didem madak’ın ‘sonra içime ve hatta dışıma kapandım. küsmek gibi bir şey, bir çeşit gölge fesleğeni. bir çeşit olmayan hayat. zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.’ dediği eşikteyim.
Çok çaresiz hissettiğim zamanlardı. Her şeyin içine acaba iyi gelir mi diye dalmışım, en azından elimi atmışım. Her şeyden ve herkesten medet ummuşum. İyi hissedebilmek, ait olabilmek için çok savaş vermişim. Hatırlayınca insan hem üzülüyor, hem ekşi bir gurur hissediyor.
Ben inanıyorum arkadaş. Gökten koç indiğine, müşriklerin mağara kapısında örümcek ağı görüp döndüklerine, Hz Musa'nın asasıyla Kızıl Deniz'i ikiye yardığına, Hz Yunus'un balığın karnında hayatta kaldığına, Hz İsa'nın babasız doğduğuna ve göğe yükseldiğine, Güllerin Efendisi'nin bir göz yumup açma süresinde Miraç'a yükseldiğine ve bütün bunları mümkün kılan bir YARATICININ varlığına inanıyorum. Cennete ve cehenneme inanıyorum ve bu inanç beni ayakta tutuyor. Tutunacak hiçbir dalım kalmadığı zamanlarda derin bir ALLAH'IM, diyorum ve bu inanca tutunuyorum. Çok iyi bir Müslüman mıyım, hayır ama inanıyorum ve bu inanç beni mutlu ediyor. Sen ister inan, ister inanma, özgürsün. İstersen krem peynire inan, bana ne! Saygı duymam ama hakaret de etmem. Sen de benim inancıma, Peygamberime, Allah'ıma hakaret edemezsin. Edersen ben de sana söverim. Benim indimde mütekabiliyet budur. Nokta.
hem ceylan gibi ürkek tabiatım var hem de deli cesaretim hem dalgın dalgın bakarım hem de gözlerimin içi güler hem bin yıllık yorgunluk taşırım hem daha gençliğimin en çiçekli baharındayım
Sekiz on kişilik gamı kederi salmış amansız cenderelerden çıkmış dünya yansa içinde yorganı olmayan film ve müzik kültürü vasat, mizah seviyesi yüksek bi ekiple bahça duvarından aştımı hem söyleyip hem oynasak geçecek gibi..