Karıma Mektup
Bir tanem...
Bir tanem son mektubunda başım sızlıyor
Yüreğim sersem, diyorsun
Seni asarlarsa, seni kaybedersem, diyorsun yaşayamam
Yaşarsın karıcığım, yaşarsın
Kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda
Yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı
En fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı...
Ölüm bir ipte sallanan bir ölü
E bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm
Fakat emin ol ki sevgili
Zavallı birinin tüylü siyah bir örümceğe benzeyen eli
Geçirecekse eğer ipi boğazıma
Mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar nazıma
Ben alacakaranlığında son sabahımın
İşitilmemiş bir türküyü duyacak
Dostlarımı ve seni göreceğim gülüm
Ve yalnız yarım kalmış bir aşkın acısını toprağa götürecek...
Karım benim, iyi yürekli, altın renkli gözleri baldan tatlı arım benim...
Ne diye yazdım sana istendiğini idamımın?
Daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın
Haydi bunlara boş ver, bunlar uzak ihtimal
Paran varsa eğer bana bir fanila, bir don al
Tuttu yine bacağımın siyatik ağrısı
Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli mapusun karısı...
Nazım Hikmet
Siyaset, futbol gibidir. Taraftar hariç herkes kazanır. Ortada ne rekabet vardır, ne mücadele. Kurgular üzerinden kitleler yönlendirilir. Adaletsizlik seyirci çeker. Ne kadar çok kişi izliyorsa mevcut düzen o kadar güçlenir.
Son dakikaya kadar savaşıyor taklidi yapıp son anda taraf değiştirecek kişilerden bazıları bu tarafta, bazıları şu tarafta gösterilip insanların umutlarıyla oynanıyor. Herkese tercihi güzel gösterilip herkese bulunduğu tarafta kalacağı içerikler seçiliyor. Ne zaman ilgi kaybolsa yeniden tüm dikkat buraya çekilerek kimin kazanacağı kimin kaybedeceği önceden hesaplanmış sistem devreye giriyor. Böylece düzen asla değişmiyor.