cennette özel ricam üzerine, küçükken mahallede attığım çalımların ve gollerin dolu bir olimpiyat stadı’nda gerçekleştiği alternatif hayat senaryom izletilirken
Nerde o hümanist kadıköy solcuları kızılay başkanının kızıyla bunun arasında ne fark var da hiç haber eylem falan yapılmıyor ikisi de suçlu ikisi de cezasını çekecek demek işinize mi gelmiyor da kafanızı kuma gömüyorsunuz
Ülkemizde adalet terazisi eşit tartmıyor.
Elektrik faturasını ödemeyenin hakkını savunacak birileri mutlaka çıkıyor.
On binlerce suçlunun tahliyesi için kürsüler kuruluyor, nutuklar atılıyor.
Tarihin bile yükünü hafifletmek için, her tartışmada yeni “mağdurlar” icat ediliyor.
Ama bir bakıyorsunuz;
vergisi daha maaşı eline geçmeden kesilen, kimseye yan bakmamış, sokakta taşkınlık yapmamış, çocuğunu okutmaya, evine helal ekmek götürmeye çalışan ortalama, sessiz, suçsuz Türk vatandaşı için ortada kimse yok.
Onun için bir kürsü yoktu.
Onun için yükselen bir ses yoktu.
Onun için risk alan, bedel ödeyen yoktu.
Artık biz varız.
Bu memleketin yükünü hep, kurallara uyan, bağırmadan yaşayanlar taşıdı. Ama ne hikmetse, en kolay da onlar unutuldu.
İtirazımız tam da buraya.
Devlet; suçluyu konuşurken bu kadar cesursa, suçsuzun hakkını koruması gerektiğinde neden bu kadar suskun?
Adalet; sesi çok çıkanın değil,
haklı olanın yanında durabildiği gün yeniden itibar kazanacaktır.
Her tartışmada “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” diyerek hukuk devleti olunmaz. Binlerce suçluyu hapishaneler çok doldu bahanesiyle düzenli aralıklarla sokaklara bırakıp sonra tekrar toplandığı bir görüntüyü bize kimse hukukla, adaletle izah edemez.
Er kişi niyetine…
Atsız'ın cenazesinde imam helallik istemek için:
“Nasıl bilirdiniz?” diye sorunca
Fethi Gemuhluoğlu şu cevabı verir:
“Hoca efendi! O musalla taşı, musalla taşı olalı böyle er kişi görmemiştir.”
Okan Buruk: ''Kazımcan'ın elinin aşağıda ve çok hafif açık olması, elle oynama düşüncesinde olduğunu söyleyemeyiz. Benim görüşüm bu şekilde. Başka bir şey olsaydı saygı duyacaktık. Her karara saygı duymalıyız. Hakemin her takdirine saygı duymak gerekiyor."
"Ayaklar Buhara, Baş Türkistan!"
İslam'ın kalpgahı Medine'yi ve medeniyetimizin mukadesatlarını Türk milletine yakışır şekilde, türlü imkansızlıklara rağmen kahramanca savunan; Malkoçoğlu Bali Bey'in torunu Fahrettin Paşa'yı vefat yıl dönümünde sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum.
Bir de Arapların ihanetinden bahsedince “bütün Araplar mı ihanet etti” diyorlar.
Fatih, İstanbul’u aldığında çoğunun memleketi başka devlete bağlıydı.
“İstanbul’u Türkler değil; bazı Türkler fethetti” mi diyelim?
“Gazze’yi Yahudiler değil; Likud partisi işgal etti” de diyelim mi?
Ne uyanıksınız siz öyle…
büyük adamdın, fabrikatördün. binlerce çalışanın, plazaların, akıl almaz arazilerin, çok iyi arabaların, geniş ve ferah evlerin vardı. kriz vurdu, çalışanların süreci yönetemedi, sen de yanlışlar yaptın üstüne bir de mafya musallat oldu. köyüne döndün. hanımın bileziklerinden, kefen parandan bozdun, çalıştın didindin köyüne bi ev diktin. iyi kötü bahçene domates biber ekmeye hayata tutunmaya başladın. ektiğin biçtiğinden köyün çobanına da ayırdın, komşudur köylümdür dedin. sonra bi gece çoban çıkageldi, dedi ki bahçeye ortağım. yahu nasıl senin, burası bana atadan dededen kalma tapusu benim, evi ben yaptım, bahçeyi ben sürdüm, yine de göz hakkı komşuluk hakkı diyip senle paylaşıyorum, niye gelip ortak olmaya çalışıyorsun dedin. sonra çoban bir gece yine geldi, hanımının namusuna çocuğunun canına kast etti ve kaçtı. aradan yıllar geçti, çoban kaçtığı yerde çobanlığı bıraktı, güçlendi, para kazandı, dost kazandı, çevre edindi. sen de bunu yakaladın. çoban yakalanınca dedi ki, kardeş kusura bakma, ben senin hanımının namusuna el uzattım, çocuğunu da öldürdüm ama şimdi bu kadar para kazandım, çevre edindim.. e zaten ben senin çocuğuna kıydığım bıçağı da gömdüm, yok ettim. biz hemşeriyiz gel vazgeçelim bu işten. sen de eyvallah ettin, hiçbir şey olmamış gibi konuyu kapattın.
şimdi "sen" kanından vazgeçiyorsun ama, biz ölen çocuğun küçük kardeşleriyiz. biz hala aynı evde oturuyoruz. canımıza, namusumuza, malımıza el uzanan günler de aklımızda. "sen" davandan vazgeçiyorsan, biz davayı üstleniyoruz "devlet" baba. sen çocuğundan, analardan vazgeçmiş olabilirsin. biz ağabeylerimizden, ve onların annesinden vazgeçemez bırakamayız. kan da bizim mal da. biz bu deveyi güderiz, bu diyardan da gitmeyiz.
Şehidimiz Özkan Özkanlı’nın kardeşiyle birlikte yetim olarak büyüdüğü, öğretmenlerle konuşarak kendisi gibi yetim öğrencilere sözleşmeli maaşından sürekli harçlık gönderdiği ortaya çıktı.
Cezaevi zamanlarında, bacağı olmayan düşmanına “her baba, oğlunun karşısında dimdik ayakta görünmelidir” diyerek, protez bacak gönderten adamın adıdır REİS SEDAT PEKER.
Sizse çocuklarının yanında, bir babaya yumruk atıyorsunuz.
Oğlum vallahi biz sizden değiliz!