“Mükemmeliyete değil kusurların güzelliğine inanan biriyim. Dağınık saçlara, asimetrik yüzlere, özensiz kıyafetlere, morluklara, kesiklere, çiziklere ve parça bütün ilişkisi olmayan her şeye. İnsanı özel kılan, diğerlerinden ayıran ve şahsa münhasır olan her kusura aşığım.”
İpler bir kere kopunca onu eski sağlamlığında öremiyorsunuz . Kaldığınız yerden bir kere ayrılınca geri döndüğünüzde kaldığınız yeri bulamıyorsunuz . Hayatta bazı şeyler bir kere yıkılıyor ; “güven “gibi onu da zaten ikinci kere inşa etmeye kudretiniz yetmiyor .
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü hem aklı çağıydı hem aptallık , hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi , karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı , hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu .
İki şehrin hikayesi
Yeni hastalığımızın ismi : Dünyaya alışamamak ,onunla barışamamak olmalı .Çünkü birkaç senedir eskiye duyulan özlem ve geleceğe kapatılmış olan pencerelerin umutla açılmayacak olma hali mevcut . Eskiden güzel günlerin umuduyla yaşarken , şu an eskinin kötü günlerini özlüyorum .