Hiçbir ülke bir gecede parçalanmaz..!
Yavaş yavaş alıştırılır.
Devletler de toplumlar da adım adım çözülür; önce haklarınız törpülenir, sonra sesiniz kısılır, ardından olan biten yeni "normal"iniz olur.
Önce tarihinize dokunurlar, kahramanlarınızı karalarlar; ardından dilinize, bayrağınıza, marşınıza, sembollerinize...
Vatan savunmasını "faşizm", millî birlik çağrısını "nefret söylemi" ilan ederler.
Medya, akademi, sokak aynı nakaratı tekrarlar: "Hiçbir şey olmaz, bu kadar paranoya da fazla, abartıyorsunuz."
Gün gelir, kendi şehrinde azınlık olduğunu fark edersin ama artık sesin çıkmaz; çünkü "çoğunlukçu olmak" da suç sayılır. Gün gelir, haritada "ülken" diye gösterilen yerde senin adın bile geçmez.
Yugoslavya halkı da böyle alıştırıldı. 1980'lerde "kardeşlik ve birlik" diye diye izlediler televizyondan kendi ülkelerinin yavaş yavaş eriyişini...
1990'larda bir sabah uyandıklarında yedi ayrı devletin vatandaşı olmuşlardı; hem de alkışlayarak...
Ve gün gelir, Yugoslavya halkının televizyondan izlediği o parçalanışı gibi, siz de kendi toprağınızın elinizden kayıp gittiğini fark edersiniz.
Unutmayın:
Parçalanan sadece toprak değildir.
Önce ruhun parçalanır, sonra harita sadece bunu resmîleştirir.
Türkiye bir ulus devlettir.
Ve ulus devletler, ancak millet uyanık olduğu sürece ayakta kalabilir.
Uyanık olmayanlar, bir gün televizyondan kendi cenaze namazlarını izler. Vatanı yaşatmak ise ancak uyanık kalmayı bilenlerin işidir.
#AbdullahÖğretmen için adalet. Gelen videolara yüreğim dayanmıyor. Kanlar içinde yatan babama dönüp tekme atıyor, yüzünde en ufak bir üzüntü şaşkınlık yok. İzlerken beynim duruyor kalbim sıkışıyor.
Dünyanın hiçbir yerinde 20 yıl önce metrosu açılmış devasa bir havalimanı yıkılmaz. Atatürk Havalimanı metrosu 2002 yılında tamamlanmıştı. 2014’te Yenikapı entegrasyonu yapıldı. 2019’da kapandı, sonra da yıkılıp, heba edildi. Şimdi de üstüne yalandan çayır çimen örtüldü. Rezalet.
"Kürtaj cinayettir" diye kadınlara demediğini bırakmayacaksın,
"Normal doğum yapmayınca çocukla bağ kurulmaz" diye milletin anneligini sorgulayacaksın sonra o cok kıymet verdigin cocukları doğar doğmaz öldürmeyi planlayan çeteyi teker teker serbest bırakacaksın öyle mi?
Atatürk'ün köyü videosu neden restrict oluyor? Bu ne saçma iş ya. Sen youtube olarak kontrol etmişsin videoyu. Neyine daha millet spamleyince restrict ediyorsun. Geçen videomu kaldırdılar saçma sapan bir sebeple
Merhaba @bimturkiye@SokMarketler, File ve A101
Kariyerlere oturmaları için sandalye vermezseniz sizden alışveriş yapmayacağım. Bu durum insan haklarına aykırıdır. Lütfen tiviti yayalım.
Sizin aman 3 yaşına kadar şeker yedirmeyeyim, ekran göstermeyeyim dediğiniz çocuklarınızı,
Ailesinin enik doğurur gibi sokağa fırlattığı 2 soysuz böyle soyacak.
İtiraz ederse kalbinden bıçaklayacak.
“Devlet” ve yargı da “onlar daha çocuk, yetişkin cezası veremem” diyecek.
1 milyar küsür izlenme muhtemelen Türkiye'deki kanallar arasında en çok izleneni. Ben de uğraşayım Türk çocuklarının eğitimine katkı yapayım diye kendimi paralayayım. Valla yazık. Yani bırakın izlemeyi sokağa çıkamaması lazım bu adamın
Meteor Yağmuru 2025 Bursa/Karacabey buluşması ilgili !
Çok ama çok üzülerek söylemeliyim ki bu yıl yapamama ihtimalimiz çok yüksek. Başka bir şehirde gerçekleştirmek de ihtimaller dahilinde. O yüzden bu zamana dek duyuru niteliğinde bir paylaşım yapmadım. Hâlâ mücadelesini veriyorum ama henüz bir sonuç yok ne yazıkki.
Türkiye’de bilimin, sanatın, doğanın aynı anda konuşulduğu, günün akşamından ertesi günün ilk ışıklarına dek süren, son iki yıldır 20 bin katılımcıyla sorunsuz şekilde rekora koşan, halka açık, genci yaşlısı bir arada keyifle katıldığı ve ücretsiz olan buluşmanın en son beşincisini yapmıştık.
5 yıl önce sosyal medyadan bir küçük çağrı ile başlayan etkinlik yıllar içinde geleneksel hale gelmiş ve çığ gibi büyümüştü sizlerin ilgisiyle.
Bu süre zarfında hiç şımarmadan, amacından sapmadan yıldızlardan okyanusların en derinine inerek bir çok konuyu uzmanlarından dinlediğimiz programlarla başlayan buluşmamız gece yarısında tüm ışıkların kapatıp yıldızları seyrettiğimiz gözleme dönüşüyordu her yıl!
Popüler bilim yazarlarından, alanında uzman akademisyenlerin sunumlarına uzaydaki teleskopların görsellerinden, yapay zekaya, mikroskobik yaşam formlarından, yaban hayatına astronomiden derin uzay fotoğrafçılığına her şey vardı bu buluşmada.
Zamanla adı duyuldukça bir çok şehre de rol model olmuş ve benzer meteor yağmuru gözlem etkinliklerini her yıl duyar olmuştuk. ( böyle güzel etkinliklerde yarışmak en güzeli, şikayetçi değil aksine mutluyum)
Özellikle bir gençlik festivalinden öte 7’den 70’e herkesin gönül rahatlığı ile katılabilir olması için çabaladığımız ve eğlenceden ziyade öğrenme, dinleme ve gözleme dayalı tuttuğumuz (mini konseri sadece bir sefer yaptık bir daha koymadık) ve artık bir çevre doğa festivali gibi işlevsel hale gelen bu anlamlı ve samimiyetle gerçekleşen organizasyon için açıkçası hala bir netlik sağlayamadım.
Geçen yılın ardından Karacabey Belediyesi ile yollarımız ayrıldı. O yüzden yerelden bir destek alamayacağız. Bu kadar büyük bir organizasyonun güvenliği ve temel ihtiyaçları için olmazsa olmazlarımız var doğal olarak ve sponsor bulamazsak maalesef bu durumda yapamayacağız.
Kısa süre önce Ankara ve Eskişehir’de yapabilir miyiz diye girişimde bulundum ama maalesef bir sonuç alamadım. Bir iki sponsorluk görüşmesinden de bir sonuç çıkmadı vs vs..
Açıkçası çok üzülüyorum bu gelenek bozulacak diye. Son çare burada sizlerle paylaşıyorum belki işin seyri değişir diyerek. Durum bu arkadaşlar!
Olumlu bir gelişme olursa sizlerle paylaşacağım yeniden.
https://t.co/QlS6FPCcf2…
KAAN ARTIK YOK! 😢😢
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese. iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum...
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim.
Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum.
En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı.
Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
"Nasıl ki, 65 yaşını geçen bir kimse tapu memurluğu, Maliye memurluğu, öğretmenlik yapamıyorsa, 65 yaşını geçen hiç kimseyi siyasette görmek istemiyorum." dersem
Katılır mısınız...?!