$GOOG Google'ın bulut backlogu inanılmaz bir ivme ile gidiyor. 2025 yılının 3.çeyreğinde ivmelenen yapay zeka talebi, yalnızca 3 çeyrekte backlogu 4,5 katına getirmiş durumda.
Buranın çok yakından takip edilmesi gerekiyor.
"...Artık Meclisi Âlinizin fevkinde bir kuvvet mevcut değildir. İşte memleketimizin şimdiye kadar geçirdiği buhrandan, felâketlerden, kâh Avrupa’yı taklit etmek, kâh idarei umuru devleti şahsi noktai nazarlara göre tanzim ve tensika çalışmak, kâh kanunu esasiyi bile ihtirasatı şahsiyeye bazice eylemek gibi pek elim neticelerini gördüğü basiretsizliklerden hâsıl olan intibahı umumiye tercüman olduğumuz itikadiyle şu müşkül ve buhranlı devri tarihinin mücahedatını bu yolda tensik etmek taraftarıyız...
Cenab-ı Hâk muvaffakiyet ihsan etsin, âmin.
(Sürekli alkışlar üç dakika temadi etmiştir.)
***
Artık Yüce Meclisinizin üstünde bir güç yoktur. İşte memleketimizin şimdiye kadar yaşadığı bunalımlardan, felaketlerden; kimi zaman Avrupa’yı taklit etmek, kimi zaman devlet işlerini kişisel görüşlere göre düzenlemeye çalışmak, kimi zaman da anayasayı bile kişisel ihtiraslara araç etmek gibi çok acı sonuçlarını gördüğümüz basiretsizliklerden doğan genel uyanışın tercümanı olduğumuz inancıyla, bu zor ve bunalımlı tarih döneminin mücadelesini bu doğrultuda düzenlemekten yanayız...
Cenab-ı Hâk başarı ihsan etsin, âmin.
(Sürekli alkışlar üç dakika devam etmiştir.)"
Mustafa Kemal Paşa / 24 Nisan 1920, TBMM Açılış Konuşması
#23NisanKutluOlsun
Bir hafta, 3. Dünya Savaşı'na girdiğimizi işitiyor, ertesi hafta ise her şeyin normale döneceğini, bu türden şeylerin zaten hep yaşandığını duyuyoruz.
Aslında ne oluyor?
Tarihsel Kırılma dönemlerindeki ateşkesler, çatışmaları uzun süre dondurmaz. Çatışmalar tekrarlanır. Ve ayrı ayrı gözükenler zamanla sistemi aynı kırılma noktasına doğru iten enerjiyi beslerler.
Ukrayna’dan İran'a ve diğer bölgelere uzanan hat boyunca çatışmalar tekrarlandıkça aşağıdaki grafiği gözünüzün önüne getirebilirsiniz.
Uluslararası düzenin kırılmaya doğru evrilişini yatay bir çubuğa halkayla asılı sarkacın salınımıyla tasvir ediyorum. Çubuğun beyaz ucu alıştığımız “normal”, kırmızı ucu ise artan çatışmalarla ilerlenen kırılma güzergâhını anlatıyor.
Tarihsel Kırılma dönemlerinde sistemdeki her kriz, sarkacı hareketlendiren bir darbe gibidir. Sarkaç savrulur ve salınır. Salınım bittiğinde, yani çatışma ateşkes evresine geçtiğinde halka çubuk üzerinde artık aynı noktada değildir. Halka, kırmızıya bir miktar daha yaklaşmıştır. Kriz biter, sarkaç durur. Ateşkes yapılmıştır. Ama halka artık eski yerinde değildir.
Sistemin büyük güçlerinin kendi lehlerine saydıkları "normal düzeni" koruduğu dönemlerde halkayı eski konumuna doğru çekecek telafi edici inisiyatifler görürüz. Tarihi Kırılma dönemlerinde ise “normalleşme” dediğimiz şey, sadece sarkaca bir sonraki vuruluş anını beklediğimiz bir sukunet halidir. Tekil krizler geçse de, sistemi kırılma anına doğru biraz daha itmiş olurlar.
Tek tek krizleri açıklamanın ötesinde sistemik analiz imkanı veren bir teoriye yaslanmıyorsanız, elinizdeki güç unsurlarını tutarsız projelere dağıtırsınız. Salınımla beraber sallanır, fırtına karşısında işinize yarayabilecek az sayıda seçeneği de ıskalamış olursunuz.
Krizler tekrarlandıkça ya da yenileriyle karşılaştığınızda gözünüz halkalı sarkacın, sistem çubuğu üzerindeki hareketinde olsun…
"13. Şiilerin Osmanlı Padişahını Halife olarak tanıması ve Hilafet makamının da Caferi mezhebini tanıması esasıyla Sünni-Şii ihtilâfı kaldırılmıştır."
Başkumandan Vekili Enver Paşa ile İran Şahı Vekili ve Başkumandanı Nizamü’s-Saltana arasında Bağdat Kazımeyn Türbesi’nde imzalanan Antlaşmadan, (1916)
ATASE K. 1831, D. 18, F. 001-14.
Aktaran: Barış Metin, Birinci Dünya Savaşında İran Coğrafyasında Etnik, Dini ve Siyasi Nüfuz
Mücadeleleri, Ankara 2012
PKK ve Suriye/Irak/İran'daki türevlerine bel bağlayanlar için "Arabistanlı Lawrence"ın anılarını okuma zamanı:
"...Onları bizim için, bir yalan üzerine savaşmaya çağırıyoruz...
..Üretilmiş bir halk oldukları için, isimlerinin anlamı yıldan yıla yavaş yavaş değişiyordu...
..Baştan belliydi ki savaşı kazansak bile bu vaatler sadece kâğıt üzerinde kalacaktı, ve eğer Arapların dürüst bir danışmanı olsaydım, onlara evlerine dönmelerini ve bu tür şeyler uğruna hayatlarını riske atmamalarını tavsiye ederdim…"
Seven Pillars of Wisdom (1935) ve Colonel Gilbert Clayton'a Not'tan (1917)...
Trump'ın Harvardlı uluslararası öğrencilere yönelik vize kısıtlaması, "öğrenci değişimi-üniversitelerin yabancı bağları-milli çıkar/güvenlik" üçgeninde gerekçelendirildi. Esasen, ABD üniversitelerinin 18/19. yüzyıldaki kuruluşunda "yurt dışına öğrenci göndermenin mahsurları" önemli bir faktördü.
ABD'li yetkililer, yüksek öğretimden geçenlerin edinecekleri mesleklerle Amerikan milletinin liderleri olacaklarını, bu sebeple de yerli fikir ve ideallerle yetişmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Avrupa'daki üniversiteler daha nitelikli eğitim verseler de, buralara gönderilecek Amerikan öğrenciler ABD'de kurulmaya çalışılan sistemle çelişen fikir, davranış ve eğilimleri benimseyebileceklerdi. Önce yeni bir millet ardından da dünya inşası projesinin ilk şartı, zeki ve yetenekli gençleri bilimi anavatanda yurtlandıran milli yüksek öğretim kurumlarının çatısı altında tutmaktı.
Bu yüzden, ilk-orta dereceli kamu okullarının açılıp yaygınlaştırılmasından "önce" yerli üniversitelerin kuruluşuna yatırım yapmışlardı. Bu husus, üniversitelerin kuruluşlarıyla ilgili bazı kanun ve diğer nitelikli hukuki metinlerde açıkça ifade edilir.
Yani ABD, kuruluşundan bu yana yüksek öğretimi güvenlik merceğinin dışında bir özgürlük alanı saymamıştır. Sonraki dönemlerde uluslararasılaşmanın teşviki, artık kendisini yeterince güçlü hisseden ABD modelinin küre ölçeğinde yayılmasını kolaylaştıran bir politikaydı. Süreçte kozmopolitleşen elit kimlikleriyle birlikte kendi ivmesini kendi üreten bir nitelik de kazandı.
Günümüzdeki öğrenci akışının kısıtlanması girişimi ise hangi bilginin dışarıya taşınacağına dair yeni güvenlik filtrelerinin ve uluslarasılaşmanın ABD üniversitelerinde inşa ettiği ideolojik çerçeveye karşı muhalif tavır alışın tezahürü. Projesi üzerinde çalışılan küresizleşme esaslı yeni güvenlik paradigmasına dair fikir verici işaretler arasında yer alıyor.
Ekte, ABD üniversitelerinin kuruluş dönemiyle ilgili bilgi veren pasajlar var. Türkçesi şöyle👇
“ (ABD'de) üniversiteler, çoğu örnekte, genel kamu okul sistemi oluşmadan hayli önce kurulmuştu. Günümüzden bakınca bu, kurulum sırasının tersine çevrilmesi gibi görünebilir; fakat o dönemin yasa koyucuları için bu doğal ve yerinde bir uygulamaydı. Onların görüşüne göre, Amerikan Cumhuriyeti’nin gelecekteki idarecileri yasama organlarının ve mahkemelerin üyeleri ile genel olarak yüksek mesleklerin mensupları olacaktı. Durum böyleyken, Amerika’da gelişmekte olan düşüncelere aykırı fikirleri benimseyecekleri Avrupa ülkelerinde eğitim görmelerine herhangi bir bahane bırakmanın son derece sakıncalı olduğu kabul edildi.
Georgia Eyalet Meclisi, Georgia Üniversitesi’ne 40.000 acre arazi tahsis eden bir yasa çıkararak bu amacı ortaya koyan kurumlardan biriydi. 1785 tarihli yasanın önsözünde, gençlerin eğitim için başka ülkelere gönderilmesinin Amerikan hedefleri açısından iyi bir plan olmadığı ve bunun Amerikan kurumlarının ‘cehaletinin ya da aşağılığının’ fazlasıyla aşağılayıcı bir kabulü olduğu açıklanıyordu. Amerikalı gençlerin yurt dışında okuması ‘daima öylesine güçlü yabancı bağlılıklara yol açacaktır ki, siyaset ilkeleri bakımından bu kabul edilemezdir.’
New York Eyaleti, kamu okullarını kurmadan çok önce bir üniversite oluşturdu; gerçi 1789 tarihli yasayla kamu arazileri her ikisi için de tahsis edilmişti. Indiana da aynı şekilde, 1807’de Vincennes Üniversitesi’ni kurdu ve 1824’e kadar genel bir okul yasası çıkarmadı. Keza Kentucky, 1798’de çok sayıda akademi ve seminere kamu arazisi verdi, ancak yaygın bir ‘common school’ sistemi için ilk yasasını 1838’e kadar kabul etmedi. Aynı politika bazı diğer eyaletler tarafından da izlendi.”
Hedefine ulaşma umudunu yitirmeyen bir terör örgütünün müzakere ile kendisini dağıttığı görülmemiştir. KCK'nın Eruh'taki ilk PKK saldırısın��n yıldönümününü coşkuyla kutlayışı, şüphesiz bir terörizmden pişmanlıkla vazgeçiş veya yenilgi mesajı değil. Aksine örgüt, sonuç alma/başarısını tescilleme mesajını kitlesine iletiyor. Varlığını sürdürme motivasyonunu sergiliyor.
Türk'ün ateşle imtihanı sürüyor...
Hangisi daha yakıcı? Yeşil Vatanı kavuran alevler mi, yangından tüm Türkiye'yi saracak bir cehennem çıkarmak için harlanan fitne ateşi mi? Sebep ve kusurları birlikte tartışacak, yarayı da beraber saracağız.
Ötesi, yangından cehenneme geçiş...
"Güneş sonsuz meş'ale, birleşen Doğu, Batı
Ve uyanan yeryüzünde bir ışık saltanatı
Biz güzellik avcıları, biz gök yolcuları
Sen yeşeresin diye sebil ettik suları
Bir özge bahar oldu, dirildi bir özge çağ..."
@b_ayvazoglu#29Mayıs1453#İstanbulunFethi
“Bilsin cihân ki ben bu cihânın neresindeyim?”
Türkiye Bilimler Akademisi @TUBAakademi tarafından düzenlenen “Global Transformations and Türkiye” konulu uluslararası konferansta, “Türkiye in the Age of Deglobalization: In the Way of World-Building Within Worlds?” başlıklı tebliğimi sundum.
Önemli konuların ele alındığı bu platformu hazırlayan Türkiye Bilimler Akademisi Uluslararası İlişkiler Çalışma Grubu’na teşekkürlerimle...
https://t.co/tUMSCJcTo7