Hikmet sahibi kimselerden biri şöyle nasihat etmiştir:
“ İlim öğrenmeye ve mal biriktirmeye gayret et. Çünkü insanlar iki sınıftır: Seçkinler ve halk. Seçkinler sana ilmin sebebiyle, halk ise malın sebebiyle saygı gösterir.”
“innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” âyeti yalnızca vefat haberi aldığımızda aklımıza geliyor, halbuki hadisi şerifte “ayakkabının bağı bile kopsa ‘innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn’ deyin.” buyuruluyor, başımıza gelen her türlü musibette bu âyetle rabbimize sığınmamız gerekiyor
Çok insanda ölüm ahiret fanilik hisleri artmış durumda. Çokları keyif alma olayını bitirdi hayattan. Tabii müminler için diyorum. Ölüm ahiret fena ölüm sonrası hayat. Tek merkezden gönderiliyor bu sinyaller. Bi yere sevk ediliyoruz. Çok duyuyorum.
Kapıların zorlanmaması gereken zamanlar vardır... Zorlarsın, olmaz. Belki başka bir yöntemi vardır, belki zamanı henüz gelmemiştir, belki de o kapı açıldığında karşılaşacağın şeye sen henüz hazır değilsindir. Teslimiyet; kapıları zorlamak yerine, beklemeyi bilmektir.
Kehf süresini okurken yine 28. Ayetin son kısmanda mümkünse bi durup konuşalım. Burada insanın iç dünyasına dair çok ince bir uyarı görürsünüz. Allah, kalbini zikrinden gafil kılan ve hevâsına uyan kimseye itaat etmememizi söyler. Çünkü insan bazen kendi iradesiyle yaşamaz.
Teselli arayan çaresiz gözleri iyi bilirim. Sizi kimse kurtarmaya gelemez, siz ancak Allahın ipine sarılırsanız kurtulabilirsiniz. Hiç bir insan bir insana çare olamaz. Belki bir vesile olur ama onu da Allah dilerse. Çareyi insan bilirseniz yine hüsrana uğrarsınız.
70’lerin milli görüşçü veya ülkücü öğrencileri bürokrat oldu, yazar oldu, siyasetçi oldu, işadamı oldu. Sonradan tuhaflaşan, kendine “filozof” diyen, hatta “Mesih” diyen bile çıktı :) ama terörist çıkmadı. 80 öncesindeki “devrimci öğrencilerden” bir çoğu ise muhtelif sol örgütlerin idarecisi oldu. Mihraç Ural onlardan biriydi. Mahir Damatlar tek tek anlatır hangi örgüt yöneticisinin 70’lerde hangi üniversitede “solculuk” yaptığını. Ama realitenin aksine sol hep sevgi pıtırcıklığı ile, sağ ise şiddetle anıldı.
Kültür-sanat-medya-iletişim alanında nesillerdir güçlülerdi. Bunların şiirleri okundu, türküleri söylendi, kitapları yazıldı, dizileri, filmleri yapıldı. Kanlı katiller romantize edildi. Hiçbiri merhamette ve vicdanda, sevgide ve duyguda o zamanın “sağcı” gençlik liderlerinin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun veya Tayyip Erdoğan’ın tırnağı etmezdi. Dursun Önkuzu’nun ciğerlerini pompayla patlatarak katleden adamlar bunlar. Okuldan çıkamayan arkadaşlarına ekmek götürüyor diye katledilen Süleyman Özmen’in katilleri… Büyüdüler yeni örgütler kurdular, dağa çıktılar, Suriye’ye gittiler, duramadılar orada da silah alıp insan ölürdüler. Yetmedi Reyhanlı’da insanımızı katlettiler. Bize ise tam tersi hikayeler anlatıldı “Çemberimde gül oya…” diye. Realitede gül mül yoktu kan ve silah vardı. “Hatırla sevgili” dediler. Şükür ki hatırlıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız.
fazla düşünmenin yükünü hafifleten şeylerden biri, imanın altıncı şartını kalbe iyice yerleştirmektir. hayrıyla ve şerriyle kadere iman. olup biten her şeyin ardında bugün anlayamadığımız bir hikmet bulunabileceğini, Allah’ın ilminden hiçbir şeyin kaçmadığını bilmek gönlü sakinleştirir. kaçırdığın şey sana yazılmamışsa peşinden üzülmenin, sana yazılmışsa da “ya gelmezse” diye kendini tüketmenin ne faydası var? Peygamberimiz ﷺ’in öğrettiği gibi, sana isabet edecek olan seni ıskalamaz. seni ıskalayan da sana isabet edecek değildir. bize düşen sebeplere sarılmak, elimizden geleni yapmak, dua etmek ve sonrasını Allah’a bırakmaktır. her şeyi zihnimizde çözüp sonunu görmek zorunda değiliz. bilmediğimiz yeri Allah’a emanet edebiliriz. kalbin yorulduğunda kendine şunu hatırlat: rabbim benim göremediğimi görüyor, bilmediğimi biliyor, benim için yazdığı hiçbir hayır yolunu şaşırmaz. sen yürümeye devam et. nasibin vakti geldiğinde seni bulur.
“beni her gün sulara daldırırlar, sonra da derler ki: ‘sakın ha ıslanma’” diyen feridüddin attâr’ı anladığım ve saygıyla andığım zamanlardan geçiyorum.
Her şeyin nedenini sorgulamak çoğu zaman bir yere vardırmıyor, kendini kötü hissettirmekten başka. Bazı şeyler nasip kısmettir. Sen sana verilenle ne yapacağına bakmalısın.