İMAM HATİP KÖKENLİ BİR PROFESÖR NE SÖYLÜYOR?
ODTÜ öğretim üyesi, felsefe profesörü Yasin Ceylan, Habertürk’te Kübra Par’ın sorularını yanıtlıyor.
Ceylan’ın bir özelliği de imam hatip lisesi mezunu olması.
Söz gençliğe gelince Prof. Ceylan, “başarılı gençlik” yerine “dindar gençlik” yetiştirmenin doğru olmadığını söylüyor ve gerekçesini şöyle açıklıyor:
“Çünkü Müslüman, dünya mutluluğu peşinde değildir; öbür dünya mutluluğunu hedefler. İmam hatipte okudum, medreseden geliyorum. İslam’ın öngördüğü dünya, öbür dünyaya yatırımdır; buraya geçici bakar. Dünya mutluluğu ikinci plandadır, asıl mutluluk ertelenmiş mutluluktur. Bir insanın zihninde bu varken neden bu dünyada bu kadar başarılı olsun? Yatırımı öbür tarafa yapar.
İslam’ın Batı tipi bir medeniyet kurma ideali yoktur, ihtimali de yoktur. Batı medeniyetinde bilim, sanat, edebiyat, refah, neşe, şiir vardır. İslam böyle bir toplum öngörmüyor.
Ben de iddia ediyorum ki dünya mutluluğu olmadan başarı olmaz; dünya mutluluğu olmadan ahlak da olmaz. Mutsuz insan ahlaklı olamaz, sevemez. Mutsuzlar arasında dayanışma da olamaz.”
👉 “Ya o insanlar ahirete çalıştıkları için mutlularsa?”
👉 “Bu, insan tabiatına aykırıdır. İnsan tabiatı bu dünyaya yönelik mutluluk ister. Dünyasını mükemmelleştirmeyen insan, kim olursa olsun mutsuzdur.”
@TCAytunCiray@herkesicinCHP Yahu niye saygızlık olsun Deniz fikrini söylemiş ne var bunda. Sizin gibi PR yapmaya çalışmamış ya. Bir doymadınız yahu, sanki siyasette bir başarınız var da hala yedek klübesinde bekliyorsunuz, bir emekli olamadınız.
🔴 Zülfü Livaneli:
Abdülhamid kitabını yazdığımda ona çok hücum etmemi istediler. Oysa II. Abdülhamid, 34 yıllık imparatorluk döneminde sadece 11 idam kararı imzalamış; onların da biri hariç hepsi adi suçlardan.
Aynı dönemde Belçika Kralı Leopold, kauçuk işçisi çocukların kollarını kestirip saraya getiriyor ki tatmin olsun diye. Bir milyondan fazla insanın kolu kesiliyor.
Ama biri ‘Kızıl Sultan’, diğeri ise gelişmiş, uygar bir Batılı…
Batılı tarihçileri okudukça hayal kırıklığına uğruyorum. Tarihi nasıl çarpıttıklarını gördükçe şaşırıyorum. ‘Avrupa değerleri’ dedikleri şeyler… İnsan hakları, evrensel bildirgeler falan. Avrupa’nın bunlarla uzaktan yakından ilgisi yok. Gazze’de yaptıklarını görmüyor musunuz? Tarihleri baştan sona soykırımlarla dolu.
Ben Batı’yı okudukça ve anladıkça Batı’dan hoşlanmamaya başladım.
@alihaydarfirat Yahu başka işin yok mu kimsenin kaale alıp 2 satır okumayacağı bir şeyler zırvalıyorsunuz. En fazla bir seçim kampanyasında daha nemalanırsınız partiye yapılan devlet desteğinden.
Bir saray danışmanı ‘erken seçim mi yoksa öne alınmış seçim mi’ diye Cumhurbaşkanı’nın 3. kez aday olmasına meşruiyet kazandırmak istiyor.
Yetmiyor, Anayasa’daki istisnai adaylık tanımını kendine göre yorumluyor.
Yetmiyor, Türkiye Millet Meclisi’ne ve muhalefet partilerine aba altından sopa gösteriyor!
Diyor ki; "Muhalefet 2028 yılında, zamanında yani döneminde yapılacak ama kısa bir süre kadar öne alınacak seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan'la bir kez daha demokratik yarışa girecek mi yoksa demokratik rekabetten kaçacak mı? Makul olan odur ki, demokratik yarıştan ve rekabetten yana olan hiçbir siyasi parti ve siyasi mecra kaçmayı tercih etmez. Ayrıca Türkiye seçmeni Anayasal imkan olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olarak önüne gelmesine engel olan siyasi aktörleri de affetmez.”
Ya sen kimsin ki düelloya çağırıyorsun muhalefeti?
Sen danışmansın o kadar!
Sen milletin seçtiğini tanımadın, iki kez İstanbul’da belediye seçimlerini yeniledin. Sen kim, millet kim!
Niye Cumhurbaşkanı tekrar aday olmalıymış?
Güya terörsüz Türkiye, savunma sanayi, enerji yatırımları, tam bağımsız Türkiye için son kez seçilmesi gerekiyormuş…
Bak bak bak…
Tarihi değiştiremezsiniz; Türkiye’nin tam bağımsızlığı, 24 Temmuz 1923’te Lozan’da imzalandı.
Türkiye’de savunma sanayisine karşı olan mı var!
ASELSAN, Roketsan, MKE, Deniz Kuvvetleri’nin hücum bot inşa tesisleri ne zamandan bu yana var? Bunları yok sayamazsınız!
Yine Nuri Demirağ hikayesine başlamayalım!
Türkiye’de herkesin kalbi bağımsız Türkiye için atar. Bırakın artık temelsiz, tarih bilmez tekrarları!
Yol mu?
En iyisini yapar Türk gençliği!
Savunma sanayi mi?
Daha iyisini yapar gelecek nesil!
Bağımsızlık mı?
Bizim genlerimizde var!
Resmen Türk milletine hakarettir bu!
Salt kendi konfor ve iktidarlarını devam ettirmek için bahaneler sıralıyor saray danışmanı.
Rüzgar gülü gibi dön dön dön, sonra millete tepeden ayar ver! Ne için? Kendi bekaları için!
Bu yönetim biçimi baştan aşağı sorgulanmalıdır.
Türkiye’nin başına bela ettikleri bu akıl almaz yönetim modelinin ülkeye hiçbir faydası olmadığı gibi; üniter yapı tehdit altında, TBMM bypass edilmiş durumda, hukuk siyasal iktidarın baskısında, can ve mal güvenliği zayıflatılmış, dolar 3,90’lardan bugün 46 liralara gelmiş…
Sarayın danışmanı; sen hangi hakla, hukukla, yetkiyle bunu konuşuyorsun!
adam solcu, liberallerden nefret ediyor, beni onaylamıyor, onaylanmaya da ihtiyacım yok zaten
O profilinin kapağındaki Forrest'ın "I'm pretty tired." diyip koşmayı bırakması kadar anlamlı bu çocuğun performansı. Zeki ve nöroçeşitli olduğu belli; hiç öyle sürü psikolojisinin ürünü bir performans değil bu, tamamen bireysel bir iş. Hoşuma giden de bu. Belki yorumlayanlar ona başka anlamlar atfetmiş olabilir, oysa o kısaca bireysel sorumluluğunu yerine getirdi. Kime sorumluluğu? Ülkesine? Alkışlayanlara? Fanlarına? Muhaliflere? Hayır, kendi vicdanına karşı. Zaten her bireyin görevi ülkesini kurtarmak değil, kendini gerçekleştirmektir. Kendinden bunu beklemeyen beyinler ancak güdülür. Ben bu yüzden bu çocuğun performansından bir liberal olarak çok keyif aldım. Beni sevmesine hiç gerek yok, beni onaylamaz, sorun değil, kendi olma cesareti yeter.
Forrest koşarken gazeteci soruyor neden koşuyorsun diye; zart hakları için mi, zurt hakları için mi diye... O ise "I just felt like running" diyordu. Yani "sadece koşmak istedim". Buna solcular inanmayacak ama toplumları dönüştürecek olan aslında Forrest'ın yaptığı gibi kimsenin peşine takılmadan, sadece kendi içsel ahlak terazisi ve cesaretiyle hareket eden bireylerin çoğalmasıdır. Çünkü topluluklar, kimlikler birbirinin hatasına göz yummayı beraberinde getirir. İnsan gördüğü haksızlıkları, absürt olayları, "dalyarak" deme ihtiyacını içinde tutmak yerine seslendirdiğinde kendine ve varsa yaratana borcunu ödemiş olur.
Toplumlar birilerinin arkasından giden kitlelerle yaşanan devrimlerle değil, kendi özgün duruşunu sergileyeme cesareti gösteren insanların birer tuğla taşımasıyla dönüşür. Bu saatten sonra o ufacık çocuğun yapabileceği daha fazla bir şey yok, yapmasına gerek de yok zaten. Aferin çocuğa.