Bir şeyi kabul etmek, ‘peki şimdi bununla ne yapıyorum’ sorusunu getirir. Kabul etmek demek, ona takılı kalıp sürekli tamam bunu kabul ettim diye düşünmek değil; çünkü hayat, başıma gelenlerle ne yaptığımdır.
Kim nerden geçti, bilmiyoruz.
Kim şuanda nerelerden geçiyor, bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, insanız. Hayatta her şeyi yaşayabileceğiz.
Anımız anımıza tutmayabilecek.
Zevklerimiz, oluş halimiz değişebilecek.
Dönüşeceğiz…
Birini bu denli eleştirmek bu kadar kolay olmamalı.
Yüzlerce insanı biraraya toplayabilen, zamanda harika bir yolculuğa çıkaran, eski Türkiye’yi hatırlatan @sebnemferah , birçok kez teşekkürler!
▪️trans erkekler için yaşantısal grup çalışması
bedenle kurulan ilişki, kimlik deneyimi, aile içinde yaşanan kırılmalar, yakın ilişkilerde taşınan yaralar, toplumsal baskı, görünmez bırakılma, dışlanma ve yalnızlaştırılma deneyimleri ve bunların hiçbirini bireysel “sorunlar” olarak değil, toplumsal bağlamı içinde birlikte düşünmek, konuşmak ve deneyimlemek için bir alan açmak niyetindeyim.
bu grup, trans erkeklerin kendi deneyimlerini güvenli, destekleyici ve yargısız bir ortamda paylaşabilmeleri, dayanışma kurabilmeleri ve birlikte düşünebilmeleri amacıyla oluşturulmuştur.
istanbul, kadıköy’de yüz yüze gerçekleşecek grup çalışması toplam 6 oturumdan oluşacaktır.
katılım ücretsizdir.
kontenjan sınırlıdır.
başvuru ve bilgi için:
[email protected]
Oruç Aruoba’nın sözlerinde, düşünce biçiminde insana hep iyi gelen bir esinti var.. Bana kalırsa bu, insanı bir şekilde hep kendisine dönmesine davet edişlerindendi. Hayati zorlukları inkar etmeden, hep bir ‘Kendine dön’ çağrısı…
‘Gitmek, varmanın başka bir biçimidir.’
Rahmet ve minnetle…
@GurkanAslanKaya Ya yine uykuya dalmaya çalışıp insan kendine sadakatsizlik yapar;
Ya da uyanışına sahip çıkıp verecekse de bir mücadele onu verir; yeni bir anlam üretme yoluna girer..
“Hareket etmezsen acı üzerinde birikir.”
Barış Bıçakçı
İster bir hücre, ister bir durum, ister insanın fiziksel bedeni olsun,
Bir yerde sıkışıp kalmış, özgürlüğünü yitirmiş, tutsak olmuş, hareket edemeyen her şey acıya, ve de hastalanmaya sebebiyet veriyor.
Türkiye’deki psikanaliz sürecinin ve feminist mücadelenin kurucularından çok sevgili Stella Hanım. Bu değerli sohbeti, Beyoğlu’ndan yükselen kadın seslerini kaçırmamak gerek.
az önce bu lokma sırasındaydım arkamdaki çocuk lokmanın yanına iced strawberry matcha iyi gider dedi diğeri de saçmalama americano alırız dedi bu diyalogu başka yerde duyamazdık kapanmadığı iyi oldu
Yanlış anlaşılma olmasın diye biraz uzun olacak:
Özgür Özel’in “unfollow”u, otobüs üstünden “10 yaşında yatılı okula giden abi - büyüklerim kültürünü bilen ben Özgür dişimi sıktım ama artık yeter” diye bağırması, Mahmut Tanal’ın ağlaması…
Bu insanlar sadece politik kriz değil, ciddi bir ihanet travması, ilişki ve aidiyet kırılması da yaşıyorlar
Biz anlamadılar mı, bilmediler mi, tahmin edemediler mi diyebiliriz…
📌Ama örgütlü yapılar zaten doğaları gereği yüksek düzeyde sadakat, hiyerarşi, disiplin ve güven üzerine kurulur. Özellikle Türkiye gibi “büyükler - abi /abla” kültürünün güçlü olduğu yapılarda, insanlar sadece görev tanımına göre değil, aynı zamanda bir otoriteye bağlanırlar.
On binlerce insanın tek bir organizma gibi hareket edebilmesi biraz da bu psikolojik bağ sayesinde mümkün olur. Sürekli şüpheyle - sorguyla çalışan bir yapı mobilize olamaz zaten.
Burada travma literatüründe tarif edilen biçimiyle ciddi bir güven ve ihanet yaralanması var. İnsan zihni için en sarsıcı deneyimlerden biri, güvenli kabul ettiği figürün tehdit ya da hayal kırıklığı kaynağına dönüşmesidir. Ve örgütler de travma yaşar.
👉🏻 Kılıçdaoğlu ile ilgili siz biz ne hissediyorsak CHP örgütü yüz katını hissediyor. Dün ilçe başkanlarının konuşmasında da hep duydum bunu, bazılarının suratlarında gördüm. Son ana kadar umutlarını korumuş olmaları da mümkün.
İnsanın senelerce başkanım dediği insandan bu muameleyi görmesinin duygusal ambivalansı hafif değildir (romantik ayrılık süreçlerinizi düşünün, sinir sistemi ve insan zihni açısından aynı etki) Burada ciddi bir örgütsel yas süreci de var ve olacak.
Bu kişiler insan. Sinir sistemi, duyguları var. Dün bir kırılma daha yaşandı. Özel’i bir noktada Kılıçdaoğluna yine “saygılı” görürseniz de şaşırmayın - belki sizin istediğiniz hakaretamiz tepkileri göstermeyecek ama bunlar artık sisteme kaydoldu, burdan uzlaşı falan çıkmaz, ama duygular işlenir, anlamı işlenir, yası da tutulur (bu da hem birey hem örgütün sağlıklı işlemesi açısından gereklidir)
Şengül hocamın da katkısını merak ediyorum @s_hablemitoglu
Biz yine unfollowlarımızı yapalım tabi - bizim tepkimiz önemli.
Mizahını seversiniz sevmezsiniz bilemem, konu o değil. Kaan Sekban ne zaman politik bir mesele olsa konışuyor, hiç sessiz kaldığını görmedim.
Ünlülük, kanaat oluşturma gücü nedeniyle ses çıkarmayı gerektirir. Sesi içine kaçan camiada duruş göstererek önemli bir iş yapıyor.
Canım okulum Bilgi Üniversitesi, her zaman gerçek anlamda yenilikleri başlatan, kültüre sahip çıkan, yıkmayan dönüştüren, anlamaya çalışan, sosyal sorumluluk projelerinin başında gelen bir üniversite olmuştur. Öğrencilerini şehrin kalbinde tutmuş, onları yani bizleri türlü şekillerde hayat hazırlamıştır. Bir psikoloji öğrencisi olarak terapiyi ilk kez kampüste tatmış, Tarlabaşı’nda ilk kez çocuklarla birebir çalışmıştım. Santral Kampüsü’nün açılmasıyla tarihe ve bilime ne kadar önem verdiğini de görmüştük. Ve yine aynı kampüs sayesinde birçok öğrenciye çalışma imkanı da veren, öğrencileri hayatın tam da içine girmeleri için yüreklendiren bir üniversitedir Bilgi Üni.
Ders olmasa bile okula gittiğimiz günler…
Üniversite hafızadır, bilgi hafızadır.
Hafızayı silmeye çalışmak, yeni hafızaların önüne geçmek bir çözüm değildir. Farklılıklar her zaman olacaktır.
Bir üniversitenin kapatılması, yılların emeğini, birikimini ve eleştirel düşünceyi ortadan kaldırmak demektir. Akademi, herhangi bir otoritenin değil, toplumun ortak aklıdır. Sorunlar varsa çözüm yolları aranır; kapatmak, çözüm değil, güç gösterisidir. #BilgiÜniversitesi
Sevgili Özgür Özel sen bizi en zor zamanlarımızda hiç yalnız bırakmadın sen de yalnız kalmayacaksın...
Seninle gurur duyuyorum ve seni çok seviyorum...
#UmutGelenGündedir#FaşizmeKarşıOmuzOmuza
Sevda Hanım, “haklarından mahrum edilmiş yas” diye bir kavram vardır yas ve kayıp literatüründe. Evcil hayvan kaybı, düşük kaybı, kronik hastalıklarla gelen kayıplar gibi toplum tarafından görülmeyen kayıplardan bahseder. Sessizce geçiştirilen kayıplar karşısında insanların yas tutma hakkını savunur bir nevi. Aslında bir uzman olarak yapmaya çalıştığım budur. İnsanlara her kaybınız çok acı, demektir. Yas tutma izni vermektir.