Metformin, kireçlenmeyi önleyen ilk ilaç olabilir mi?
Diyabet ilacı olarak bildiğimiz metformin, şimdi bambaşka bir nedenle bilim dünyasının gündeminde.
Üstelik konu kan şekeri değil.
Diz kireçlenmesi.
ACL (ön çapraz bağ) yaralanması geçiren her 3 kişiden yaklaşık 1’i, başarılı bir ameliyata rağmen önümüzdeki 10 yıl içinde geri dönüşümsüz posttravmatik osteoartrit geliştirebiliyor.
Bugüne kadar yapılan çalışmaların neredeyse tamamı şu soruya odaklandı:
“Kireçlenme başladıktan sonra ne yapabiliriz?”
PIKASO Trial ise çok daha cesur bir soru soruyor:
“Kireçlenme hiç başlamadan durdurulabilir mi?”
Bu çok merkezli, randomize, plasebo kontrollü çalışmada;
• 18–45 yaş arasında,
• ACL rekonstrüksiyonu geçiren 512 hasta
• 12 ay boyunca metformin veya plasebo kullanacak.
Araştırmacılar yalnızca hastaların ağrısına değil;
✔️ MR’da kıkırdak yapısına,
✔️ Sinovite,
✔️ Kas kuvvetine,
✔️ Yürüyüş analizine,
✔️ Biyobelirteçlere
de bakacak.
Bunun nedeni oldukça ilginç.
Metformin;
• AMPK yolunu aktive ediyor,
• NLRP3 inflammazomunu baskılıyor,
• Otofajiyi artırıyor,
• Kondrositleri koruyabiliyor.
Hayvan deneylerinde ve bazı gözlemsel insan çalışmalarında bu mekanizmaların kıkırdak dejenerasyonunu yavaşlatabileceğine dair umut verici veriler bulunuyor.
Ancak önemli bir nokta var:
Bu çalışma henüz sonuçlanmadı.
Bugün için “Metformin kireçlenmeyi önlüyor.” demek doğru olmaz.
PIKASO’nun amacı tam olarak bunu bilimsel olarak test etmek.
Eğer sonuçlar olumlu çıkarsa, osteoartrit tedavisinde paradigma değişebilir.
Belki de önümüzdeki 10 yılda kireçlenmeyi tedavi etmeye çalışmayacağız çünkü hiç başlamamasını hedefleyeceğiz.
Metformin, kireçlenmeyi önleyen ilk ilaç olabilir mi?
Diyabet ilacı olarak bildiğimiz metformin, şimdi bambaşka bir nedenle bilim dünyasının gündeminde.
Üstelik konu kan şekeri değil.
Diz kireçlenmesi.
ACL (ön çapraz bağ) yaralanması geçiren her 3 kişiden yaklaşık 1’i, başarılı bir ameliyata rağmen önümüzdeki 10 yıl içinde geri dönüşümsüz posttravmatik osteoartrit geliştirebiliyor.
Bugüne kadar yapılan çalışmaların neredeyse tamamı şu soruya odaklandı:
“Kireçlenme başladıktan sonra ne yapabiliriz?”
PIKASO Trial ise çok daha cesur bir soru soruyor:
“Kireçlenme hiç başlamadan durdurulabilir mi?”
Bu çok merkezli, randomize, plasebo kontrollü çalışmada;
• 18–45 yaş arasında,
• ACL rekonstrüksiyonu geçiren 512 hasta
• 12 ay boyunca metformin veya plasebo kullanacak.
Araştırmacılar yalnızca hastaların ağrısına değil;
✔️ MR’da kıkırdak yapısına,
✔️ Sinovite,
✔️ Kas kuvvetine,
✔️ Yürüyüş analizine,
✔️ Biyobelirteçlere
de bakacak.
Bunun nedeni oldukça ilginç.
Metformin;
• AMPK yolunu aktive ediyor,
• NLRP3 inflammazomunu baskılıyor,
• Otofajiyi artırıyor,
• Kondrositleri koruyabiliyor.
Hayvan deneylerinde ve bazı gözlemsel insan çalışmalarında bu mekanizmaların kıkırdak dejenerasyonunu yavaşlatabileceğine dair umut verici veriler bulunuyor.
Ancak önemli bir nokta var:
Bu çalışma henüz sonuçlanmadı.
Bugün için “Metformin kireçlenmeyi önlüyor.” demek doğru olmaz.
PIKASO’nun amacı tam olarak bunu bilimsel olarak test etmek.
Eğer sonuçlar olumlu çıkarsa, osteoartrit tedavisinde paradigma değişebilir.
Belki de önümüzdeki 10 yılda kireçlenmeyi tedavi etmeye çalışmayacağız çünkü hiç başlamamasını hedefleyeceğiz.
“Kavrulmuş kuruyemiş faydasızdır.”
Muhtemelen bu cümleyi daha önce duydunuz.
Peki neden?
Sorun proteinin kaybolması değil.
Sorun, kuruyemişleri değerli yapan bazı biyolojik bileşenlerin ısıyla karşılaştığında azalabilmesi.
Çalışmalar özellikle yüksek sıcaklıklarda:
• Polifenollerde azalma
• Antioksidan kapasitede düşüş
• E vitamini kaybı
• Omega-3 yağ asitlerinde oksidasyon
• Bazı tokoferollerde belirgin azalma
olabileceğini gösteriyor.
Ama hikâye burada bitmiyor.
Bazı bileşenlerin biyoyararlanımı artabiliyor.
Protein, lif ve toplam yağ içeriği ise büyük ölçüde korunuyor.
Yani mesele:
“Kavrulmuş kuruyemişler zararlıdır.”
değil.
“Kavrulma, kuruyemişlerin en değerli bazı bileşenlerini azaltabilir.”
Çiğ tüketim çoğu zaman biyolojik potansiyeli daha iyi korur.
Ama kavrulmuş kuruyemişler de hâlâ besleyici ve sağlıklı bir besindir.
ORTHOBROS
BACKED BY SCİENCE,BUİLT BY BROS
Magnezyum, gebelikte en sık konuşulan takviyelerden biri.
Peki gerçekten ne işe yarıyor?
Meta-analizler; oral magnezyum takviyesinin özellikle kas fonksiyonları, sinir sistemi ve gece bacak krampları üzerinde faydalı etkiler sağlayabileceğini gösteriyor.
Magnezyum; • kas kasılması ve gevşemesinde, • sinir iletiminde, • enerji üretiminde, • hücresel fonksiyonların düzenlenmesinde görev alır.
Bu nedenle gebelikte artan ihtiyaçların karşılanması önemlidir.
Araştırmalar ayrıca magnezyumun uyku kalitesi üzerinde de olumlu etkileri olabileceğini düşündürüyor.
Sinir sistemi aktivitesinin dengelenmesi ve kas gevşemesinin desteklenmesi sayesinde:
✓ Daha rahat uykuya geçiş ✓ Daha az gece uyanması ✓ Daha dinlendirici bir uyku
gibi etkiler bildirilmiştir.
Peki erken doğumu önler mi?
Mevcut veriler, oral magnezyum takviyesinin preterm doğumu anlamlı şekilde önlediğini göstermiyor.
Yani magnezyumun en güçlü kullanım alanları; uyku kalitesinin desteklenmesi, kas fonksiyonları ve gece bacak kramplarıyla ilişkili olabilir.
En güçlü etki;
• dengeli beslenme • yeterli protein alımı • düzenli gebelik takibi • sağlıklı yaşam alışkanlıkları
ile birlikte görülür.
Gebelikte kullanılan her takviye gibi, magnezyum da doktor önerisiyle ve kişiye özel değerlendirilmelidir.
ORTHOBROS
BACKED BY SCİENCE,BUİLT BY BROS
Kollajeni yıllardır cilt için konuşuyoruz.
Peki ya kemik?
2026’da yayımlanan randomize, çift kör, plasebo kontrollü bir çalışmada kadın dayanıklılık koşucuları 4 hafta boyunca günde 20 g kollajen peptidi kullandı.
Sonuçlar:
• P1NP ↑ (kemik yapım belirteci)
• IL-6 ↓ (inflamasyon belirteci)
• sRANKL ↓ (kemik yıkımıyla ilişkili sinyaller)
İlginç olan şu:
Kemik canlı bir dokudur.
Sadece kalsiyumdan ibaret değildir.
Mekanik yüklenme, inflamasyon, enerji dengesi ve kollajen matriksi birlikte çalışır.
Bu çalışma kollajenin kırıkları önlediğini veya kemik yoğunluğunu artırdığını göstermiyor.
Ama kemik biyolojisinde düşündüğümüzden daha önemli bir rolü olabileceğine dair güçlü bir sinyal veriyor.
Belki de kollajeni sadece “cilt takviyesi” olarak görmek eksik bir bakış açısıdır.
ORTHOBROS
BACKED BY SCİENCE,BUİLT BY BROS
20 kilo vermek her zaman 20 kilo kazanmak değildir.
Eğer bunun önemli bir kısmı kaslardan gittiyse,
metabolizmanızdan, gücünüzden ve gelecekteki hareket kapasitenizden de kaybetmiş olabilirsiniz.
GLP-1 çağında asıl soru:
“Kaç kilo verdin?”
değil,
“Ne kaybettin?”
Protein barların büyük çoğunluğu teknik olarak Ultra-Processed Food (UPF) kategorisindedir.
Bu birçok kişi için şaşırtıcı olabilir.
Çünkü pazarlama dili bize farklı bir hikâye anlatıyor:
• Yüksek protein
• Şekersiz
• Fit
• Sporcu dostu
Ancak ürünün protein içermesi, onu otomatik olarak sağlıklı yapmaz.
Birçok protein barda;
protein izolatları
tatlandırıcılar
aroma vericiler
emülgatörler
kıvam artırıcılar
bulunur.
Son yıllarda yayımlanan büyük gözlemsel çalışmalar ve umbrella review’lar, yüksek UPF tüketiminin;
• Obezite
• Tip 2 diyabet
• Kardiyovasküler hastalık
• Genel mortalite
ile ilişkili olduğunu göstermektedir.
Bu şu demek değildir:
❌ Protein bar zehirdir.
Bu şu demektir:
✅ Protein miktarı kadar gıdanın işlenme düzeyi de önemlidir.
Kas yapmak için protein gerekir.
Protein almak için ise her zaman protein bar gerekmez.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros
OMUZ MR’INDA YIRTIK GÖRMEK NE KADAR ÖNEMLİ?
MR raporunda “rotator cuff yırtığı” yazdığın�� görmek birçok insan için endişe vericidir.
Ancak omuz literatürünün bize öğrettiği önemli bir gerçek var:
Her yırtık ağrının nedeni değildir.
Araştırmalar, özellikle 50-60 yaş sonrası bireylerde rotator cuff yırtıklarının hiçbir omuz şikayeti olmayan kişilerde bile oldukça sık görülebildiğini göstermektedir.
Yani bir yırtık görmek ile ağrının nedenini bulmak aynı şey değildir.
Bu şu anlama gelmez:
❌ Yırtık önemsizdir.
Bu şu anlama gelir:
✅ Yırtık, hastanın şikayetleri ve muayene bulguları ile birlikte değerlendirilmelidir.
Modern omuz cerrahisinde karar verirken yalnızca MR görüntüsüne bakılmaz.
• Ağrı
• Kuvvet kaybı
• Hareket açıklığı
• Fonksiyonel kısıtlılık
• Yaş
• Aktivite düzeyi
• Muayene bulguları
birlikte değerlendirilir.
Bazı yırtıklar yıllarca sessiz kalabilir.
Bazı küçük yırtıklar ise ciddi semptomlara neden olabilir.
Bu nedenle ortopedide tedavi ettiğimiz şey görüntü değil, hastanın kendisidir.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros
OMUZ YIRTIKLARI NEDEN OLUŞUR?
Birçok kişi omuzunda yırtık olduğunu duyunca mutlaka bir düşme, çarpma veya büyük bir travma yaşamış olması gerektiğini düşünür.
Oysa gerçek biraz farklı.
Rotator cuff yırtıkları iki ana gruba ayrılır:
• Travmatik yırtıklar
• Dejeneratif yırtıklar
Travmatik yırtıklar genellikle düşme, ani zorlanma veya spor yaralanmaları sonrası ortaya çıkar.
Ancak poliklinikte gördüğümüz yırtıkların önemli bir kısmı travmaya bağlı değildir.
Yaşla birlikte tendonun yapısında değişiklikler oluşur.
Kanlanma azalabilir.
Mikro hasarlar birikebilir.
Tendon zamanla yıpranabilir.
Bu nedenle birçok omuz yırtığı aslında yıllar içinde gelişir.
İlginç olan şu:
Araştırmalar, özellikle 60 yaş üzerindeki bazı bireylerde hiçbir omuz ağrısı veya şikayet olmadan da rotator cuff yırtığı görülebildiğini göstermektedir.
Yani:
Bir yırtık görmek ile ağrının nedenini bulmak her zaman aynı şey değildir.
Bu da bize önemli bir şeyi hatırlatır:
Tedavi kararını yalnızca MR görüntüsüne bakarak vermeyiz.
Ağrı,
kuvvet kaybı,
hareket açıklığı,
fonksiyonel kapasite,
muayene bulguları ve yaşam kalitesi birlikte değerlendirilir.
Her yırtık aynı değildir ve her yırtık aynı tedaviyi gerektirmez.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros
Gebelik uzun yıllar boyunca “dinlenme dönemi” olarak görüldü.
Oysa güncel bilimsel veriler bunun tam tersini gösteriyor.
Komplikasyonsuz gebeliklerde düzenli fiziksel aktivite hem anne hem de bebek için birçok fayda ile ilişkilendiriliyor.
Araştırmalar; gebelik boyunca yapılan düzenli egzersizin:
• Gestasyonel diyabet riskini azaltabildiğini
• Gebelik hipertansiyonu ve preeklampsi riskini düşürebildiğini
• Aşırı gebelik kilosu alımını sınırlayabildiğini
• Bel ve pelvis ağrılarını azaltabildiğini
• Uyku kalitesini ve ruh halini iyileştirebildiğini
• Doğum sonrası toparlanmayı destekleyebildiğini gösteriyor.
Peki hangi egzersizler?
✓ Tempolu yürüyüş
✓ Sabit bisiklet
✓ Yüzme
✓ Pilates
✓ Gebeliğe uygun direnç egzersizleri
genellikle güvenli kabul edilir.
Amerikan Kadın Doğum Uzmanları Koleji (ACOG), komplikasyonsuz gebeliklerde haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite önermektedir.
Ancak her gebelik aynı değildir.
Plasenta previa, ciddi hipertansiyon, erken doğum tehdidi, servikal yetmezlik ve bazı yüksek riskli durumlarda egzersiz planı mutlaka kadın doğum uzmanı ile bireyselleştirilmelidir.
Belki de asıl soru:
“Gebelikte spor yapılır mı?”
değil,
“Gebelikte hareketsiz kalmak ne kadar doğru?”
olmalıdır.
ORTHOBROS
BACKED BY SCİENCE,BUİLT BY BROS
MR’DA FITIK GÖRMEK AĞRININ NEDENİ MİDİR?
Bel MR’ında fıtık görmek çoğu zaman beraberinde şunu akıllara getirir:
“Demek ki ağrımın sebebi bu.”
Peki gerçekten öyle mi?
Her zaman değil.
Omurga görüntülemeleri üzerine yapılan çalışmalar, hiçbir bel ağrısı olmayan kişilerde bile disk dejenerasyonu, disk taşması (bulging) ve hatta disk protrüzyonlarının oldukça sık görülebildiğini göstermektedir.
2015 yılında Brinjikji ve arkadaşlarının yaptığı sistematik derleme, yaş ilerledikçe MR’da görülen birçok değişikliğin aslında normal yaşlanma sürecinin bir parçası olabileceğini ortaya koydu.
Bu şu anlama gelir:
MR’da bir bulgu görmek ile ağrının kaynağını bulmak aynı şey değildir.
Elbette bazı durumlarda fıtık gerçekten ağrının nedenidir.
Özellikle:
• Bacağa yayılan ağrı
• Uyuşma
• Kuvvet kaybı
• Sinir basısına ait bulgular
varsa MR bulguları klinik tabloyla uyum gösterebilir.
Ancak yalnızca görüntüye bakarak:
“İşte ağrının sebebi bu.”
demek her zaman doğru değildir.
Modern tıp şunu söyler:
MR hastayı değil, omurgayı gösterir.
Ağrının kaynağını anlamak için;
• Hikâye
• Muayene
• Nörolojik değerlendirme
• Fonksiyonel durum
• Görüntüleme
birlikte değerlendirilmelidir.
Özetle:
-Her ağrılı hastada fıtık yoktur.
-Her fıtıklı hastanın ağrısı da fıtıktan kaynaklanmaz.
-Tedavi görüntüye değil, hastaya yapılır.
BEL FITIĞI HER ZAMAN AMELİYAT DEMEK Mİ?
MR sonucunda “bel fıtığı” yazdığını görmek birçok insan için korkutucu olabilir.
Ancak modern omurga literatürünün verdiği mesaj oldukça net:
Her fıtık ameliyat gerektirmez.
İlginç olan şu:
MR’da görülen disk protrüzyonları ve dejeneratif değişiklikler, hiçbir şikayeti olmayan insanlarda da oldukça sık bulunur.
Yani görüntü ile semptom her zaman aynı şey değildir.
Bu nedenle günümüzde tedavi kararı yalnızca MR görüntüsüne göre verilmez.
Ağrının şiddeti,
süresi,
nörolojik bulgular,
günlük yaşamın etkilenme düzeyi,
muayene bulguları ve konservatif tedaviye verilen yanıt birlikte değerlendirilir.
SPORT çalışması ve sonraki uzun dönem takipler, birçok hastada ameliyatsız tedavi ile de anlamlı iyileşme sağlanabildiğini göstermiştir.
Peki ameliyat ne zaman gündeme gelir?
• İlerleyici nörolojik kayıp
• Kauda equina sendromu
• Şiddetli ve dirençli radiküler ağrı
• Uygun konservatif tedaviye rağmen devam eden ciddi fonksiyon kaybı
gibi durumlarda cerrahi önemli bir seçenek olabilir.
Özetle:
MR’da fıtık görmek ameliyat kararı değildir.
Bel MR’ı hastayı değil, yalnızca omurgayı gösterir.
Tedavi rapora değil, hastaya yapılır.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros
Journal of Orthopaedic & Sports Physical Therapy boyun ağrısında egzersiz ve aktif yaklaşımı destekler.
North American Spine Society görüntüleme ile semptomların her zaman birebir örtüşmediğini vurgular.
American College of Radiology kırmızı bayrak yoksa görüntülemenin seçici kullanılmasını önerir.
Kumar ve arkadaşlarının 2018 sistematik derlemesi:
“Asymptomatic subjects and cervical lordosis” literatürünü inceleyerek lordoz-ağrı ilişkisinin beklenenden daha karmaşık olduğunu göstermiştir.
BOYUN DÜZLEŞMESİ GERÇEKTEN HASTALIK MI?
MR veya röntgen raporlarında sık gördüğümüz ifadelerden biri:
“Servikal lordozda düzleşme izlenmiştir.”
Peki bu gerçekten bir hastalık mı?
Kısa cevap:
Hayır.
Boyun düzleşmesi bir hastalık tanısı değil, bir görüntüleme bulgusudur.
Servikal omurganın doğal eğriliğinin azalması anlamına gelir.
Önemli olan ise görüntü değil, hastanın kendisidir.
Çünkü araştırmalar servikal omurga diziliminin kişiden kişiye değişebildiğini ve lordoz azalmasının ağrıyla her zaman doğrudan ilişkili olmadığını göstermektedir.
Bazı kişilerde belirgin boyun ağrısı olmasına rağmen görüntüleme bulguları oldukça sınırlıyken;
bazı kişilerde ise belirgin radyolojik değişiklikler bulunmasına rağmen ciddi bir şikayet olmayabilir.
Bu nedenle modern yaklaşım şunu söyler:
Bir görüntüleme bulgusu tek başına tedavi nedeni değildir.
Tedavi kararı;
• Ağrının şiddeti
• Süresi
• Hareket kısıtlılığı
• Nörolojik bulgular
• Günlük yaşam etkilenimi
• Muayene bulguları
birlikte değerlendirilerek verilir.
Boyun ağrısında güçlü kanıtlar;
Hareket etmeyi,
egzersizi,kas dayanıklılığını artırmayı,
günlük aktiviteyi sürdürmeyi desteklemektedir.
Özetle:
Boyun düzleşmesi görmek ile hasta olmak aynı şey değildir.
Tedavi rapora değil, hastaya yapılır.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros
Teşekkürler hocam.
Küçük bir ekleme yapmak isterim:
“Kollajen” tek bir ürün değil.
Hidrolize kollajen peptitleri ile undenatüre tip II kollajen (UC-II®) farklı mekanizmalarla çalışıyor ve literatürde ayrı değerlendiriliyor.
Özellikle eklem sağlığı tarafında UC-II’nin oral tolerans mekanizması nedeniyle farklı bir yerde durduğunu hatırlatmakta fayda var.
İlgilenenler için ilgili paylaşımımız a��ağıda. 👇
UC-II KOLLAJEN
UC-II klasik kollajen değildir.
Aynı şeyin “daha güçlüsü” değil, tamamen farklı bir mekanizmadır.
⸻
UC-II, undenatured (native) tip II kollajendir.
Yani kıkırdakta bulunan kollajenin doğal üçlü heliks yapısını ve antijenik bölgelerini koruyan formudur.
Bu önemli çünkü:
UC-II’nin değeri “çok kollajen vermesinde” değil,
yapıyı bozmadan verilmesinde yatıyor.
Hidrolize kollajende ise bu yapı parçalanmıştır.
Bu yüzden iki ürün:
→ Aynı sınıfın güçlü-zayıf versiyonu değil
→ Mekanistik olarak farklı iki yaklaşım
⸻
⚙️ NEDEN FARKLI?
UC-II’yi rasyonel yapan ana konu:
✔ Çok düşük dozda (≈40 mg/gün) çalışabilmesi
✔ Mekanizmasının “besin desteği” değil
✔ oral tolerans / immün modülasyon olması
Yani amaç:
❌ Eklemine kollajen eklemek değil
✅ Kollajene karşı immün yanıtı düzenlemek
⸻
🧠 MEKANİZMA
UC-II bağırsakta immün sistemle etkileşir.
→ “Bu yapı tanıdık, saldırma” sinyali oluşur
→ İnflamatuvar yanıt baskılanır
→ Eklemdeki yıkım sinyalleri azalabilir
Bu nedenle etkisi:
👉 direkt yapı eklemekten çok
👉 immün denge üzerinden olur
⸻
📊 KLİNİK NE DİYOR?
Randomize çalışmalarda:
✔ Ağrı
✔ Sertlik
✔ Fiziksel fonksiyon
üzerinde plaseboya göre anlamlı iyileşme gösterilmiştir.
Ama önemli not:
👉 Etki anlamlıdır ama mucizevi değildir
👉 Kılavuz düzeyinde hâlâ destekleyici kategoridedir
⸻
⚖️ SONUÇ
• UC-II klasik kollajen değildir
• Düşük dozda çalışır çünkü mekanizması farklıdır
• Hidrolize kollajen ile aynı kefede değerlendirilmemelidir
• Klinik fayda vardır, ancak “tedavi edici ilaç” değildir
Dizinizden “küt küt”, “çıt” sesleri geliyor diye endişelenmeyin.
Her ses hasar anlamına gelmez.
Poliklinikte en sık duyduğumuz sorulardan biri:
“Doktor Bey, dizimden ses geliyor. Kireçleniyor olabilir miyim?”
Kısa cevap:
Çoğu zaman hayır.
2024 yılında British Journal of Sports Medicine’da yayımlanan sistematik derleme ve meta-analiz, dizden gelen seslerin (krepitüs) düşündüğümüzden çok daha yaygın olduğunu gösterdi.
103 çalışma.
36.439 katılımcı.
42.816 diz.
Sonuçlar:
• Genel popülasyonda krepitüs sıklığı: %41
• Ağrısız ve yaralanma öyküsü olmayan bireylerde: %36
• Diz osteoartriti olanlarda: %81
Peki bu sesler neden oluşuyor?
Krepitüs;
• Sinovyal sıvıdaki gaz kabarcıkları
• Tendon ve bağ hareketleri
• Patellofemoral temas değişiklikleri
• Eklem içindeki normal biyomekanik süreçler
gibi birçok farklı nedenle ortaya çıkabilir.
Meta-analiz, krepitüsün diz osteoartriti ile ilişkili olabileceğini gösteriyor.
Ancak önemli bir nokta var:
Bir bulgunun bir hastalıkla ilişkili olması, her zaman o hastalığın var olduğu anlamına gelmez.
Özellikle ağrı, şişlik, kilitlenme veya fonksiyon kaybı olmayan bireylerde diz seslerinin klinik önemi çoğu zaman sınırlıdır.
Ne zaman değerlendirme gerekir?
• Ağrı varsa
• Şişlik varsa
• Takılma veya kilitlenme hissi varsa
• Hareket kısıtlılığı varsa
• Tekrarlayan eklem şişliği oluyorsa
Ağrısız diz sesleri çoğu zaman yalnızca sestir.
Hasar olmak zorunda değildir.
Ortopedide tedavi ettiğimiz şey ses değil;
hastanın şikayeti,
fonksiyonel kapasitesi
ve yaşam kalitesidir.
Dizleriniz camdan yapılmadı.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros
Kaynaklar:
Rojas-Jaramillo A, et al.
Impact of the deep squat on articular knee joint structures, friend or enemy? A scoping review.
Front Sports Act Living. 2024.
Hartmann H, Wirth K, Klusemann M.
Analysis of the load on the knee joint and vertebral column with changes in squatting depth and weight load.
Sports Medicine. 2013;43(10):993-1008.
Schlegel P, et al.
Not:
Bu paylaşım sağlıklı bireylerde yapılan derin çömelme hareketinin diz sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin güncel literatürü özetlemektedir. İleri osteoartrit, akut yaralanma veya spesifik diz patolojileri olan bireylerde değerlendirme kişiye özel yapılmalıdır.
Çömelmek Dizi Bitirir mi? Bilim Ne Diyor?
Muhtemelen hepimiz hayatımızın bir döneminde şu cümleyi duyduk:
“Çömelme, dizlerin biter.”
Peki gerçekten öyle mi?
Aslında diz eklemi hareket etmek ve yük taşımak için tasarlanmıştır.
Derin çömelme sırasında diz eklemine binen kuvvetler artar. Özellikle diz kapağı ile uyluk kemiği arasındaki patellofemoral eklem ve tibiofemoral eklem yüksek yüklerle karşılaşır.
Ancak burada önemli bir nokta var:
Yüklenmek ile zarar görmek aynı şey değildir.
Kaslar, tendonlar, kemikler ve eklem dokuları cansız mekanik parçalar gibi davranmaz. Uygun miktarda yüklenmeye uyum sağlayabilir, güçlenebilir ve dayanıklılık kazanabilirler.
Bu nedenle güncel bilimsel veriler, sağlıklı bireylerde doğru teknik ve uygun progresyonla yapılan derin çömelmenin tek başına diz osteoartriti oluşturduğunu göstermemektedir.
2024 yılında yayımlanan bir derlemede incelenen çalışmaların büyük çoğunluğu, derin çömelmenin diz eklem yapıları üzerinde belirgin bir olumsuz etki oluşturduğunu göstermedi.
Peki risk nerede?
Asıl risk faktörleri şunlardır:
• Önceki diz yaralanmaları
• Obezite
• Kas zayıflığı
• Ani ve kontrolsüz yük artışları
• Mevcut eklem hastalıkları
Yani çoğu zaman sorun hareketin kendisi değildir.
Sorun, dokunun kapasitesinden daha fazla yük talep etmektir.
Elbette ileri osteoartriti olan, aktif yaralanması bulunan veya belirli diz problemlerine sahip kişiler için durum farklı olabilir ve değerlendirme bireysel yapılmalıdır.
Ama mevcut kanıtlar bize şunu söylüyor:
Dizlerimiz camdan yapılmadı.
Doğru planlanmış hareket, çoğu zaman dizlerin düşmanı değil; uzun vadeli sağlığının bir parçasıdır.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros
Kaynaklar:
• Alentorn-Geli et al. JOSPT 2017
• Burfield et al. Physical Therapy in Sport 2023
• Timmins et al. AJSM 2017
• Dhillon et al. OJSM 2023
• Coburn et al. Osteoarthritis & Cartilage 2023
Koşmak Dizleri Tüketir mi? Bilim Ne Diyor?
Yıllardır bize söylenen şey şu:
“Koşma. Dizlerin aşınır.”
Peki gerçekten öyle mi?
Bugüne kadar yayımlanan meta-analizler ve sistematik derlemeler, rekreasyonel (amatör) koşucularda diz osteoartriti riskinin hareketsiz bireylere göre daha yüksek olmadığını, hatta çoğu çalışmada daha düşük olduğunu gösteriyor.
25 çalışmayı ve 125.000’den fazla kişiyi içeren bir meta-analizde:
• Rekreasyonel koşucularda diz ve kalça osteoartriti prevalansı %3.5
• Sedanter bireylerde %10.2
Biyolojik dokular araba lastiği gibi çalışmaz.
Kaslar, kemikler ve eklem dokuları uygun yüklenmeye uyum sağlar.
Elbette her koşucu aynı değildir.
Önceki travmalar,
obezite,
ani yük artışı,
kas zayıflığı ve kötü antrenman planlaması tabloyu değiştirebilir.
Ama mevcut bilimsel veriler şunu söylüyor:
Dizleriniz araba lastiği değildir.
ORTHOBROS
Backed by Science, Built by Bros