Elon Musk, her şeyi 10x daha hızlı öğrenmek için kullandığı zihinsel modelini açıkladı.
Özetini yorumlara yazdım. Sadece tek bir videodan değil, birçok konuşma ve röportajdan bilgiler derledim.
another day 1: learning how to learn and think
- critical thinking
https://t.co/8aqQzPnQKY
- logical fallacies
https://t.co/CV0a25EQtF
- reframe problem
https://t.co/Hu5RodZYCg
- 5 whys method
https://t.co/YC4Z94gfPX
- inductive & deductive reasoning
https://t.co/tR15VDewhR
Gençler, gelin size biraz hayat tavsiyesi vereyim.
Öncelikle hayatı başınıza gelmiş bir şey gibi görmeyin. Hayat bir film değil, siz de başrol veya figüran değilsiniz, hayat sadece geleceğinize cüret etmek zorunda olduğunuz, senaryosunda sizin de kaleminiz olan geçici bir oyundur. Bunu anlamazsanız rotanız sizin adınıza birileri tarafından baştan çizilmiş gibi görmeye başlarsınız yoksa. Hayatın ne olduğunu birileri biliyor da, onlardan onu öğrenmeye çalışıyorsunuz sanırsınız. Yok öyle bir şey.
Hayat, sadece ona doğru beklenti ve tutumla yaklaşırsanız kendi sürprizlerini de içinde barındıran çok şaşırtıcı ve güzel bir yoldan ibarettir. Keza kötü yaklaşırsanız da varoluşun yükü altında ezilmekten başka hiçbir şey vadetmez size o yüzden. Hayat bu bağlamda onunla oynamayı öğrenmektir denebilir. Eğer bu oyunu doğru oynamayı öğrenirseniz hayatın çilesi ve keyfiyle, cefası ve sefasıyla kaim olan bir şey olduğunu ve amacın çileden kaçıp, keyfe koşmak olmadığını anlarsınız. Bunu anlarsanız da çilesinin ayrı, keyfinin ayrı güzel olabildiğini fark ettiğiniz bir yere gelirsiniz. Cefasının da, sefasının da ayrı bir öğretici, ayrı bir doyurucu, ayrı bir tatmin edici olabildiğini fark edersiniz.
Yani hayatın, hayata dair bildiğiniz olumlu veya olumsuz, görkemli veya bayağı, acı veya tatlı, anlamlı veya anlamsız, özel veya sıradan, değerli veya değersiz, umutlu veya umutsuz her şeyin kaynağı olan kapalı devre bir oyun olduğunu fark edersiniz.
Elbet bunu yaparken tecrübeyi hiçe sayın demiyorum. Sizden tecrübeli insanların deneyimlerini öylece kulak arkası etmeyin, çünkü onlar sizin neyi bilmediğinizi bilme konusunda sizden daha ilerideler malum. Bunu anlamak gençken özellikle zor, biliyorum, zira neyi anlamadığını anlamak zordur. Hele ki bunu deneyimleyip kavrayacak kadar hayatta zaman geçirmemişken kolay değil. Ama şu kadarını anlayabilmelisiniz, sizden olgun insanlar sizin yaşınızda olmanın ne demek olduğunu bilirken, siz onların yaşında olmanın ne demek olduğunu o yaşa gelmeden asla bilmeyeceksiniz. O yüzden doğru veya yanlış düşünmelerinden bağımsız olarak sizden daha fazla hayat tecrübesi olan insanların hayata dair yorumlarına bir kulak kabartıp dinleyin. Ama nihayetinde rotanızı çizecek olanın kendiniz olacağınızı da unutmayın işte. Neyi seçerseniz seçin, seçtiklerinizle siz yaşayacaksınız. O yüzden seçimlerinizi buna göre yapın.
Basit bir analojiyle anlatırsam; başkalarının ayak izlerine basarak ilerlerseniz kaybolma riskiniz elbette düşer, ama yeni yerler keşfetme şansınız da haliyle kalmaz. Seçinlerinizi bu aralıkta size uygun gelene göre yapın. Ama her şekilde kararı verenin siz olduğunu kendinize hatırlatın. Katılmadığınız insanlara yüz çevirmeyin, çünkü yanılıyor olabilirsiniz; keza katıldığınız insanların peşine de takılmayın, çünkü yanılıyor olabilirsiniz. Herkesten bağımsız kim olduğunuzu aramak ve kendiniz olmayı keşfetmek denen yol budur. Kısacası anlamasanız bile anlamadığınız insanları dinlemeye çalışın, katılmadığınız insanlara aslında katılmıyor değil onları anlamıyor olabileceğinizi kendinize hatırlatın, beraberinde de kimsenin size ne olmanız gerektiğini dayatmasına müsaade etmeyin, bu kadar.
Ayrıca panik de yapmayın. "Hayatım nereye gidiyor, şöyle yaparsam böyle mi olur, böyle yaparsam şöyle mi olur" gibi, hele ki "geç mi kaldım" gibi saçma kuruntulara asla düşürmeyin kendinizi. Çünkü bu panik hiçbir şeyi çözmeyeceği gibi, sizi de hareketten alıkoymaktan başka işe yaramaz. Size lazım olan şey bizzat hareket. Kuram değil, eylemdir hayat. Bilişsel değil, deneyimseldir hayat. Yani harekette olun ve panik yapmayın, bu kadar. Yapabileceğiniz en kötü şey yanlış bir şey yapmaktan korkuyorum bahanesiyle, aptallık yapmaktan korkuyorum bahanesiyle, kendinizi hareketsizliğe hapsetmektir. En başta aptallık yapmaktan korkmak çok büyük bir aptallıktır çünkü, bunu hatırlatın kendinize.
Mesela "tam o aradığınız şey" neyse onu bulunca harekete geçecekmişsiniz psikolojisiyle tembelli��inizi meşrulaştırmayın, yalan o, kimse yolunu öyle bulmadı hayatta. Yol denen şey yarı yarıya yürürken kendini belli eden bir şeydir. Kimse yapana kadar ne yapmak istediğini bilmez hayatta, herkes yapmak istediklerini bir şeyleri yaparken keşfeder. Siz de katılın o furyaya ve kim olduğunuzu arayın.
Ayrıca panik konusunda dediğim gibi "geç kaldım" kaldım tribine asla girmeyin. Hele ki 20'li yaşlardaysanız. Hele ki yani. Bunun ne kadar salakça olduğunu 40'larınızda çok net fark edeceksiniz zaten ama oraya kalmadan fark edin diye söylüyorum ki harekete geçin. Yapmak istediğinizi düşündüğünüz, yapabileceğinize inandığınız şey neyse o gün kalkın, yapmaya başlayın ve yavaş yavaş ona dönüşün. "Hiçbir şey için geç değildir" diye bir motivasyon lafı vardır ya hani, o laf "Bugün geç değilse yarın da geç değildir, sal o yüzden" anlamında yatmayı normalleştiren bir laf değildir, "Geç kaldım deyip hareketsiz kalma, yoksa bir gün gerçekten geç kalabilirsin, hadi kalk ve yap" anlamında harekete teşvik eden bir laftır.
Velhasıl bu dediklerimi dinlersiniz dinlemezsiniz bilmem, ama bu dediğimi anlayıp uyguladığınız sürece hayat size bir şekilde fırsatlar sunmaya devam edecek, onu garanti edebilirim. Siz ne kadar fırsat teperseniz, hayat o kadar daha fazla fırsatla karşınıza gelmeye devam edecek hatta. Eylem varsa fırsat da vardır. "Hareket berekettir" diye boşa demedi atalarınız. Varacağınız yerin garantisini elbet kimse veremez, ama şunu garanti edebilirim ki, yaşadığınız şeye razı olma oranınızı inanılmaz arttırır bu yaklaşım. Öte yandan daha iyi bir alternatifiniz de muhtemelen yok zaten. Bu dediklerime siksiklenmek ise hayatınızı daha da boktan bir sürüklemekten başka işe yaramaz. Öyle yaşamak istiyorsanız o da sizin tercihiniz tabi. Dediğim gibi, hayat sizin, rotayı siz çiziyorsunuz. Ama gerek var mı? Yahut bu tutumunuz neye hizmet ediyor? Orasını da siz düşünün artık.
Özetle hayatı başınıza gelmiş bir şey gibi görmeyin, panik yapmayın, kendinize yokuş yapmayın, sürekli bir yerlerde suçlu aramayın, "ama"lar sıralayıp kendinize yokuş olmayın, çok iyi olacaktınız da engellenmişsiniz gibi davranmayın, mağdur psikolojisine girmeyin, kurbanı oynamayı kesin ve her ne yapacaksanız kalkıp yapmaya başlayın. Bu bunu yaptığınız sürece önünüze sayısız yollar çıkacak ve yürüyebileceğiniz sayısız seçeneğiniz olacak. Olmayı seçeceğiniz şeyin ne olacağını da bu yolda siz seçeceksiniz.
Ama sizden ricamdır, her ne olursanız olun, Timur Soykan gibi orul orul bir orospu evladı olmayın.
Mezun olmadan önceki sene part-time çalışmak için bir proje ofisine başvuru yaptım. Müdür, CV’nin üstüne koca bir sıfır yazıp beni yolladı. Ardından 3 kez daha başvuru yaptım, hepsinden red yedim. Sonunda işe gidebileceğim tüm günleri Excel’de yeşille işaretledim; bayram, tatil vs. okulun olmadığı tüm günlerde çalışabileceğimi gösterip aynı kişiye mail attım. “Gel başla” dedi. Mezuniyet sonrası kendi işimi yapmaya başladığımda da aynı azim ve inatçılıkla devam ettim. Başlarda zor oldu ama sonrası çorap söküğü gibi geldi.
Asıl mesele bir alanda uzmanlık ve kendine güven. Bunlar yoksa kiminle tanıştığının ne önemi var? Önce kendine yatırım, cesaret, fırsatçı ve girişimci ruh… Olay bu.
Yıllar geçti. Bir arkadaşla Türk Hava Yolları ile ABD’ye gidiyorduk, beni ekonomiden business’a upgrade etmişlerdi. Geçişi kabul etmedim, kabin ekibi çok şaşırmıştı.
Bir keresinde de Madrid’den dönerken benim biletimi bir yabancıya satmışlar, beni yine business’a almışlardı. Bu kez business hakkımı yabancı yolcuya verdim. Adam büyük şok oldu, nasıl teşekkür edeceğini bilemedi. Business, arkadaşlardan değerli değildi. Business’ta network falan kasılmaz.
Lüks araç ve markalı kıyafetlerden bir şeyler ummak, gelişmemekle alakalıdır. Hatta daha başka bir şeydir.
ERKEK KARDESIM 47 FIRMAYA CV GONDERDI ANCAK...
Ne bir yanıt.
Ne bir mülakat.
Sonra devreye girdim, CV'sini Claude'ye yükledim.
7 gün içinde 11 yanıt.
İşte kullandığım 7 prompt:
Çünkü öpüyorlar. Ben sakınmayacağım çocuğumu dedim. 20 günlükken rsv den hastanede yattı. Uykusuzluğumu, dualarımı bir ben bir Allah bilir. İyileşti hadi kapatmayalım eve çocuğa da yazık dedik. Öpme dediğim halde öpüp ‘e sen öpüyorsun’ denildi pişkin pişkin. salak mısınız ben +
paran yokken sadaka vererek
sinirliyken susarak
kaybetmekten korktuğun bağımlısı olduğun sana zarar veren birini hayatından çıkararak
oruç tutarak
dedikodu yapmayarak
yani neyi çok istiyorsanız tam tersini yapın. nefs terbiyesi sizi özgürleştirir. ve hiçbi şeye bağımlı olmazsınız