Our government is purposely destroying farms across America by dumping Bill Gates bio-engineered ticks all over the crops and it’s killing farm animals.
The whole point is to engineer and manufacture famines, and slowly kill off the Beef supply. Same with Lone Star ticks infecting people with Alpha-Gal. They don’t want us eating red meat, because it’s the most nutrient-dense food.
Let me remind you, they want us all sick and dead.
What’s worse…They are apparently using Apache military helicopters to drop the millions of ticks, as it’s likely a DARPA operation. The fact this is happening in broad daylight is WILD, they just don’t care anymore.
This is FULL BLOWN WEAPONIZATION of government against We The People.
Best Educational Video explaining Iran Military Defense
It was devised after seeing what happened to Iraq and so far it has worked brilliantly.
This is how Iran is sustaining and winning defensively against foreign Superpowers
Other countries should take Military Defensive Note
Brennan Johnson has clapped back at Jamie O’Hara and Gabby Agbonlahor giggling about Crystal Palace “trading crap for crap” by signing Dwight McNeil and sending Johnson to Everton. #CPFC
ABD Japonya'yı 1985'te durdurdu, Çin'i durduramıyor.
1985'te dünyanın en iyi üreticisi Japonya'ydı.
En çok arabayı Japonya üretiyordu, en çok gemiyi Japonya yapıyordu, dünyanın en büyük çip şirketi de bir Japon şirketiydi.
O dönem ABD 1914'ten beri ilk kez borçlu ülke oldu. Japonya ise dünyanın en büyük alacaklısıydı.
Amerikalı senatörler kürsüye çıkıp Japon mallarına gümrük vergisi konmasını istiyordu.
Bugün Çin neyse, o gün Japonya oydu.
Sonra New York'ta bir otel odasında anlaşma yapıldı ve Japonya bir daha ayağa kalkamadı.
Aynı anlaşma bugün Çin için konuşuluyor.
Size neden bu kez işe yaramayacağını göstereceğim.
Önce o odada ne olduğuna bakalım.
22 Eylül 1985'te Plaza Oteli'nde 5 ülkenin maliye bakanı bir araya geldi.
ABD vergiyi bir tehdit olarak masaya koydu. Japonya ya parasının değerlenmesini kabul edecekti, ya da bütün mallarına gümrük vergisi konacaktı.
Japonya bu anlaşmayı reddedemezdi.
Savaştan sonra silahsızlandırılmıştı, anayasası ABD gözetiminde yazılmıştı ve topraklarında ABD üsleri vardı.
Kabul etti.
Alınan karar şuydu. Beş ülke birlikte dolar satacak, karşılığında Japon yeni ve Alman markı alacaktı.
Peki bu ne demekti?
Yen üç yılda iki katına çıkınca, Japonya'nın 10 bin dolara sattığı araba kağıt üzerinde 20 bin dolara çıktı. Araba aynıydı, fabrika aynıydı, işçi aynıydı. Değişen sadece paranın değeriydi.
Japon şirketleri kârından vazgeçip fiyatı düşük tutmaya çalıştı, bir kısmı üretimi ABD'ye taşıdı. Yine de eskisi gibi satamadılar.
İhracat düşmeye başladı ve Japonya bir karar vermek zorunda kaldı.
Faizi o güne kadar görülmemiş seviyeye indirdi, şirketlerin nefes almasını sağlamaya çalıştı. Amaç üretimi yeniden canlandırmaktı.
Faiz inince borçlanmak ucuzladı ve şirketler kolayca kredi bulmaya başladı. Ama ihracat zayıfken o paranın üretime gidecek yeri yoktu.
Para gidebileceği yere gitti. Arsaya ve borsaya.
Tokyo'da arsa fiyatları akıl almaz seviyelere çıktı. Borsa 1989'un son gününde öyle bir zirve gördü ki, o seviye 34 yıl boyunca bir daha aşılamadı.
Herkes zenginleştiğini sanıyordu. Oysa ortada üretilen yeni bir şey yoktu.
Sonra balon patladı. Borsa çöktü, arsaların değeri hızla eridi, bankaların elinde batık krediler kaldı.
Kayıp otuz yıl denen dönem böyle başladı.
Hikaye burada bitmiş gibi görünüyor. Oysa devamı şimdi başlıyor.
Balon patladıktan sonra Japonya faizi bu kez sıfıra indirdi ve yaklaşık 25 yıl orada tuttu.
Getiri ortadan kalkınca Japonya'da para tutmanın anlamı da kalmadı. Emekli fonları, sigorta şirketleri ve bankalar paralarını daha çok kazandıracak yerlere taşıdı.
O para nereye gitti?
ABD'ye.
Yani ABD bu anlaşmayla Japonya'yı durdurdu, sonra 30 yıl boyunca Japonya'nın parasıyla yaşadı.
Planın dehası buydu. ABD kazandı ve bunun için hiçbir bedel ödemedi.
Şimdi 40 yıl sonrasına gelelim.
ABD'nin karşısında yine bir üretim devi duruyor, elinde ise yine büyük bir borç var. Borç 39 trilyon dolar.
Trump güçlü dolardan yana olmadığını açıkça söylüyor.
Bence sebebi şu.
Dolar değer kaybederse o borç da küçülür.
Yani 1985'te işleyen mantık bugün yeniden masada.
Fark şurada. Japonya tehdidi kabul etti, o yüzden ağır vergiye gerek kalmadı.
Çin kabul etmiyor.
Bu yüzden 1985'te sadece bir tehdit olan şey bugün gerçek oldu. Vergiler fiilen uygulanıyor.
Yani vergi planın parçası değil, planın tutmamasının sonucudur.
Peki Çin neden hayır diyebiliyor?
1985'te o anlaşma üç şey aynı anda doğru olduğu için işe yaradı.
Birincisi, yenin fiyatını piyasa belirliyordu. Yuanın fiyatını Çin devleti belirliyor.
İkincisi, Japonya reddedemezdi. Çin reddedebiliyor.
Üçüncüsü, Japonya o parayı koyacak başka bir yer bulamıyordu. Bugün o yer var.
Asıl mesele üçüncüsünde.
Dünyanın büyük bankaları artık borçlanırken dolar yerine yuan seçmeye başladı. Yabancıların Çin'de yuanla borçlanması bu yıl geçen yılın neredeyse iki katına çıktı.
Bunu yapanlar Deutsche Bank, Morgan Stanley ve BNP Paribas.
Hiçbiri Çin'in bankası değil. Üçü de dolar sisteminin kendi kurucuları.
Sebep siyaset de değil.
Dolarla 10 yıllık borçlanmanın faizi %4,46, yuanla borçlanmanın faizi %1,82. Aynı borç dolarda iki buçuk kat pahalı.
Mesele sadece faiz değil. ABD'nin kaybettiği daha büyük bir şey var.
Dünya eskiden ABD'ye borç verirken daha az faiz isterdi. Paranızı koyabileceğiniz en güvenli yer orasıydı, bu yüzden ABD herkesten ucuza borçlanırdı.
O indirim bitti.
Şimdi tersi oluyor. Dünya ABD'ye borç vermek için fazladan faiz istiyor.
Devletlerin rezervlerine bakın. 2001'de bu rezervlerin %72'si dolardı. Bugün %57 seviyesine kadar geriledi.
Kasabadaki tek fabrika sizinse işçinin ücretini düşürebilirsiniz. Gidecek yeri yoktur, ertesi sabah yine işe gelir.
Aynı sokakta ikinci bir fabrika açıldığı gün, o ücret kesintisi ilk kez sizin sorununuz olur.
1985'te Japonya için ikinci fabrika yoktu.
ABD doların değerini yine düşürebilir. Bu hâlâ onun elinde.
ABD, dünyanın doları tutmaya devam etmesini sağlayamaz.
Bu artık onun elinde değil.
The enemy literally thinks all resources, all land, all women, and everything else belong to them. They’re concerned with a rising Africa because it necessarily entails a declining West.
Burkina Faso doesn't only deserve to have a nuclear reactor, but it also deserves to have a nuclear weapon. Africa needs to rise.
#AES
#AfricaUnite
#EndImperialism
#Multipolarity
#DeathToFrance
Fair enough but here’s the question that deserves more attention:
Which specific legal right can a man exercise today that a woman cannot?
Because “inequality exists” is a broad claim. Identifying the exact right, law, policy, or institution where that inequality exists is the part worth debating.
Education, careers and representation are separate questions from legal rights.
If the claim is about rights, let’s audit the rights.
Less outrage. More definitions. More evidence.
That’s where the interesting conversation begins.
The interesting part isn’t whether someone is “hypergamous.” It’s how selectively we discuss personal preferences.
If one person says, I want a partner I can genuinely look up to, that’s a preference.
If another says, I want someone who matches or exceeds me financially, that’s also a preference.
The real question is: why do we sometimes demand equality in principle while expecting compatibility to follow a completely different set of rules?
People are allowed to have standards. They should also be prepared to acknowledge that other people are allowed to have standards too.
Maybe the problem isn’t men or women.
Maybe it’s the assumption that your preference deserves respect, while someone else’s preference deserves an explanation.
It lowkey benefits luxury brands to racially profile rich black folks bc rich black folks still suffer from a complex and that complex will force them to buy up the whole store in retaliation lol.
So they get to be racist to you AND get your money lol
"What is there in Nigeria that would even interest the US government?"🤡🤡🤡
"Stop fooling jor, the whole economy of Nigeria is not up to one city in Texas. That Hundeyin guy has done so much damage to you people's minds with his conspiracy theories."🤡🤡🤡
"Better leave all this CIA nonsense and take responsibility for holding your leaders accountable instead of blaming white people."🤡🤡🤡
Whenever you wake up...
₦50,000 WAEC Fees - How the West Ensures Nigeria Never Becomes A Superpower
Nigeria’s educational sovereignty is at stake.
While the proposed ₦50,000 hike in WAEC and NECO fees faced suspension following public outcry, the underlying policy trajectory; heavily influenced by external institutions like the IMF and World Bank, remains a critical concern.
By prioritizing austerity over the development of our youth, Nigeria risks creating a generation intellectually ill-equipped to compete on the global stage.
It is time to move beyond externally dictated measures and focus on building an accessible, robust educational foundation that secures Nigeria’s future as a true superpower.
Peller’s Wedding Guests: Foreign Espionage And African Entertainment
When influencers and "foreign guests" collide, as is the case here, we are not watching a wedding but a social engineering operation
It is very clear here that the rise of our internet sensations is often engineered. When foreign money starts flowing into our digital spaces, it is time to start asking who is really behind the screen and what they’re buying with those "gifts." It’s time for Africans to stop being spectators to our own subversion.