6 Şubat 2023 depremi üzerinden 3 yıl geçti. Ama hâlâ şu temel soruya dürüst bir cevap yok:
Yarımada devleti olan Türkiye, neden denize rağmen denizden müdahale edemedi?
6 Şubat’ta yaşanan yalnızca büyük bir deprem değildi. Aynı zamanda Türkiye’nin afet anında deniz coğrafyasını kullanma konusundaki zihinsel ve kurumsal yetersizliğinin açık bir teşhiriydi. Deprem Doğu Akdeniz’e, İskenderun Körfezi’ne, yani limanlara, iskelelere, derin sulara birkaç kilometre mesafede yaşandı. Buna rağmen ilk günlerde deniz köprüsü kurulamadı. Müdahalenin ağırlığı kara ulaşımına verildi, yollar kilitlendi, yardımlar gecikti.
Oysa İskenderun Körfezi, Türkiye’nin denizden afet müdahalesi için en elverişli alanlarından biridir. Çok sayıda limanı, derin su parmak iskeleleri, geniş manevra alanı vardır. Buna rağmen ne oldu? Deniz, ilk refleks olarak düşünülmedi. Deniz köprüsü önceden planlanmadığı için kurulamadı. Amfibi kabiliyet sonradan devreye sokuldu.
Türkiye’nin en büyük amfibi hücum gemisi, Anadolu binlerce kişiye barınma, iaşe ve sağlık hizmeti verebilecekken bölgede kullanılmadı. Teslim süreci bahanesiyle bekletildi. Oysa afet, bürokrasi tanımaz. Aynı sınıftaki İspanyol Juan Carlos gemisi 72 saat içinde İskenderun’a gelirken, bizim en stratejik deniz platformumuz devre dışı kaldı.
Tank çıkarma gemilerimiz ise gecikmeli intikal etti. Halbuki bu gemiler, yıkılmış limanlara bile 24 saat içinde araç, iş makinesi, personel ve yardım ulaştırabilecek en kritik unsurlardır. Denizden ilk giren güç olmaları gerekirken, kara yolları tıkandıktan sonra hatırlandılar.
Bu tablo bize şunu söylüyor. Türkiye, doğal afetlerde hâlâ karacı bir refleksle hareket ediyor. Deniz, ancak çaresizlikten sonra akla geliyor. Oysa depremde en az etkilenen ulaşım ortamı denizdir. Kara yolları çöker, demiryolları hasar görür, pistler kullanılamaz hale gelir. Deniz ise açıktır. Yeter ki önceden plan yapılmış olsun.
Bugün özellikle liman şehirleri için deniz köprüsü hayati önemdedir. İskenderun, Mersin, İzmir, İstanbul, Tekirdağ, Samsun, Trabzon… Bu şehirlerin afet senaryolarında deniz köprüsü yoksa, o plan eksiktir. İstanbul’un durumu ise başlı başına endişe vericidir.
Olası büyük İstanbul depreminde deniz köprüsü kurulabilmesi için, Çıkarma gemilerinin kapak atabileceği rampa sayısı yetersizdir. Denizden toplanma ve tahliye alanları son derece sınırlıdır ve bu alanlar ya restoran ya da kafedir.
16 milyonluk bir mega kentte birkaç sembolik noktayla “denizden tahliye” planı yapmak, plan değil temennidir. Devlet ve belediyeler bu gerçeği artık erteleyemez. Deniz köprüsü lafla değil, rampa, iskele, alan ve tatbikatla kurulur.
Bir diğer görmezden gelinen gerçek de şudur. Deprem dönemlerinde marinalarda binlerce amatör denizci teknesi ve yat hareketsiz bekliyor. Oysa bu tekneler, Kıyı boyunca yardım taşımada, tahliyede, sağlık ve lojistik destek zincirlerinde çok kritik roller üstlenebilir.
Ancak bunun için bugünden düzenleme gerekir. Kim, ne zaman, hangi görevle, hangi limandan çıkacak? Hangi marina afet planına dahil? Yakıt, sigorta, hukuki sorumluluk, koordinasyon nasıl sağlanacak? Bunların hiçbiri afet günü düşünülmez. Şimdiden yapılmalı ve tatbikatlarda denenmelidir.
Devlet de, belediyeler de deniz köprüsü kavramını çok ciddiye almalı ve afet planlarının merkezine koymalıdır. Amfibi gemiler, ticaret gemileri, yolcu gemileri, hatta amatör denizciler aynı sistemin parçası haline getirilmelidir. Deniz köprüsü hayat kurtarırken zaman kazandırır. 6 Şubat’tan bu yana 3 yıl geçti. Bu ders hâlâ öğrenilmediyse, bir sonraki afette bedeli yine millet öder.
6 Şubat Büyük Anadolu Depreminde hayatını kaybedenlere rahmet, acılı ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Dilerim aziz milletimiz bir daha böyle bir felaketle karşılaşmaz.
#SONDAKİKA | #Bildiri |#Dikkat
Türkiye cumhuriyeti kaynakları pazarlanıyor ve sömürü sistemin önüne seriliyor.
Bizim için doğru söyleyenin partisine bakılmaz 👇👇👇 dikkatli !!! Dinleyin