olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
düşüncemizin katlanması mı güzel
zalim kaderin yumruklarına, oklarına
yoksa diretip bela denizlerine karşı
dur, yeter demesi mi?
ölmek, uyumak sadece!
Yunan ordusu yarılınca İzmir'deki Hacıanesti görevden alınıyor. Trikupis başkomutan ilan ediliyor. Telgraf hattı Türklerin eline geçtiği için ulaştıramıyorlar. Atatürk, Trikupis'i esir alıp başkomutan olduğunu tebliğ ediyor.
Bir savaş daha harika bitemezdi.
🇹🇷 30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!
Bağımsızlık ve özgürlük uğruna verdiğimiz büyük mücadelenin zaferle taçlandığı 30 Ağustos’un 104. yıl dönümünde, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu toprakları bizlere vatan kılan tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Nothing in my career ever came easy. Bad nights and disappointments are part of football, and I have learned to turn them into motivation and into trophies.
Trabzonspor is my club, and I am part of this project, body and soul. Last night will not change that.
I know expectations are high, and I truly believe we can and will deliver. “I came here to win” is not just a slogan to me.
20 yaşında bir genç, askerlik görevini yerine getirmek için kışlaya teslim oldu. Üç ay acemi birliğinde kaldı. Ardından usta birliğine gitmek üzere kışladan ayrıldı; kısa bir iznin ardından yeni birliğine teslim oldu.
Burada kısa bir eğitimin ardından, artık kâğıt üzerindeki askerlik değil, gerçek mücadele başladı.
Sivilde izlediğiniz Rambo filmlerini unutun. Gerçek savaş film değildir. Gerçek savaş; korkuyla, soğukla, uykusuzlukla, yoklukla ve ölümle göz göze gelmektir. 20 yaşındaki Mehmetçik, tüm bu zorluklara rağmen görevinden geri dönmedi. Kimi şehit oldu, kimi bedeninde ömür boyu taşıyacağı yaralarla gazi oldu.
Bugün o 20 yaşındaki gençlerin bir kısmı şehitlikte, bir kısmı ise Güvenpark’ta ve akabinde kurtuluş parkında hak ve adalet mücadelesi veriyor. Şehit aileleri ve gaziler olarak istediğimiz ayrıcalık değil; bu vatan için ödediğimiz bedelin karşılığında emsal özlük haklarımızın verilmesidir.
Unutmayın: Biz o gün görevden kaçmadık. Bugün de hakkımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz.
Çünkü vatan için bedel ödeyenlerin hakkı, yıllar sonra görmezden gelinemez. Adalet istiyoruz, emsal hak istiyoruz.#GazileriminYanındayım
#GazilerimizinHakkınıVerin #KurtuluşParkı #güvenpark #gündem #SONDAKİKA #türkiye
Görev süremizin yarısını geride bırakırken, söz verdiğimiz projelerimizin yaklaşık %50’sini hayata geçirip, %30’luk kısmına devam ediyoruz. Kalan kısmını da görev sürecimizde aynen tamamlamış olacağız. Ayrıca vaat ettiğimiz projelerin haricindeki birçok projeyi de hayata geçirdik.
Söz verdiğimiz gibi Yomra’yı Karadeniz’in incisi haline getirdik. Bununla yetinmeyerek, ilçemizin marka değerini her geçen gün daha da yukarı taşımaya kararlıyız.
Bize inanan ve güvenen hemşehrilerimizi çalışmalarımızla bugüne kadar mahcup etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz.
Büyük Taarruz'la başlayan ve 30 Ağustos'la sona eren savaş yalnızca görkemli bir zafer değildi. Türk'ün asırlar sonra ilk kez başardığı bir imha muhaberesiydi.
Taarruz öncesinde, vaziyet hiç de iç açıcı değildi. Güç dengesi Yunan ordusuyla neredeyse eşitti. Saldırı cephe taarruzu şeklinde uygulandığında, düşmanı püskürtmek mümkündü fakat kesin zafer elde ihtimali düşüktü. Üstelik Türk ordusunun yaklaşık 200 bin askeri besleyecek gıdası kısıtlıydı. Eldeki stok, sadece altı aylıktı. Haliyle Türkler için yegane seçenek, düşmanı yenmek değil, imha etmek yani Anadolu'daki Yunan varlığını yok etmekti. Bir imha taarruzu yapmak ve düşmanı yok etmek için pek çok ihtimalin aynı anda gerçekleşmesi gerekiyordu. Düşmanı hiç beklemediği bir yerden vurmak, savunma hattını yarmak, ardından çevrelemek, çembere alıp yok etmek ve Akdeniz sahiline dek takip edip denize dökmek...
Gazi, bu stratejiyi uygulamak ve başarılı olmak için hayatının en büyük riskini aldı. Fakat bu risk bir kumar hesabına değil, ince düşünülmüş, adım adım örülmüş kusursuz bir stratejiye dayanıyordu.
Stratejinin ilk adımı, düşmanı yanıltmaktı. Yani, bir taarruza hiç hazır olunmadığı izlenimi yaratmaktı. Gazi bu nedenle, Kasım 1921'den itibaren Haziran 1922 tarihine dek taarruz hazırlığı anlamına gelebilecek girişimlerden kaçındı. TBMM, 1922 yılının Mart ayında Londra'da toplanan konferansa katılarak, barış arayışında olduğunu gösterdi. Dahası, mecliste çıkan taarruz tartışmaları köpürtüldü ve bir tür ayrışma izlenimi yaratıldı. Muhaliflerin baskılarının düşman kulağına gitmesine müsaade edildi. Düşman gözünde Türkler kendi içinde ayrışmaya düşmüş, hazırlıksız ve umutsuz bir askeri aygıt durumuna bilinçli olarak düşürüldü.
Stratejinin ikinci ayağı, zamanlamaydı. Gazi, taarruz vaktini seçmek için hazırlık yaparken, bizzat düşmandan istifade etti. Zira, Yunan Başkomutan Hacıanesti, Ankara'yı barışa zorlamak için bir kumar oynamış, İstanbul'u işgale kalkmıştı. İşgal girişimi, Temmuz ayının sonlarında gerçekleşti. Hacıanesti, başkenti ele geçirebilmek için Anadolu'daki bazı tümenlerini gizlice Trakya'ya kaydırmıştı. Girişim başarısızlıkla sonuçlandığında Gazi, doğru anın gelip çattığını anladı. Trakya'daki birliklerin geri dönüşüne fırsat vermeden harekete geçilecekti.
Stratejinin üçüncü ayağı, gizlilikti. Gazi, taarruz hazırlığına Haziran 1922'de başlamış fakat süreci gizli tutmuştu. Hazırlıktan yalnızca Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Milli Savunma Vekili Kazım Fikri Paşa'nın bilgisi vardı. Ordu ve kolordu komutanları bile hazırlıktan habersizdi. Taarruz bölgesinde başlatılan çalışmalara, taarruz değil, savunma hazırlığı süsü verildi. Bunun için ana hattı örtmek adına alakasız pek çok yerde yol çalışması yapıldı. Köyler boşaltıldı. Kağnılar ve büyükbaş hayvanlar temin edildi. Türk ordusu saldırmaktan çok savunmaya hazırlanır bir vaziyete geçti. Türk askerleri bile ne olduğundan habersizdi. Hacıanesti'nin İstanbul'u başarısız işgal girişimi üzerine Gazi, harekete geçti ve ordu/kolordu komutanlarını toplamak için futbol maçı tertipledi. Düşman, İstanbul etrafında gezinirken Türk ordusunun komuta kademesi Akşehir'de futbol maçı izliyordu. Ama bu bir örtüydü. Maç akşamı taarruz kararı ordu ve kolordu komutanlarına bildirildi. Gazi, cephe ziyaretlerini akşam vakitlerinde ve gizlice gerçekleştiriyordu. O günlerde diplomatik ziyafetler ve çay partileri veriliyor, Ali Fuat Paşa, Gazi'nin hastalığı nedeniyle köşkte istirahat ettiği yalanıyla cephe ziyaretlerini perdeliyordu.
Stratejinin dördüncü ayağı, baskın taarruzu yani düşmana hiç beklenmedik yerden vurmaktı. Yunan savunma hattı Bursa'dan başlıyor, Eskişehir, Kütahya'da devam ediyor ve Afyon'un güneyine sarkıyordu. Türk ordusu bu hatta tam karşıdan vurabilir ve cephe taarruzu yürütebilirdi ama bu durumda kazanma ihtimali olsa da imha ihtimali olmazdı. İmha için baskın gerekiyordu ve baskın düşmanın hiç beklemediği yerden gelmeliydi. Gazi bu kapsamda Afyon'un güneyinden taarruza karar verdi. Afyon güneyindeki 40 kilometrelik savunma hattında yaklaşık 35 bin Yunan askeri mevcuttu. Gazi, kuzeydeki birliklerin büyük bölümünü, gizlice buraya kaydıracak ve düşmana büyük üstünlük kuracaktı. Bu kapsamda 2. Ordu'nun önemli kısmı 1. Ordu'ya dahil edildi. Birlikler gece vakti büyük sessizlik içinde güney bölgesine yanaştırıldı. Düşmanın bu hareketi fark edememesi için gündüzleri ters istikamette yürüyüşler yapıldı. Kalan askerler akşama dek ağaç altlarında sessizce bekledi. Gece yürüyüşlerinde değil ateş, sigara bile yakılmadı. Böylece Yunan uçakları meseleyi fark etmedi.
Taarruz vakti gelip çattığında, düşmanın 35 bin askerinin karşısına tam 120 bin Türk askeri sızmıştı. Kuvvet dengesi, 3,5 kat Türk lehineydi. Taarruz hattının en kritik bölgesi 13 kilometrelik Kalecik Sivrisi - Tınaztepe bölümüydü. Burada 15 bin Yunan askeri mevcutken, karşısında tam 90 bin Türk askeri yığılmıştı. Yani, yarma bölgesinde 1'e 6, Türk üstünlüğü bulunuyordu. Dahası, topçu gücünün büyük bölümü de bölgeye kaydırılmıştı. Türk topçusunun gücü, Yunan gücünün altı katına çıkmıştı. Türk ordusunun kalanı, yani 45 bin mevcutlu 2. Ordu, düşman savunma hattının tam karşısında kalacak 100 bin civarı Yunan askerini oyalayacaktı.
Gazi, taarruz hazırlıklarına başlarken, en yakın dostlarından Ali Fethi'yi barış diplomasisi adına Londra'ya göndermişti. Amacı, taarruzu son kertede gizli tutmaktı. Ali Fethi, Londra'ya varır varmaz, İngiliz dışişleri ile temas aradı, Avrupa basınını karşısında toplayıp Türklerin barış arzuladığını açıkladı. Böylece, düşman başarıyla yanıltıldı. Türkler mecliste kavga ediyor, cephede savunma hazırlığı yapıyor, Avrupa'da barış arıyor, futbol maçı izliyor, çay ziyafetiyle meşgul oluyordu.
26 Ağustos sabahı gelip çattığında baskın taarruzu için hemen her şey hazırdı. Fakat süre sınırlıydı. Düşman, Türk ordusunu doğuda bilirken, Gazi, güneyden saldıracaktı. Yunan karargahının, evvela bir karar vermesi gerekecekti. Güneyden gelen taarruz, doğudan gelen büyük taarruzu gizlemek isteyen bir aldatmaca mıydı, yoksa Türkler güneyden gerçek bir baskın taarruzuna mı girişmişti? Yunan karargahının bunu anlaması için en çok iki güne ihtiyacı vardı. Yani, baskın taarruzu en geç iki günde başarıya ulaşmalı ve hattı yarılmalıydı. Sonrası, çevirmek, çembere almak ve imha etmekti.
Taarruz 26 Ağustos sabahı başladı. Kuzeydeki birlikler aynı günü Yunan ordusunun asıl merkezini oyalamaya girişti. Yunan ordusu ilk gün derin bir ikileme düştü. Hacıanesti, asıl taarruzu doğudan bekliyor, güneydeki baskını aldatmaca olarak görüyor, Trikupis ise güneyden güçlü bir taarruz geldiğini düşünüyor ve takviye birlik istiyordu. Gazi'nin beklediği ikilem doğmuştu fakat düşman hattı ilk gün yarılamadı.
27 Ağustos, kader günüydü. Nitekim aynı gün düşman hattı yarıldı ve Yunan ordusu çekilmeye başladı. Türk ordusu Afyon'a girdi. Böylece manzara değişti. Gazi, artık avını parçalamak isteyen bir kurttu.
28 Ağustos günü geldiğinde, Gazi'nin ikinci adımı, düşman birliklerini çevrelemek ve çembere alarak imha etmekti. Fakat Yunan ordusu yaklaşan tehlikenin farkındaydı. Bu nedenle Afyon ovası ile İzmir yolu arasındaki Dumlupınar geçidine yönelmek istediler. Fakat Türk ordusu zamanında hareket ederek geçidi kapattı. Böylece düşman birlikleri üç koldan sarıldı.
30 Ağustos gününe gelindiğinde tüm şartlar hazırdı. Gazi, üç koldan çevirip Murat dağlarına doğru sıkıştırdığı düşmanı bizzat komuta ettiği meydan muharebesiyle imha etti. Artık Yunan ordusu gövdesini kaybetmişti.
31 Ağustos günü geriye tek bir hedef kalmıştı. Döküntüler ve artıklardan oluşan Yunan birliklerini yeni bir mevziye sahip olmalarına fırsat vermeden İzmir'e sürmek ve denize dökmek.
İlk hedef Akdeniz'dir emri, bu niyetin tezahürüydü. Nitekim öyle de oldu. Türk ordusu 9 günde 400 kilometre yol teperek İzmir'e girdi ve kısa süre sonra Anadolu'da tek bir Yunan askeri dahi kalmadı.
Türk ordusu asırlar sonra ilk kez düşmanı imha taarruzu ile yok etmişti.
1975’te KGB tarafından tutuklandığında türlü baskı ve işkenceye maruz kaldı.
Yıllar sonra o günleri anlatırken en çok neye yandığını şu sözlerle ifade edecekti:
“Çok işkence gördüm, çok çektirdiler. Hiçbirine yanmam da, bir Atatürk rozetim vardı yakamda; onu aldılar elimden, hâlâ içim yanar…”
Ebulfez Elçibey’i vefatının yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Ruhu şad olsun. 🇦🇿🇹🇷
Mahkemelerde Yasemin Minguzzi ile fotoğraf çektirmek için yarışa giren, sürekli destek paylaşımları yapan, “Ahmet bizim de evladımız” diyen tweetvekilleri, şu anda Meclis'te görüşülen Çocuk Koruma Kanunu’nda sokak teröristlerini savunuyor.
Aylarca acılı bir annenin üzerinden kendi menfaatiniz için prim yaptınız. Şimdi ise onu arkasından vuruyorsunuz.
Utanmazlar!