Nüfusa oranla cezaevinde olan kişi sayısında Büyük Latin Amerika ülkelerini çoktan geride bıraktık.
ABD ile yarışıyoruz.
G-20 ülkeleri arasında ABD'nin hemen arkasındayız.
Yakında cezaevlerini özelleştirmeye kalkarlarsa şaşırmamak lazım.
Mahkum garantilerini tuttururlar gibi görünüyor.
Türkiye'de her 100 bin kişiden 503'ü cezaevinde.
Almanya’da sağcı AfD’nin yükselişinden kaygı duyuluyor. Evet, kaygı duyulmalı. Ama önce bu yükselişi neye borçluyuz sorusuna yanıt verilmeli ki çare üretilsin.
AfD yükseliyor çünkü yeşillerden sosyal demokratlara, muhafazakarlardan liberallere tüm partiler Alman halkını düşük ücretler ve güvencesizliğe mahkum eden politikaları savunuyor, bir de üstüne savaş çığırtkanlığı yapıyor.
Çaresiz ve bilinçsiz yoksul insanlar ırkçı AfD’nin peşine takılıyorsa bunun nedeni iyi anlaşılmalı.
AfD, militarizm ve işçi düşmanlığı açısından kontrolden çıkan Alman emperyalizminin bağrında gerçek bir sol seçenek henüz belirginleşmediği için yükseliyor. Yalanla, demagojiyle…
faşizmin tarihsel olarak en ayırt edici özelliklerinden biri, muhalefet ederken kendisini her zaman müesses nizama, elitlere ve düzene/kapitalizme karşıymış gibi sunabilmesidir. +++
Buna şaşıranın aklına şaşarım... AKP, Suriye'yi İsrail'e teslim ederek, İran'ı İsrail'in önünden çekerek "İsrail liderliğinde bölge" projesini destekliyor, AKP'ye de buna karşılık Tom Barrack'ın dediği gibi "iktidarda kalma" yolu veriliyor... Yıllardır bunu anlatıyoruz zaten...
"En Europa hay 10 billones de euros en cuentas de ahorro familiares de forma pasiva, Europa debe ahora poner estos ahorros a disposición de las empresas, ese es nuestro objetivo".
La desquiciada Führer de la Unión Europea, Ursula Von der Leyen, pidió poner el dinero de las cuentas bancarias de los ciudadanos europeos en manos de las empresas, pidiendo más inversión para los capitalistas.
Esta burguesa no para de pedir dinero a los contribuyentes europeos para hinchar de dinero a los capitalistas mientras ella es una aristócrata podrida de dinero y se llena los bolsillos con la guerra perpetua.
Suriye’de iktidar değişikliğinden en fazla memnun olacak ülkelerden birinin İsrail olacağı belliydi. Açık gerçek bu ve tartışılacak tarafı yok. Dolayısıyla “İsrail planlarını bozuyoruz” söylemi, daha baştan inandırıcı olmaktan çıkıyor. Suriye’de kazananlar arasında Türkiye’nin olması ya da gösterilmesi, İsrail’in de çok büyük bir kazanç elde ettiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
İsrail ile Türkiye arasında bir çıkar çatışması var mı? Var. Bölgesel rekabet konusu var her şeyden önce. Sonra Türkiye’nin Arap coğrafyasındaki etkisini sürdürebilmesi için İsrail saldırganlığının gemlemesi ya da en azından gemler gibi durması gerekiyor. ABD’nin rol dağıtımında öne geçmeye çalışmak gibi bir başka rekabet alanı da var.
Buna karşılık ortak noktalar daha öenmsiz değil. Her iki ülke de ABD’nin müttefiki. Her iki ülke de İran’ın bölgesel etkisini kırmak istiyor. Her iki ülke de geniş bir coğrafyada yeni sürüm Pax-Americana dayatmasına ortak durumunda.
Dikkatle bakınca Türkiye ile İsrail arasındaki çekişmenin sınırları olduğu görülür. Bu sınırlar ABD tarafından çizilmiştir. ABD’nin bugünkü ağırlığında yeni bir kırılma elbette bir dizi önemli başlıkta değişim demektir. Ancak bugünkü verilerde İsrail ve Türkiye gerilimi, yönetilir. Yönetirler.
Bunu her iki taraf da bilmektedir. Zaten Netenyahu bir biçimde gidecek, onun fanatizmiyle elde edilen kazanımları arsızca cebine koyan daha “makul” bir siyonist gelecek ve gerilimlerin daha kolay kontrol edileceği bir süreç başlayacaktır.
Suriye’de iktidar değişikliği ile birlikte “yeni çözüm süreci”nin gündeme gelmesi rastlantı değildir. Sürecin başlamasıyla birlikte yine “İsrail’in planlarını bozduk” iddiası önce Bahçeli, sonra Öcalan ve nihayetinde AKP kanadınca defalarca dillendirildi. İsrail’in bölgedeki Kürt gerçekliğini bir koz olarak kullandığı açık. Ancak bu kozun ABD ve İngiltere’nin isteği doğrultusunda Türkiye’yi belli bir yöne doğru ittirmek için şantaj olarak değerlendirilmediğini kim söyleyebilir?
Geldiğimiz noktada Öcalan İran’ı halletmek için göreve talip olmakta, daha da önemlisi, Cumhuriyet’in formatlanarak Yeni-Osmanlıcı bir yapıya ulaşılmasını, sürecin temel hedefi olarak ilan etmektedir.
Burada İsrail’in oyunu filan bozulmamaktadır. Tersine bölgede ABD ve İngiltere’nin kurduğu yeni bir oyunun içinde sürüklenilmektedir.
Sürüklenilmektedir çünkü AKP iktidarı tam olarak ne yaptığını bilmemektedir, ABD her istediğini alacak durumda değildir, kartlar yeniden karıldıkça bölgede rekabet derinleşmektedir, kafalardaki plan ya da fantezilerin yol açağı türbülanslarla başa çıkacak bir akıl da göze çarpmamaktadır.
Ve bütün bunlar olurken, “muhalif” birileri Türkiye’nin demokratikleşeceğini, birileriyse ulusların kaderlerini tayin hakkında ilerleme kaydedileceğini anlatıp durmaktadır.
Hani ne oldu “Saray rejimi”ne?
Pardon, “halkların mücadelesi” onu geriletti, köşeye sıkıştırdı değil mi!
@sahindeniz1919 “Sizin tarikat gerçeğini ortadan kaldıracak gücünüz yok, o zaman onlardan iyisini tercih edeceksiniz” türünden bir yorum gericiliğe soldan meşruiyet ve alan açar. Şu anda “iyi tarikat, kötü tarikat” ayrımından en fazla AKP yararlanır, bunun farkında mısınız acaba!
@sahindeniz1919 ❝Tarikatların topyekun sorgulanması yerine “zaten varlar bari muhalif olanlar ayakta kalsın” yaklaşımının tercih edilmesi, bir kısım muhalif çevrenin neden zamanında ve belki şimdilerde Fethullahçılara umut bağladığını da açıklıyor.
@Emre_Kabartas “Sizin tarikat gerçeğini ortadan kaldıracak gücünüz yok, o zaman onlardan iyisini tercih edeceksiniz” türünden bir yorum gericiliğe soldan meşruiyet ve alan açar. Şu anda “iyi tarikat, kötü tarikat” ayrım��ndan en fazla AKP yararlanır, bunun farkında mısınız acaba!
@Emre_Kabartas Tarikatların topyekun sorgulanması yerine “zaten varlar bari muhalif olanlar ayakta kalsın” yaklaşımının tercih edilmesi, bir kısım muhalif çevrenin neden zamanında ve belki şimdilerde Fethullahçılara umut bağladığını da açıklıyor.
nato 3.0 konsepti, abd'nin küresel askeri yükünün avrupa ayağını avrupa ülkelerinin üstlenmesiyle ilgiliydi, "islam natosu" da bunun orta doğu ayağını oluşturma arayışının bir ürünü. her ikisi de abd'nin tasarımlarına uygun, her ikisi de abd'ye bağımlılığı derinleştiriyor.
@HuseyinAygun62 Doğru dersiniz ama o oylamada CHP'nin desteği olmasaydı, AKP'nin oyları yetmiyordu. Dönemin CHP genel başkanı, bizzat söyledi; "Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz, aksi halde AKP bizi kendi seçmenine terörist olarak anlatacak."
Un 30 de Julio de 1938, Adolf Hitler concedía la Gran Cruz de la Orden Suprema del Águila Alemana al oligarca estadounidense Henry Ford, dueño de la marca de coches Ford, la mayor condecoración nazi que se dió jamás a un extranjero.
Henry Ford fue uno de los mayores financiadores del nazismo, él mismo era un fascista recalcitrante, y el propio Hitler lo admiraba y citó a Ford en su libro Mein Kampf elogiándole por su odio racial y antisemita.
La entrega de la medalla estuvo a cargo de Karl Kapp, cónsul alemán en Cleveland, y Fritz Heller, representante consular alemán en Detroit.
Bu ahlaksızların kafalarına vura vura tekrar etmeliyiz:
130 dilin konuşulduğu SSCB’de Ruslar dışında çeşitli azınlıklardan (1934-1954 arası yirmi yıl içinde) çıkan ve Rusça’ya çevrilen yazarların sadece kaynakçası 750 sayfa tutmaktadır. Tüm ülke, ulusal dillerde kitaplar yayınlayan yayınevleri ağıyla kaplandı. Sadece 1934 yılında Tatarca 145 yeni eser yayımlanmıştır. 1961’de bu sayı 2057’ye çıkmış, bu kitaplar toplam 24 milyon baskı yapmıştır. Gürcü yazar Cagaşvili şöyle yazar: “Son on-on beş yılda yayınlanan Gürcü eserlerinin toplamı, Gürcü halkının üç yüz yıllık tarihi boyunca yayınladığı eserlerden fazladır.” Hatta 1930’lardan önce yazıları bile bulunmayan Büryatlılar, Tüvalılar, Nenet, Oset, Çihan, Gülyak edebiyatı ortaya çıkmıştır. Düşünün ki biz bir Kürtçe’yle bile başa çıkamazken! Ekim Devrimi’nden sonra dilsiz bırakılan halklar konuşmaya başladı. Mesela Sukhet – Alin dağlarında yaşayan Udege kabilesinden Cansi Kimonko, Leningrad Kuzey Halkları enstitüsünü bitirmiş bir öykücüdür. Genç bir Mansi şairi olan ve üç şiir kitabı çıkarmış olan Yuvan Şestelov başka bir örnektir. Mansiler,
Sibirya’nın kuzey batısında yaşayan, nüfusları 7 bini aşmayan bir halktır. Ya da Uzak Doğu’da tayga ırmağı boyunca yaşayan küçük kabilerden biri olan Nanay şairi Akim Samara. Yine bir Nanay olan Grigori Koçer’in Büyük Bir Evin Sonuadlı romanı iki buçuk milyon nüsha basılmıştır. Mesela Dağıstan Cumhuriyeti’nde yaşayan kabilelerden Kubaçi boyu kendi dilinde gazete çıkarmaktadır. Yine Avarlar, Lazgiler gibi onlarca halkın edebiyatı sayılabilir. Halbuki bir asır önce Kafkas adlı şiirinde Şevçenko Çarlık Rusya’sında ‘Moldovyalıdan Finliye kadar tüm dillerde herkesin sustuğunu” yazıyordu. Bir Tacik şair olan Gassem Lahuti, 1935 yılında Paris’te yapılan bir kongrede şunları söylemiştir: “Muhammet ve İsa’nın ölüleri dirilttikleri kuşkusuz masal ve efsanedir. Ama onlardan söz edilir, üzerlerine masallar, efsaneler düzülür. Ekim Devriminin yeniden hayata kavuşturduğu halklar ise gerçek bir olgudur. Ama kimse onlardan söz etmez. Bu halkların adları sözlüklerde bile geçmez. Steplerde ve tundurularda, dağlarda vadilerde, Türkmenler, Tacikler, Nenetler, Uygurlar, Kara Kalpaklar ve irili ufaklı, yerleşik veya göçebe, daha pek çok halk unutulmuş olarak yaşıyordu.” Sovyet halklarının tümünün kültür gelişmelerini anlatabilmek için ünlü yazar Hafız’ın sözlerini tekrarlamakta yarar var: “Bu çocuk sadece bir günlük. Ama bazılarının ancak bir yüzyılda alabileceği kadar yol gitti." Sıkı bir antikomünist olan Prof. Dr. Stephen Kotkin şunları yazıyor: “Sovyetler Birliği’nde Rusça öğrenmeye dahi gereksinim duyulmuyordu ve çoğu Rus olmayan öğrenci bu dile yabancıydı. Rusya Cumhuriyeti Eğitim Komiseri eğitimin her yerde Rusçalaşmasını önerdiğinde, Stalin buna karşı çıkmış, Rusça’nın sadece bir ders olmasında ve yerel dillere rağmen eğitim dili haline gelmemesinde ısrar etmişti. Yine de bir kaçınılmazlık hissediliyordu. Bir Merkez Komite genel kurulun da (12 Ekim 1937) Stalin, ‘Tüm SSCB vatandaşlarının kendilerini belli ölçüde ifade edebilecekleritek bir dil var – o da Rusça’ diyordu. ‘Dolayısıyla vardığımız sonuç zorunlu olması gerektiği. Orduya katılan herkesin kendisini biraz da olsa Rusça ifade edebilmesi iyi olur, böylelikle şu veya bu tümen başka bir bölgeye intikal ettiğinde, mesela Özbek olan Samara’ya gittiğinde yerel halkla konuşabilir.” Dolayısıyla Rusça ancak 1938 yılında yani devrimden tam 21 yıl sonra 2. dil olarak zorunlu oldu!
Yıl 1979
Gazeteci Varlık Özmenek anlatıyor: “5,5 milyon nüfuslu Gürcistan’da 100’e yakın dil konuşuluyor, Türkçe dahil. Başta Gürcüce olmak üzere Rusça, Azerice ve çeşitli dillerden 35 gazetenin yayınlandığı Tiflis’te meslektaşlara bunları söylerken amacım fantezi yapmak değil. Şarkiyat enstitüsü 20 yaşında. Türkiye, İran, Arap tarihi ve dilleri inceleniyor. Yazarlarımızın romanları, hikayeleri burada çok tutuluyor, çok okunuyor, çok seviliyor. Evliya Çelebi’den, Nasreddin Hoca’dan, Orhan Kemal’lere, Aziz Nesin’lere kadar...
En EEUU, un abuelo de más de 80 años con artrosis, sigue limpiando las mesas de una cadena alimentaria para poder pagarse sus medicinas bajo el sistema privado sanitario y así sobrevivir bajo el capitalismo.
Así es el maravilloso "sueño americano" capitalista, este es es el sistema que quieren normalizar, que seamos explotados hasta la muerte en trabajos lo suficientemente precarios para que no puedas dejarlo nunca si quieres pagar las facturas.
Bu 'Terörsüz Türkiye' dedikleri proje;
Yeni-Osmanlıcı bir genişleme siyaseti doğrultusunda,
Türkleri ve Kürtleri İslam kardeşliği potasında eritmeyi amaçlayan,
antikomünist bir projedir.
'Komünizm mi kaldı?' diyenlere duyurulur!
Nerede sömürü, nerede emperyalizm varsa orada komünizme sövgü, komünizmle hesaplaşma vardır. Onun için Yeni Yaşam'dakiler de kendilerini bundan alıkoyamamaktadır.
Cumhuriyet düşmanlığı antikomünizmdir ve bunların projesi de laikliğin tasfiyesi, cumhuriyetin yok edilmesi ve emperyalizmin bölge planlarıyla uyumlu bir sermaye düzenini halka dayatmaya kalktıkları bir aldatmacadan ibarettir.
Mientras Trump dice que el comunismo te robará hasta los cepillos de dientes, el 1% más rico de EEUU ya tiene tanta riqueza como el 90% de población restante del pais.
Ciudades como Detroit están en bancarrota y en ruinas mientras su población muere en las aceras de sobredosis, el 70% de la población no tiene acceso garantizado a la vivienda, a la sanidad y a la alimentación.
Este es su modo de vida capitalista, el "sueño americano" de EEUU, pero todavía te dicen que serán otros quienes te robaran.
🇺🇸 Trump y Marco Rubio repiten una y otra vez que el socialismo trae pobreza.
Mientras tanto, las calles de Los Ángeles ofrecen esta imagen del “éxito” del capitalismo: miles de personas sobreviviendo entre tiendas de campaña, durmiendo en las aceras, atrapadas por la pobreza, la exclusión y las adicciones, mientras unos pocos acumulan una riqueza obscena.
Qué curioso. Quienes se presentan como defensores de la libertad no parecen tener ningún problema con que millones de personas carezcan de lo más básico, siempre que los beneficios de las grandes fortunas sigan creciendo.
Quizá el problema no sea el socialismo del que tanto hablan, sino un sistema que convierte derechos en privilegios y abandona a quienes ya no son rentables.
Menos propaganda neofascista y anticomunista y más responsabilidad con su propio pueblo.
#Trump #Neofascismo
Yüksek olan memur maaşları değil, düşük olan asgari ücret.
İnsanca yaşanabilir bir ücret savunacak bilinç olmayınca böyle oluyor
Ayrıca Türkiye'de 2200 dolar memur maaşı kim alıyor?