazdım. Benim için partiler, binalar veya unvanlar sadece birer araçtı; asıl olan "tam bağımsızlık" fikridir. Kurduğum parti işgal edilseydi, o yapıya sadakat göstermek yerine onu gözden çıkarır ve doğrudan halkın kendisine dönerdim. 1919'da arkadaşlarım ve yurtseverlerle nasıl başladığımızı nasıl unutursunuz?
Amasya Genelgesi’ni günün koşullarına uyarlardım. İşgalcilere karşı mücadeleyi hemen meşru ve sivil bir zemine oturturdum. Nasıl tanımlamıştık Amasya Tamimi'ni unuttunuz mu?
"Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır."
Yani, bir kurtarıcı beklemek yerine, yerel kongreler (Erzurum ve Sivas Kongreleri gibi) örgütleyerek tabandan tavana yeni bir meşruiyet ve direniş hattı kurardım. Tüm kurumlarda ve kuruluşlarda yer alan yurtseverlerin üst yöneticilerini renklerini belli etmeleri için sorgulamalarını sağlardım. Görüyorum ki büyük çoğunluk KASITLI yapanları, sanki normal koşullardaymışçasına İKNA etmeye çalışıyorlar.
Bu halkı yanıltmaktır.
Bizim sözlüğümüzde çaresizlik veya ağlamak yoktur.
En ümitsiz görünen anda bile durumu analiz eder, işgalcilerin ve içerideki işbirlikçilerin zayıf noktalarını bulurdum. Çağdaş iletişim araçlarını ve sivil toplum örgütlenmelerini hukuksal çerçevede harekete geçirerek bir toplumsal uyanış başlatırdım.
Türk Devriminin düşünsel yapısını savunmak ve halkı aydınlatmak amacıyla benim adımı taşıyan oluşumları harekete geçirirdim. Anladın mı çocuk! Hadi gazanız mübarek olsun! Anladın mı çocuk"
sözleri ile birden uyandım.
Ne anladım?
Türk Devrimi Önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk; unvanların, partilerin veya geçmişin arkasına saklanmadı, teslim olmadı. Kurulan yapılara değil,
o yapıların varlık nedeni olan milletin iradesine güvenir ve her şeye sıfırdan başlardı.
Gençliğe Hitabe'nin sonunda görevi zaten partilere, kurumlara değil, doğrudan Türk gençliğine vermişti. Kısacası; kurumsal yapılardan çok, toplumsal bilince odaklanarak ve yurtseverlerin birlikteliğini sağlayarak gereğini yapmalıyız.
Gereği çok açık bir biçimde Amasya Genelgesi’nde salt tanımlanmadı, sonrası uygulamalı olarak da gerçekleştirildi, değil mi?
Haydi korkma görev başına!
Saygılarımla.
Erol Güçlü,
Avusturya ADD Kurucu Başkanı
11 Haziran 2026, Fransa
Allah öyle bir akıl vermişki bu karga milletine , inanılır gibi değil.! 😳
Keşke Makarnacılarada bu kadar zeka verseydi şimdi refah içinde yaşardık dimi 🤭
Sanatçı Ceylan Ertem: (Özgür Özel'e)
"Taşıdığınız kararlılık, bu umut diliniz, en acayibi de yüksek enerjiniz.
Asla yorulmayınız. Gönülden tebrik ediyorum mücadelenizi. Örnek alıyoruz."
Herkes doktor olamaz
Herkes cerah olamaz, olmamalı.
İlkokul: 4 yıl
Ortaokul: 4 yıl
Lise: 4 yıl
Tıp fakültesi: 6 yıl
Toplam 18 yıl
TUS sınavına girdin Göz hastalıklarını kazandın. Bir 5 sene de orada.
23 yıl oku oku oku sınava gir sınava gir. Yetmez.
Tecrübe tecrübe tecrübe
Hasta hasta hasta
Oku oku oku
Uygula uygula uygula
Kongrelere katılman şart yenilikleri öğren.
Hasta ve yakını ile tartış, tartış ,tartış.
Anlat anlat anlat
Ameliyat ameliyat ameliyat
Eşin yüzünü görmez, çocuklarının büyüdüğünü göremezsin
Onlara durumunu anlat anlat anlat.
Yaş 60 a gelir biraz rahat edeyim dersin sağlık sorunların başlar
Sana yine rahat yok.
Hala oku oku oku
Tecrübelerini aktarmak için panelleri, kongreleri kabul et oradan oraya koştur.
Bazı avukatlar tarafından kandırılan hastaların davaları ile uğraş, uğraş, uğraş.
Moralin bozuksa yüzün biraz düşse ( bizde insanız deme şansın yok ) gider biryelere şikayet ederler, onunla uğraş.
Ve bunlar bir defa olmaz
Tekrarlar tekrarlar tekrarlar.
Cerrah kendi yaşamaz ailesi yaşar.
Yeniden doğsan yine bu mesleği seçermisin diye sorarlarsa hiç düşünmeden
" Evet" de.
O zaman Dostum
14 Mart Tıp bayramın kutlu olsun.