Kadıköy’deki tarihi Hasanpaşa Gazhanesi, 1800’lü yıllarda peş peşe kurulan 4 gazhaneden birisiydi.
Hasanşapa Gazhanesi hakkında 1998-2001 yılları arasında İTÜ tarafından restorasyon dosyası hazırlandı. 2014 yılında Koruma Kurulu tarafından onaylandı.
Onaylanan proje, önceki İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yönetimi tarafından 8 Ocak 2014 tarihinde ihale edildi. 2019 yılında tamamlanması planlanıyordu, proje tamamlanamadı.
2019 yılında yapılan seçimler sonucunda Ekrem İmamoğlu yönetimi göreve geldi. Projeye özel önem verildi. 2021 yılında restorasyon tamamlanarak, İstanbul "Müze Gazhane" adıyla İstanbul müthiş bir merkeze kavuştu.
Halka ait alanlar yeniden halkın kullanımına sunuldu.
Kamu büyük bir zenginlik kazandı.
Güzel ülkemiz için yapılacak daha çok şey var!
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık 16 aydır cezaevinde. Bugün de tahliye edilmedi.
#MehmetMuratÇalık'ın
ablası Sema Koçhan isyan etti:
"NEYE GÖRE KARAR VERDİNİZ? NEYE GÖRE..
78 YAŞINDAKİ KADININ GÖZÜNDE YAŞ KALMADI"
1 günlük aranın ardından İBB Davası'nın 64. gününde Silivri'deyiz.
Arkadaşlarımın dün boş bıraktıkları yerime oturdum.
Ekrem İmamoğlu, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları ve coşku ile salonda. Dava başladı. #İBBDavası
Sabah 08.10’da, hapishanede, mahkeme heyetinin İBB duruşmasına katılmamı engelleyen keyfî kararı tarafıma bildirildi.
Benim ismimle kurulan iddianamenin görüşüldüğü mahkemeye katılmamın engellenmesi çok ağır bir hak ihlalidir, düşman hukukunun zirvesidir.
Mahkeme iddianamede en fazla suç isnat edilen kişilerin ve avukatlarının savunmalarını kısıtlamakta, yok saymaktadır.
Bu durum, “asrın hukuksuzluğu” İBB davasının tümüyle çökmüş, bir yargısız infaz yığınına döndüğünün ispatıdır.
Dava açıldıktan sonra doğal yargıç ilkesi hiçe sayılarak dizayn edilen, bu sebeple bağımsızlığı ve tarafsızlığından asla söz edilemeyecek mahkeme heyeti, bugün itibarıyla görünürde bile olsa yargılama faaliyetinden tümden vazgeçmiştir.
Bu hukuksuzluğu ifşa ediyorum. Milletimiz duysun.
Ekrem İmamoğlu:
-Bir insanı 3 ayrı mahkemede savunmanın hukuktad a vicdanda da yeri yok. 9 Temmuz’da bitireceğim demenin bir anlamı yok. Dört gündür dinliyorum. Kendilerini uyardım. Bu mahkemeler Türkiye'yi demokrasiyi ilgilendiriyor. 'Bana ne canım bizi bir kişi ilgilendiriyor' diyemezsiniz.
-Ekonomi çakılıyor, bu ülkenin insanı bile yurtdşına çıkıyor 60 milyar doları geçti. Kaçıyorlar bu ülkeden işadamları. Halbuki 20-30 milyar doları bulmuştu bu ülkede yıllık yabancı yatırım, şimdi 100 milyon dolar gelmiyor.
-Bu iş sanmayın bir kişiyi ilgilendiriyor. Bu demokrasi meselesi. Bu bakımdan bu telaşı bu aceleyi kabul etmem mümkün değil. Beni saatlere sıkıştırmak değil, devletin temli olan adalet, bir sanığın kendisni ifade etmek zorunda olan bir kişinbin sözünü kesmemeli.
-Benim bu duvarlar arasında anlatacaklarımı niyetli ne yazık ki bağımsız ve tarafsız bir mahkeme göremediğim için üzgünüm. Bu saatten sonra bütün savunmamı sizi milleitme yapıyorum. Yüzüm de kalbim de milletime dönüktür.
-Dünyanın bütün demokratlarının beni duyduğuna inanıyorum. Bu demokrasinin yok edilmesine karşı verdiğim mücadelenin bir insanlık meselesi olacağını düşünüyorum.
-Hakkımda hükmü kuracak tek vicdan milletimin vicdanındır. Milletime konuşuyorum. Son sözü millet söyleyecek.
-Adalet mahkeme salonlarında aranacak bir hak değildir. Yaşamaktır adalet, nefes almaktır, varolmaktır. Adalet hakimin ağzından çıkacak bir hüküm asla değildir.
8 Temmuz yaklaşırken,
Deniz Göktaş’ın tutuklandığı ülkede #CorluTrenKatliamı’nda 25 canımızın ölümüne sebep olan TCDD’nin o dönemki Genel Müdürü İsa Apaydın’a tek bir soru dahi sorulmaması bu ülkede ki hukuksuzluğun gerçeğidir.
8 yıl olacak 4 gün sonra!
Şu fotoğraf çok gündem oldu. Hikâyesini anlatayım:
Tartışmaların ardından İBB davası araya gitti ve herkes salonda çıktı, çıkartıldı. Gülseren annenin orada öylece tek başına ve uzaklara bakarak oturduğunu fark ettim.
Koca salonda sadece bir anne...
Ve bu anı ölümsüzleştirdim.
Birçok yer isimsiz öylece alıp kullansa da bir annenin her gün kilometrelerce yol gelerek verdiği o mücadeleyi duyurmak her şeye bedel.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde.
Mahkemedeki beyanında ‘kuyu tipi hapishane’yi şöyle anlatmıştı:
“‘Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”
Şimdi Deniz Göktaş da orada!
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#MizahıHapsedemezsiniz
BAZEN KELİMELER KİFAYETSİZ KALIYOR!!!
EŞİMİN SERBEST KALMASI İÇİN 1 MİLYON DOLAR İSTEDİLER!
MURAT ONGUN: 26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2.Dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü yaşıyordum.
Ertesi gün, yani 27 Nisan 2025 Pazar günü saat 14:15’te bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan’dı.
15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Avukatım iletir. Görüşme kabinine girer girmez bana “Beni hem sizin hem benim ortak şişman arkadaşımız gönderdi.’’ dedi. Cüneyt kiloludur biraz.
Ben de kendisine şifreli konuşacak durum olmadığını, Cüneyt Yakut’u mu kastettiğini sordum, ‘’evet’’ dedi. Sonra, Cüneyt Yakut’un kendisine söylediklerini bana aktarmaya başladı.
Şöyle dedi; “Biliyorsunuz, size anlatmış Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti.
Ortak arkadaşımız diyor ki 1.000.000,00 $ verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım.” Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim.
Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım.
Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: “Kendisi ben de 300.000,00-400.000,00 $ var, 600.000,00-700.000,00 $ dolar verse bile hallederiz.” dedi.
Avukata “Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok.’’ diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum. #İBBDavası