Türkiye’nin COP31 Antalya Taraflar Konferansı’na ev sahipliliği, ülkemizin “net sıfır emisyon hedefi” için kalkınma dönüşümünde politik kararlılık, enerji sektöründeki gelişmeler, küresel su israfı, belediyelerin iklim krizi ile mücadelesi bazı konu başlıklarımız..📚
COP31’e DOĞRU’ bu sabah 09.15’te Kanal B Güne Bakış Programında Nebi Özdemir ile birlikte iklim değişikliği ile mücadelede dünyada ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendireceğiz...🗺️
Kazanmanın değil, hayatta kalmanın yarışması; EmekliChef!
Açlık sınırının yarısı maaşla geçinmeye çalışan, kirayı ödeyemeyen ve proteini unutan emeklimizin gerçek hikâyesi...
Bugün öğleden sonra saat 16.05’de “TRT Radyo1 İklimin Geleceği” Programında iklim değişikliğinin 2025 yılında dünyada ve Türkiye’de nasıl bir seyir izlediğini değerlendireceğiz. 🗺️
Ardından Türkiye’nin küresel düzeyde üstlendiği sorumluluklarını Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek olan otuz birinci “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansının (COP31/Conference of the Parties) gündemi üzerinden tartışacağız. 🇹🇷
“30.08 Utku Yürüyüşü” Belgeseli
30 Ağustos Cumartesi günü saat 11:00’de
kaçıranlar için ise 16:00’da ve gece 23:00’te MK TV ekranlarında izleyicileriyle buluşuyor.
Bu belgesel, gelecek kuşaklara aktarılacak bir ulusal kalıttır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının kutlu tinlerine saygı olsun.
MK Haber TV
👉 Digiturk: 72. Kanal
👉 D-Smart: 255. Kanal
👉 Uydu (Türksat 4A)
Frekans: 12265
Polarizasyon: Dikey (V)
Sembol Oranı: 27500
👉https://t.co/HLsBwM8aQL
İzmir Büyükşehir Belediyesi için hazırladığımız "Belediyeler için Orman Yangınları Acil Eylem Planı" 2 ay kadar önce yayınlandı. Yararlı olması dilerim.
https://t.co/d2KhJ6Ghqh
Zeytinliklerin Maden Şirketlerine Peşkeş Çekilmesine Karşı Çıkıyoruz!
Değerlilerim!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, AKP’nin öncülüğünde kabul edilen ve zeytinlik alanların maden şirketlerine açılmasının önünü açan torba yasa, ülkemizin doğal ve kültürel mirasına, köylümüzün geçim kaynaklarına ve geleceğimize vurulmuş ağır bir darbedir. ATA Parti olarak, bu talan yasasına karşı kararlı bir şekilde muhalefet ettiğimizi ve zeytinliklerimizi korumak için sonuna kadar mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz!
Neden Bu Yasa Kabul Edildi?
Bu yasa, enerji arz güvenliği ve yerli kaynak kullanımı gibi süslü gerekçelerle kamuoyuna sunulsa da, gerçek amacı açıktır:
Zeytinlikler, ormanlar, meralar ve koruma altındaki doğal alanlar, bir avuç maden şirketinin kâr hırsına kurban edilmek istenmektedir. Yasa, özellikle Muğla’daki Akbelen, Yatağan ve Kemerköy gibi bölgelerde kömür madenciliği yapmak isteyen şirketlerin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Torba yasanın 11. maddesi, zeytin ağaçlarının taşınması veya başka bir alanda yeniden dikilmesi gibi uygulanabilirliği tartışmalı önerilerle, 1939’dan beri yürürlükte olan Zeytincilik Kanunu’nu fiilen bypass etmektedir.
Ayrıca, bu düzenleme ile Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçleri hızlandırılmakta, ilgili kamu kurumlarının 4 ay içinde görüş bildirmemesi durumunda ruhsat otomatik olarak verilmiş sayılmaktadır. Kaçak madenlere af getirilmesi ve cezaların uygulanmaması gibi maddeler de, yasanın kamu yararından çok, belirli şirketlerin çıkarlarını koruma amacı taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuçları Ne Olacak?
Zeytinlikler, yalnızca bir tarım alanı değil, aynı zamanda barışın, emeğin ve Anadolu’nun kadim kültürünün sembolüdür. Bir zeytin ağacının verim vermesi onlarca yıl alır; taşınan ağaçların yaşaması ve eski verimine kavuşması ise bilimsel olarak mümkün değildir. Bu yasa, zeytinliklerin madencilik faaliyetleriyle tahrip edilmesine yol açarak, geri dönüşü olmayan bir ekolojik yıkıma neden olacaktır.
Köylünün geçim kaynağı elinden alınmaktadır.
Zeytin, yüz binlerce çiftçimizin geçimini sağlamaktadır. Bu yasayla, köylülerimizin toprağı, suyu ve emeği maden şirketlerine peşkeş çekilmekte; köylüler, kendi yurtlarında göçmen haline getirilmektedir. İkizköy’den Nejla Işık’ın isyanı hepimizin isyanıdır: “Zeytinlerimizi bu açgözlü şirketlere vermeyeceğiz. Önce beni çiğneyin!”
Zeytinliklerin madenciliğe açılması, biyolojik çeşitliliğin zarar görmesine, toprağın ve su kaynaklarının kirlenmesin de yol açacaktır. Paris Anlaşması’na imza atan ve karbon salımını azaltma taahhüdünde bulunan Türkiye, bu yasayla iklim hedeflerinden uzaklaşmakta, kömür madenciliğini teşvik ederek küresel iklim krizine katkı sunmaktadır. Bu nasıl bir çelişkidir?
Hukukun ve kamu yararının çiğnenmesine engel olacağız! Zeytincilik Kanunu’na rağmen zeytinliklerin madenciliğe açılması, normlar hiyerarşisine aykırıdır ve geçmişte Danıştay tarafından defalarca iptal edilmiştir. Bu yasa, hukuku hiçe sayarak, bir avuç şirketin çıkarlarını halkın ve doğanın üstünde tutmaktadır.
ATA Parti’nin çağrısı şudur:
Biz, ATA Parti olarak, zeytinliklerimizin, ormanlarımızın ve doğal alanlarımızın sermayenin talanına karşı korunması gerektiğini savunuyoruz. Bu yasa, enerji güvenliği değil, rant güvenliği yasasıdır! Halkımızın geçim kaynaklarını, çocuklarımızın geleceğini ve doğamızı korumak için şu adımları talep ediyoruz:
Zeytinliklerin madenciliğe açılmasını öngören bu talan yasası, TBMM Genel Kurulu’nda reddedilmeli ve iptal edilmelidir.
İkizköy’den Kazdağları’na, Akbelen’den Mersin’e kadar direnen köylülerimizin, çevrecilerin ve bilim insanlarının sesi duyulmalıdır.
Enerji ihtiyacı, çevreye zarar vermeyen, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşılanmalı; zeytinlikler ve doğal alanlar koruma altına alınmalıdır.
Bu yasa, Anayasa’ya ve Zeytincilik Kanunu’na aykırıdır. Muhalefet partileri olarak, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağımızı beyan ediyoruz.
Değerli halkımız, zeytin barıştır, zeytin emektir, zeytin hayattır! Bir zeytin ağacının gölgesi, bin maden şirketinin kârından daha değerlidir. ATA Parti olarak, zeytinliklerimizi ve doğamızı korumak için her platformda mücadele edeceğiz. Sizleri de bu talana karşı sesinizi yükseltmeye, zeytin dallarını barışın ve direnişin sembolü olarak elinize almaya davet ediyoruz
Yüce Türk Milleti'ne Yüksek Saygılarımla
Akaryakıt Zamları Ekonomiyi Vuruyor, Hükümet Seyrediyor!
Değerli vatandaşlarımız,
Hükümetin #akaryakıt fiyatlarına arka arkaya yaptığı zamlar, sadece araç sahiplerini değil, toplumun her kesimini derinden etkiliyor. Bu zamlar, yalnızca pompada değil, hayatın her alanında kendini hissettiriyor.
ATA Parti olarak, bu sorumsuz politikaların ekonomiye ve halkımıza verdiği zararı açıkça ortaya koyuyor, hükümeti bu yanlış adımlardan dönmeye çağırıyoruz!
Zamların Etki Ettiği Alanlar:
Ulaşım ve Lojistik: Akaryakıt zamları, toplu taşıma ücretlerinden kargo maliyetlerine kadar her alanda fiyat artışlarını tetikliyor. Bu, vatandaşın cebine ek yük olarak yansırken, üretici ve esnafın maliyetlerini katlıyor.
Gıda Fiyatları: Nakliye giderlerindeki artış, tarladan sofraya gıda fiyatlarını uçuruyor. Türkiye Halciler Federasyonu’nun da belirttiği gibi, akaryakıt zamları üretim ve dağıtım süreçlerini doğrudan etkiliyor.
Sanayi ve Üretim: Akaryakıt, üretim süreçlerinde kritik bir girdi. Zamlar, enerji maliyetlerini artırarak sanayicinin rekabet gücünü zayıflatıyor ve ürün fiyatlarını yükseltiyor.
Hanehalkı Giderleri: Doğalgaz ve elektrik üretiminde kullanılan akaryakıtın fiyat artışı, faturalara zam olarak yansıyor. Vatandaş, ısınma ve temel ihtiyaçlar için daha fazla ödemek zorunda kalıyor.
Enflasyona Etkisi:
Akaryakıt zamları, enflasyonun ateşini körüklüyor. 2022’de TCMB’nin raporladığı gibi, akaryakıt fiyatlarındaki artışlar ulaştırma ve gıda gibi temel sektörlerde enflasyonu doğrudan yükseltiyor; yıllık enflasyon oranları %100’lere yaklaşmıştı. Bugün de durum farklı değil. Döviz kuru artışıyla birleşen zamlar, maliyet enflasyonunu tetikliyor ve hayat pahalılığı dayanılmaz hale geliyor.
Ekonomist Oğuz Demir’in işaret ettiği üzere, TL’nin değer kaybı akaryakıt fiyatlarındaki artışı %113’e kadar çıkarmış durumda. Hükümet, bu yangını söndürmek yerine adeta benzin döküyor.
Hükümetin Sorumsuzluğu:
Hükümet, bütçe açıklarını kapatmak için akaryakıt üzerinden ÖTV ve KDV gibi vergileri artırmayı tercih ediyor. Ancak bu, halkın sırtına yük bindirmekten başka bir sonuç doğurmuyor.
Enflasyonla mücadelede etkili politikalar üretmek yerine, zamlarla geçiştirilen bir yönetim anlayışı görüyoruz. “Enflasyondaki köpüğü alacağız” söylemleri, vatandaşın yaşadığı gerçek pahalılık karşısında inandırıcılığını yitirmiştir. Üstelik, eşel-mobil sistemi gibi geçici çözümler yerine kalıcı reformlar yapılmazsa, bu zamlar enflasyonu daha da azdıracak.
ATA Parti’nin Çözüm Önerileri:
Vergi Yükünün Hafifletilmesi: Akaryakıttaki ÖTV ve KDV oranları acilen düşürülmeli, vatandaşın ve üreticinin yükü azaltılmalıdır.
Yenilenebilir Enerji Yatırımları: İthal petrole bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlar hızlandırılmalıdır.
Enflasyonla Mücadele Planı: Şeffaf ve etkili bir ekonomik programla, maliyet enflasyonunu kontrol altına alacak adımlar atılmalıdır.
Üretici Destekleri: Çiftçi ve sanayici, artan akaryakıt maliyetlerine karşı sübvansiyonlarla korunmalıdır.
Hükümetin vurdumduymaz politikaları, halkımızı her geçen gün daha fazla yoksullaştırıyor. ATA Parti olarak, bu zam furyasına ve enflasyon sarmalına karşı halkımızın yanındayız! Gelin, bu yanlış politikalara birlikte dur diyelim!
#AkaryakıtaZam
Çorbalara tuz atmaya devam
TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından 24 Mayıs 2025 günü 09.30-17.30 saatleri arasında Sertifikalı “İKLİME DİRENÇLİ KENTLER VE PLANLAMA” eğitimi düzenlendi.
Sertifikalı Eğitim Programı
İKLİM DİRENÇLİ KENTLER VE PLANLAMA
🗓️ 24 Mayıs 2025 Tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleştirecektir.
📢 Eğitim kontenjanla Sınırlıdır.
🔗 Eğitim programı ve diğer detaylar için:
https://t.co/ObQPZaOjXL
Ekosfer Derneği'nin hazırladığı Sıcak Hava Dalgası podcast'inde bu hafta sevgili Özgür Gürbüz ile birlikte İklim Kanunu Teklifi'ni ve COP31'e (31'nci BM İklim Değişikliği Konferansı 2026) doğru Türkiye'nin adaylık sürecini iklim politikalarımız üzerinden konuştuk.
🎙️ Sıcak Hava Dalgası: İklim Kanunu yeniden Meclis'e geliyor
Özgür Gürbüz'ün (@ozzgurbuz) hazırladığı Sıcak Hava Dalgası'na Küresel Denge Derneği Başkanı Dr. Nuran Talu (@NuranTalu) konuk oldu.
https://t.co/DuA6xTXwNK
Yenimahalle Kent Konseyi ile bugün iklim krizinin su kaynaklarımıza etkileri ve vatandaşa yansımaları hakkında konuşacağız. Kıymetli Yenimahalleli hemşehrilerimizi özellikle bekleriz.
Sazlıdere Barajı çevresinde 25 bin konutluk devasa bir TOKİ projesi başlatıldı. Peki bu ne anlama geliyor?
İstanbul’un suyu, toprağı ve geleceği rant uğruna geri dönüşü olmayan şekilde feda ediliyor!
Milletimizin bunu bilmeye hakkı var.
Anlatıyorum:
İstanbul’un içme suyu kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı, sessizce içme suyu havzası statüsünden çıkarıldı. Yani bu bölgede artık imar yapılabilir denildi.
Suyu yok sayarsan, hayatı yok sayarsın. Bu sadece bir imar meselesi değil; gelecek meselesidir.
TOKİ iki aşamada, toplam 24.874 konut yapacak. Yatırım tutarı: 65 milyar TL. Yeni nüfus: 51.000 kişi.
Ama bu insanlar nereye gelecek?
Tarım arazisine, su kenarına, doğal yaşamın kalbine.
Bu bir inşaat değil, bir istila.
Bu projede kullanılacak alanların çoğu tapuda "tarla" ve "ham toprak" olarak geçiyor.
Üstelik Çevre Düzeni Planı’nda “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan” olarak işaretlenmiş.
Peki ne oldu?
Bir gece ansızın planlar değişti, toprak ranta çevrildi.
1.2 milyar metreküp hafriyat çıkarılacak.
Toz, partikül, kamyon trafiği, hava kirliliği, ekolojik yıkım…
Flora-fauna, yer altı su dengesi bozulacak.
İstanbul daha fazla nefessiz kalacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, projeye dava açtı.
Yargı süreci devam ederken, ÇED işlemleri jet hızıyla başlatıldı. Ne halk dinlendi, ne hukuk. Bu nasıl bir aceledir? Yoksa... Birilerine sözler mi verildi?
Bu alan, aynı zamanda Kanal İstanbul’un rezerv yapı alanı. Yani bu sadece bir TOKİ projesi değil, Kanal İstanbul’un “taşeron ayağıdır.” İstanbul’u parça parça satmanın ilk adımıdır.
Bu topraklar dedelerimizin alın teriyle, bu sular torunlarımızın susuz kalmasın diye korundu.
Şimdi üç beş ihale, beş on müteahhit için geleceğimiz heba ediliyor.
Buna izin veremeyiz!
Tarım ekonomisti Prof. Dr. Bülent Gülçubuk ile bugün saat 13.00'de AGRO TV'deyiz. Program yapımcısı Pervin Karakullukçu'nun yönetiminde iklim değişikliği politikalarını, İklim Kanunu Teklifi'ni ve tarım sektörünün uyumunu konuşacağız.
Söz konusu Kanun Teklifini merkeze alarak, ülkemizde son günlerde kulaktan kulağa yayılan ‘iklim dezenformasyonu’ ve ‘yeni’ iklim inkarcılığı kampanyalarının Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarına olası etkilerini değerlendireceğiz. https://t.co/GTaIpfwyO1