Bana yazılan ve konuyla ilgili yazılan çoğu şeyi okudum (çoklar tabi, hepsine yetişememiş olabilirim)
📌Çerçeve Yasa konusuna şöyle bakmanıza dair bir öneri koyuyorum masaya:
Özel’i 2014 Soma’dan beri izliyorum. Son zamanlarda da başka eski CHP / yeni Yeni isimleri de izliyorum yakaladıkça (sonuçta hiçbirini birebir görmediğim için, röportajları ve açıklamaları birleştirmeye çalışıyorum). İmamoğlu ise apayrı bir dünya gibi duruyor, o zaten tipik bir “Ankara siyasetçisi” değil.
Yeni’nin “Ankara siyasetçileri” bildiklerinin artık işe yaramayan kısımlarını bırakıp yeni şeyler öğrenmek ve Ankara siyasetinden çıkmak zorundalar. Ya çıkacaklar ya da iktidar onları ve hayalimizdeki ülkeyi (ya da o ülkeye en yakın bir versiyonu) boğacak. Ve bunu 100 yıllık bir geçmişe ve iktidarın bütün bir devlet mekanizmasını ele geçirdiği, her sabah bir operasyona uyandığımız bir gerçekliğe rağmen yapmak için öne çıktılar. Biraz da halk tarafından arkadan itildiler. Biraz da tarih tanrıları onları ortaya attı.
Dün sabah da yazdım. Hayır da deseler Evet de deseler, iyi anlattıkları sürece desteklemeyi makul buluyorum. Kalbim “barışa evet” dese de, aklım Erdoğan’a zerre güvenmediği için “yasaya hayır” diyordu. Ama Özel Evet’ini (bence) iyi açıkladı.
Önemli kararlar duygu ile alınır, akıl o kararı nasıl bilgelikle uygulayacağını gösterir. Çoğu insan için kalbimizin pusulası barışa evet diyor. Ama aklımız ve tecrübemiz Erdoğan’a güvenilmez ve bu yol çok meşakkatli diyor.
Özel de konuşmasında bunu dedi:
(1) Barışa evet diyorum, ama aklım Erdoğan’a ve iktidara “dikkat et” diyor ve buna dikkat edeceğim, sizi de duydum ve anlıyorum mesajını bütün bir konuşma boyunca verdi.
(2) Ayrıca milletvekillerini serbest bıraktı ve tabanınıza göre karar verin dedi, yani halk referandumunu kendi imkanları dahilinde uyguladı.
Siz şu anda “ama yok, evet dediyse bu iş bitmiştir” diyorsanız, konuşmayı tekrar dinleyin, duygunuza bakın, Katıldığınız ve katılmadığınız yerleri düşünün diye önermek isterim. Buna mecbur değil kimse, bu bir seçenek, isterseniz yaparsınız.
Ben Ankara ve Erdoğan kıskacından çıkmaya çalışan “adamımızı” boğmaya çalışan bir dünyada onu yalnız bırakmayı ne insani ne mantıklı buluyorum.
Özel’in misyonu belli: Yeni’yi ayakta tutacak ve bizi iktidar olasılığı olan bir seçime ulaştıracak, tutuklu seçilmişleri unutturmayacak. Bu çok büyük bir iş zaten.
Ve Erdoğan’ın tek pusulası iktidar. Adamımızın her şeyi mükemmel, tam da istediğimiz gibi yapıp, milyonlarca insanı da memnun edip yine de bütün bu görevleri yapmasını bekliyorsak, hemen şimdi kendimize bir hobi bulalım, siyaset konuşmayı bırakalım.
Ve hayır Kılıçdaroğlu’na bence benzemiyor. Kılıçdaroğlu hiçbir başarı göstermeden sadece ona açılan mevcut krediyi kullandı. Özel ilmek ilmek o krediyi üretiyor, harcadığı zaman da oradan harcıyor. Ve Kılıçdaroğlu tarafından o da ihanete uğradı. Özel ile hiçbir siyasetçi ile olmadığımız kadar aynı gemide olabiliriz.
Velhasılı ben Özel’den razı olmaya devam ediyorum. Daha yola yeni çıkıldı. Daha çok kararlar ve bedeller olacak. Bu yolda yorulan, üzülen, kızılan biraz dinlenecek bu insani, yüksek duygulardan ve zor kararlardan kaçış yok, bedel ödenecek. Umudunuzu bir ideale bağlamak yanlış değildir, insanlık milyon yıldır böyle ilerliyor. Zaten daha ona otobüs alcez. Günaydın 🌱
- Erdal Beşikçioğlu’nun zimmet suçlamasıyla açığa aldığı belediye çalışanı etkin pişmanlıktan yararlanıp şikayetçi olmuş.
- Zimmetten soruşturması olan çalışan serbest, bunu ortaya çıkaran Erdal Beşikçioğlu tutuklu! https://t.co/Vaklow7huf
Herkes vesileyle tekrar duysun ki mesele tek başına Erdoğan değil Erdoğanları doğuran, her gün hepimizin hayatından çalıp holding patronlarının cebine koyan düzendir.
Sizin adına dava dediğiniz de belli ki makamlarınız, koltuklarınız, mallarınız mülklerinizdir.
Okullarda bu memleketin çocuklarına bir öğün yemeği çok görürken milyarlarca lira vergimizi garanti sözleşmeleriyle yandaşlara peşkeş çekmektir.
Katillerin, soykırımcıların yollarına kırmızı halı seren teslimiyetçiliğiniz, tam bağımsız Türkiye’yle bitmeyen derdinizdir.
“Bu millet, liderlerini ve değerlerini kendi iradesiyle belirler”miş.
Milletin seçtiği milletvekillerini, devşiremediği belediye başkanlarını, parti genel başkanlarını hukuksuzca esir tutan, henüz hapse atamadığını da korkutup sustururum sanan bir rejimin temsilcisi için fazla iddialı ama güzel laf.
Buyurun boş konuşmak yerine genel başkanınızın rakiplerini tutuklamaya ara verip koyun sandığı halkın önüne de hangi anlayışı sırtından atacak görelim.
Tuzla'da bir önceki belediye başkanı büyük bir imar yolsuzluğu yapmış. Tabii AKP'li olduğu için kendisine dokunulmuyor. O yüzden ihale yeni CHP'li başkana kalıyor. O da meseleyi ilk İBB üzerinden çözmek istiyor ama İBB yolsuzluğu aklamayı tabii ki kabul etmiyor. Öyle olunca o da hapse girmemek için çareyi AKP'ye geçmekte buluyor. Tuzla'daki olayın özeti bu.
1.5 sene olmuş, insan inanamıyor. Kuzenlerimizin isimlerini whatsappda gezen listelerde gördüm ilk, sonra aile grubundan haber geldi. Şaşkınlık ve üzüntü ile, ruhum bedenimde değil gibi yaşadım o günleri… 5 yaşındaki Kerem’i babası Kıvanç’ın, 14 yaşındaki Pelin’i annesi Burcu ile koyun koyuna defnettik. Ve daha nice aileler kayboldu, çocuklar ana babasız, ana babalar çocuksuz kaldı. 78 kişinin adaleti eksik, yüzlerce aile hala acılı. Kartalkaya Aile Platformunu takip etmenizi, yarınki Adalet Yürüyüşü’nü paylaşmanızı rica ederim 🌱
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Rüşvet verdiğini söyleyen kişi aylardır maaile cezaevinde rehin tutuluyor, rüşvet verildiği iddia edilen ise toprağın altında. Sıfır kanıt, sıfır tanık. Sadece bir iddia, tek kişilik bir beyan. Koskoca Abdi İpekçi’nin Milliyet’i ise utanmadan bu başlığı atıyor. Yıllarca logosunun altında “basında güven” sloganını kullanan bu gazete, Tüpçü sayesinde artık bir paçavradan ibaret.
Başkan @BocekMuhittin hep sonradan mı aklına geliyor bu işler yoksa sana ne diyorlarsa ona göre mi ifade veriyorsun?
Şu yaşına gelmişsin yol yürüdüğün, siyaset yaptığın insanlara haksızlık etmeye, onları suçlamaya utanmıyor musun?
Sana Aşık Mahzuni’nin sözünü hatırlatıyorum :
Süleyman bir sultan olmuş
Saltanatı boşu boşuna
Hak bana bir ömür vermiş
Boşu boşuna
Vücuduma bir can girmiş
Boşu boşuna boşu boşuna
İsa Meryem'e mi kalmış
Musa asadan ne bulmuş
Süleyman bir sultan olmuş
Süleyman bir sultan olmuş
Boşu boşuna boşu boşuna
Boşu boşuna
15 yaşındayım. En yakın arkadaşım Pınar ile birbirimizde kalmış gibi yapıyor, çift katlı otobüse binip Taksim'e gidiyoruz. Haliç sonrası boğazımız yanmaya başlıyor, her şeyden haberimiz var ama hiçbir şeyden haberimiz yok.
O zamanlar tek hayalim iyi bir fotoğrafçı olabilmek, gördüğüm duvar yazılarını/yerdeki biber gazı kapsüllerinin fotoğrafını çekiyorum. O günlerde "beni biraz böyle hatırla" diye bir şarkıya takmışım, Gezi Parkı'nın zeminine spreyle "bizi biraz böyle hatırla tayyip" yazıyorum, 15 yaşındayım.
Hiç tanımadığımız insanlar "kardeşim" diye sesleniyor, Gezi'de herkes canının derdini bırakıp bize sahip çıkmaya çalışıyor. İsmi çok garip bir abi var, 19/20 yaşlarında ve hayatımda gördüğüm en komik insan. Bizi sürekli güldürmeye çalışıyor. Yanında da gümrükçü başka bir abi, kendi battaniyesini bizim üstümüze örtüyor. Önce bize yemek buluyorlar, sonra kendi karınlarını doyuruyorlar.
Ergen ve Fenerbahçe'liyim ama o parkta Çarşı'yı öğreniyorum. O kadar güçlüler ki gözümde, ben artık Çarşı'lı olacağım diyorum ama gönül ya :) Fenerbahçe'yi de bırakamıyorum. Kaba saba abiler, nasıl böyle güzel gülümseyebiliyorlar aklım almıyor. Düşünüp duruyorum.
En çok "kurabiye tayyip" sloganında eğleniyorum, "nereden akıllarına gelmiş bu" diye gülüp gülüp duruyorum. Herkes aynı şeyi konuşuyor; "en çok bu slogana sinirlenmiş beyefendi, bunu sık söyleyelim."
Eve dönüyorum, eve döndüğümde hiç farkına varmadan büyümüş oluyorum ama hala tazecik kalbim. Sonra Ali İsmail'i tekmeliyorlar bir sokakta, kalbim onunla birlikte soluyor. Facebook'ta albüm albüm gezip Ali İsmail'in fotoğraflarını arıyorum, bir kalabalıkta onu bulmanın ümidiyle.
İşte o günden beri, o haberi duyduğum günden beri ana haber bülteni seyredemiyorum. Bütün o işleyiş hep aynı haberi duyuracak gibi geliyor; "Üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz hayatını kaybetti."
Büyürken herkese onu anlatıyorum, canım Emir Can İğrek yıllar sonra bi şarkısında "tekmele tekmele ölmedi Ali, onun gibiyim inatla" diyor. "Evet" diyorum duyar duymaz, "ben de Ali gibiyim."
Tekmeleyin, vurun, kırın. Bizi eksiltmek için elinizden geleni yapın ama düşüncelerimizi, zihnimizden geçenleri, bu ülkeye olan sevdamızı öldüremeyeceksiniz. Ali İsmail giderken yerine başka Ali'ler bıraktı, ama sizden bir tane daha yok. Hepiniz gideceksiniz, biz kalacağız. O ağaçlara sarılıp, sizin kötülüğünüzü anlatacağız. Anlatacağız ki; bilinsin kıymetimiz. Kıymet bileceğiz, kıymetimizi bilenleri seçeceğiz.
Ali İsmail... Bana, nice genç arkadaşıma "yaşamayı" miras bırakan canım Ali İsmail. Sırtımızı dönersek namerdiz. Tayfun Kahraman'ı, Selçuk Kozağaçlı'yı, Can Atalay'ı, Çiğdem Mater'i alana kadar bu davadan dönmek yok. Emanetin emanetimiz canım Ali İsmail.
Şimdi 28'im, tam da mücadele dolu günlerden geçerken bir ara sokakta o üniformalıları gördüğümde aklımda hala sen varsın. 28'im, Saraçhane'de tekmelenen genç kardeşlerime elimi uzatırken aklımda sen varsın. 28'im, çevik kuvvet omurgama tekme atarken aklımda sen varsın.
28'im ve seni her mücadelede daha çok özlüyorum. Çocuklar özgür doğduğunda kavuşacağız canım Ali'm.
GEZİ TUTSAKLARINA ÖZGÜRLÜK ✊
Can Atalay
Çiğdem Mater
Tayfun Kahraman
Mine Özerden
Osman Kavala
Bu toprakların tanık olduğu en haklı en kitlesel ve meşru toplumsal itiraz dalgasının, şanlı 2013 Haziran direnişinin sorumlusu olarak haksız yere mahkûm edildiler. Onlardan birer "ibretlik" yaratmaya çalıştı rejimin yargısı.
AYM kararlarına rağmen de hâlâ zindanda tutuluyorlar.
#GeziDirenişimizOnurumuzdur
#GeziTutsaklarınaÖzgürlük