🗣️ Deniz İsmail Aras: "Gelin gerçek anlamda yapının çok kısa bir şekilde tarihine bakalım;
Yapı masalına sarılanların başkanlık koltuklarında Cumhuriyet kurulana kadar hanedan mensuplarını görüyoruz.
Tek parti döneminde tam 16 yıl kulüp başkanlığı yaparken aynı süreçte bakanlık, başbakanlık ve meclis başkanlığı yapan başkanları var. Başbakanken başkanı olduğu kulübe örtülü ödenekten para aktaran bir yapı.
50'li ve 60'lı yıllarda Demokrat Partilileri, 70'li yıllarda Adalet Partilileri görüyoruz o koltuklarda. 80'li ve 90'lı yıllarda ise darbeci paşalar ve komuta kademesi öne çıkıyor. Öyle ki yeri geliyor transferler için jetler kaldırılıyor.
2000'li yıllarda tuttuğu takımı savundukları gibi kozmik odasını savunamayan paşalarla birlikte ordu tasfiye edilirken bu kez de o sürecin aktörleriyle beraber halı sahalarda kebapçı açılışlarında görüyoruz yapı diyenleri.
İş öyle bir noktaya geliyor ki kupa finalinden kaçmak için stadın ismini Atatürk yapacağız diye genel kurul toplayıp hava durumu değişince stadının ismini de havaya göre seçen bir yapıya dönüşü veriyorlar. İşte bize yapı diyenlerin kısa tarihi bu.
Ve psikolojideki yansıtma kavramının bu en güçlü örneğini görünce insanın aklına hamletteki o meşhur tirat geliyor. Ey utanç, yüzün kızarmaz mı senin? Maalesef bunları yapanların yüzleri kızarmıyor."
Galatasaray, herhangi bir sezonda saha içinde iyi değilse, şampiyon olabilecek bir oyuna, kadroya, hocaya sahip değilse ikinci bile olamaz. Galatasaray'ın şampiyon olamayacak takımları 4-6-7-8-13. olarak bitirir sezonu. Bu olumsuz bir durum olarak gözükse de mağlubiyetin ağırlığı, mağlubiyete bahane bulmayı engellediği için net kararlar vermeyi ve kelle almayı mecbur kılar.
fbnin bu zamana kadar kendilerine yaptıkları en büyük kötülük; zorla, hakemle, algıyla, baskıyla kendilerini ikinci yaptırtmak için saha içi/dışı gösterdikleri çaba oldu. Her sezon şampiyonun bir sıra arkasında olmanın getirdiği "şu olmasaydı şampiyonduk, şu olsaydı şampiyonduk" şeklinde o mağlubiyetin görece "hafifliğinden" kaynaklı bahanelerle 1. sırayla 2. sıra arasındaki psikolojik mesafeyi kapatarak esas sıkıntılarına, kalıtsal sorunlarına, çürümüş ve kulübü çürüten kişilere karşı aksiyon almalarını hep önledi.
Günü, sezonu kendilerini şampiyon sanarak kapattıkları için şampiyonluk yarışında bile olmamaları gereken sezonlarda yaptıkları hataları ve sahip oldukları eksiklikleri gidermeye ihtiyaç duymadılar. Galatasaray'ın en büyük şansı, "biz bu oyunla, bu kadro farkıyla, bu yönetim zihniyeti farkıyla, bu hoca farkıyla şampiyon olamayız" demek yerine "biz ne yaparsak yapalım şampiyon yapmazlar" "yapı var" "ali, saran şunu yapsa olmuştuk." gibi, puan farkının kağıt üstündeki azlığı sebebiyle o az farkı ufak tefek ve anlık hatalara indirgeyen zihniyettir.
Bu sebeple; 99 puanın toplandığı sezonda 70-80 puanı bile kendi kendine toplayamayacak, geçen sezon 20 puandan aşağı fark yemeyecek, bu sezon yarıştan Kasım ayında kopması gereken takımları zorla ikinci yaptırarak kendi gözlerine perde çekip makasın bizim lehimize açılmasına yardım eden sevgili CAS 2013/A/3256 faresi kardeşlerimize teşekkür ediyoruz.
O kadar üzülmüyorum o kadar acımıyorum ki... Yarın yine açıklamayı "Galatasaray ve Fenerbahçe" diye yaparlar, 1992 yılından Vanspor maçında verilen yanlış korneri paylaşırlar, gasp edilen Şampiyonlar Ligi ve Süper Kupa haklarını konuşmayıp Galatasaray konuşurlar.
Müstahak.
Sen bu ligin 3 senedir şampiyonusun , bir sezon da aylar önce belli olan eksiklerinizi transferin son gününe bırakmayın be kardeşim.
Ahlak dersi verdiğini sandığın kulüp sana her sene transfer dersi veriyor ayıptır…
Şampiyonluktaki rakibini 2 maçta yenememek
İçeride 3 yemek
Sıfır derbi galibiyeti
İlk 6 sıradaki takımlara karşı bir galibiyet
Rakiplerine en çok kart çıkan takım olma
Hiç kırmızı kart görmeme
İstediği hakemi derbiye atama
100m harcatmak
15m net maaş almak
Story atmak
TFF'den istediğimiz kayıtların 22 tanesi Fb maçında yapılan hatalar.
Bu maçlarda hakemler gerektiği gibi maçlarını yönetseler, kartları ve penaltıları futbolun adaletine uygun bir şekilde verselerdi 20 puan farkla liderdi Galatasaray.
İzle Ali Koç. 👇
https://t.co/SWDHoYYiY8
Ali Koç: "Eyüp, Beşiktaş, Trabzon, Göztepe maçları. Bu maçlarda hakemler gerektiği gibi maçları yönetselerdi bugün kimin lider olduğu ortada olurdu."
O sırada Eyüpspor maçı (FLOOD) https://t.co/QmtXjjuts5
Konu çok aptalca olduğu için bugüne dek "taraftarlar kendini avutuyor" dedim ve hiçbir şey yazmadım ama Beşiktaş resmi sayfasından da aklınca "Tofaş" göndermesi yapmaya kalkınca bu konuya eğilmek şart oldu.
Gelin şu teşvik primi konusunu ve meşhur 86-87 sezonunu inceleyelim...
Nereden tutsan komik, aptalca ve aciz bir konu bu konu. Tane tane en basit haliyle anlatmaya çalışacağım.
Her şeyden önce teşvik priminin yasaklanması 1998 yılında oluyor. Yani suç olmayan bir eylem üstünden konuşuluyor o yıllar için.
Hatta sürekli paylaştıkları Mesut Bakkal da konuşmasını şu şekilde tamamlıyor.
"Benim anlattığım olay o tarihlerde TFF tarafından yasaklanmış bir eylem değildi, hatta çok olağandı."
Tabii ki konuşmanın bu kısmı kırpılıyor, servis edilmiyor.
Konunun diğer komik yanı, şike ile teşvik primini ayırt edememeleri. Teşvik primi "bu takımı yenin" diye veriliyor. Şampiyonluğa giden takımın amacı nedir? Karşısına çıkan her takımı yenmek.
"O takım para aldığı için bize karşı çok iyi oynadı, bu yüzden yenemedik" diyorsan sen zaten şampiyonluğu hak etmiyorsundur. Beklentin "rakibimiz bize karşı iyi oynamasın biz kazanalım" ise seviyen ortadadır.
Para aldığı için sahaya maçı kazanmak için çıkan futbolcular olmuş... Aaaa?! Sporun ve rekabetin merkezindeki şey değil mi bu? Bir takım sahaya başka hangi amaçla çıkacak? Sahaya seni yenmek için çıkmalarını istemiyorsun resmen ve bunu utanmadan söylüyorsun.
Teşvik primi ile günümüzdeki galibiyet priminin tek farkı, paranın merkezidir. Geçen sezonun ikinci yarısı boyunca "çanta şehir şehir geziyor" muhabbeti yaptığımız konunun aynısıdır.
Galatasaray o hafta kimle oynuyorsa, rakip takım başkanı o güne dek olmayan rakamlarda galibiyet primi sözü verdi. Sonuç? Rakip ne yaparsa yapsın Galatasaray çıktı çatır çatır yendi.
Galatasaray'ın şampiyonluk yarışında puan kaybedip "Ama başkan onlara galibiyet primi verdi!" diye ağladığını düşünsenize... Ne kadar komik olurdu değil mi?
Gelelim işin en komik yanına. Sürekli paylaşılan 1986-1987 sezonu Malatyaspor maçına... Malatya'ya giden Tofaş'lara...
Yıllar sonra bir spor programına bağlanıp açıklama yapan Malatyasporlu futbolcular... O programların da ne olduğu, futbolu ne hale getirdikleri ortada ya, neyse...
İlk olarak Eren çıkıyor ve teşvik primi aldıklarını söylüyor. Kendisiyle birlikte teşvik primi aldığını söylediği bir diğer oyuncu ise Ünal. Ünal Karaman.
Ünal Karaman ise o sezon Malatyaspor forması değil Gaziantepspor forması giyiyor.
Hepsi bu kadar da değil... Yayına bağlanan 2. futbolcu Şeyhmus... Teşvik primi sürecini tüm detaylarıyla anlatıyor. Kimler aldı, ne kadar aldı, ne kadar kesildi, personellere nasıl dağıtıldı... Tüm detaylar var.
Ama tek eksik var... Şeyhmus da o dönem Malatyaspor'un futbolcusu değil. Malatyaspor'a 1888-1889 sezonunun başında transfer oluyor.
Yine Şeyhmus'un "birlikte prim aldık" dediği Ceyhun da o dönem Malatyaspor'un futbolcusu değil. 2 yıl sonra transfer oluyor.
Yine açıklamaların bir diğer ilginç yanı da "Dönemin Malatyaspor başkanı Nurettin Güven'in teşvik primi itirafı" olsa gerek. Çünkü o dönemin Malatyaspor başkanı Turan Çevik'ti.
Malatyaspor'a yapılan siyasi baskıdan falan hiç bahsetmiyorum bile... Teşvik primi de değil direkt şike olan "Beşiktaş'a yenilin" talimatı konuları da işin diğer ilginç tarafı çünkü.
İşin en komik yanlarından biri de "Malatyaspor'a teşvik verildi, kaybettik ve şampiyon olamadık" yalanı.
Beşiktaş, Malatyaspor mağlubiyeti sonrası haftay�� lider bitiriyor. Bir sonraki hafta evinde Denizlispor'u yenemediği için liderliği ve şampiyonluğu Galatasaray'a kaptırıyor.
Yıllardır "Galatasaray'ın şampiyon olmak için Ankaragücü'nü 8-0 yenmesi gerekiyordu" yalanına inanan kitlenin, bunlara da inanması normal.
Ama madem konu teşvik primi, reyting uğruna Türk futbolunu kaosa sürükleyen programlara verilen röportajları değil resmi kayıtları konuşabiliriz.
Mesela İlhan Cavcav’ın 2005 yılında TBMM Şike ve Şiddet Araştırma Komisyonu tutanaklarına girmiş ifadesinden bahsedebiliriz.
"Beşiktaş Kaptanı Tayfur Havutçu, Beşiktaş’tan eski takım arkadaşı G.Birliği Kaptanı Ümit Bozkurt aracılığıyla F.Bahçe’yi yenmeleri halinde 400 milyar prim ödenmesi konusunda anlaştı" dediği resmi, kayıtlı ifadeyle başlayabiliriz... İsterseniz tabii...
Hep "Galatasaray nasıl bir anda bu kadar farkı açtı, başarılı oldu?" diye soruyorsunuz ya hani... İşte siz yalanlara sarılıp kendinizi kandırdığınız için öyle oldu. Siz başarısızlıklarınızdan ders almadıkça, sahada bizden ders almaya devam ettiğiniz için oldu.
Siz böyle devam ettiğiniz sürece daha da olacak.
🧣