Belki bu yazacaklarım can sıkacak, belki başıma iş olacak, belki aldığım tehditlerin sayısını artıracak ama yıllardır yakın çevremdekilere, özellikle Türk gençlerine hep aynı öğütleri veriyorum bir abileri olarak. Türk’ten başka kimseye de bu öğütleri vermiyorum.
Öncelikle birçoğunuzun bildiği üzere Konyalıyım. Kayseri ve Konya arasında ömrümün %90’ını geçirmiş biriyim. Konya ve Kayseri denilince kültürel ve sosyolojik yapıları az çok tahmin ediyorsunuzdur.
Sporda, yolda, sokakta, bazen derste bazen arkadaş ortamında, bazen sosyal medya sohbetlerinde soruyorum; “bu vatan için ölür müsün?” diye, hepsinin saniye düşünmeden verdiği cevap “evet, ölürüm” oluyor. “Hayır ölmeyeceksiniz, bu vatan için yaşamaktır doğru olan, ölümü güzellemeyin” deyince de mevcut tabulardan ve yetiştirilme tarzından ötürü bir afallanıyor, hemen ön yargı duvarları kat kat örülüyor.
İşte bizim gibi gariban Anadolu çocuklarına; savaşta, cephede, vergide, ırgatlıkta akıllara ilk gelen Anadolu Türkü’ne çizdikleri yol, biçtikleri kader yalnızca bu. Ölmek, ölümü güzellemek.
Kimi garibanlıktan, hiçbir işe torpil bulamadığından “son çare” asker olurum der, bunu söylerken de yine içinde vatan, millet, devlet aşkı ve yeni tüylenen hilal bıyığı ile, kimi de gerçekten bu mesleğe aşık olduğu için, şehit olmayı “bize de nasip olur mu” düşüncesiyle benimser askerliği, polisliği.
Karşı cenahın çocukları keman çalarken, piyanoyla büyürken; tiyatro, sinema, müzik ile ilgilenip güzel kızlarla, yakışıklı çocuklarla gençliklerini doyasıya yaşarken, hayatın her çağının tadını çıkarırken bizim garipler daha 20 yaşında Şırnak’ta, Hakkari’de dağlarda olmakla mutlu olurlar.
Mutlu olurlar çünkü bildikleri başka bir mutluluk yoktur. Diriliş, kuruluş, skiş, sokuş gibi dizilerle, dünyaya nizam verme hevesiyle içi kıpır kıpır olur, çünkü başka bir şey görmemiştir bu çocuk.
Anası, babası, eşi dostu şehitliği överken aslında hiçbiri evladının ölmesini istemez ama bunu dile getirmeyi, “benim çocuğum şehit olmasın, ölmesin” demeyi de ayıp sayar, diyemezler. Çünkü onlar da anadan, babadan, atadan, bu coğrafyadan böyle görmüştür. Çünkü o devlet büyüğü dediklerinin onlara biçtiği rol budur!
Ben bu coğrafyanın çocuğu olarak şimdi gördüğüm her çocuğa diyorum ki; asker olma, polis olma, yani bunları bir meslek olarak seçme!
“Bu vatan için neden hep biz öleceğiz, bu vatan için neden zengin yetişen çocuklar, keman, piyano ile uğraşan gençler, sanatçı çocuklar değil de yalnızca biz öleceğiz? İmkanınız varsa bedelli yapın, yoksa da bu imkanı yaratın ve ölmeyin!” Diyorum.
Çünkü biz Türkler, tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi cefasını çekerken bu toprakların, sefasını hep bizden olmayanlar, Türk olmayanlar yemiş, halen de yemektedirler.
Zenginin, siyasetçinin, para babasının, koltuğu sağlamın çocuğunun refahı iyiyken, her kızdığımızda kafamıza vuran, her “Türk’üm” dediğimizde lafı ağzımıza tıkıştıran güçler neden ölüm gelince bizi arar, ölüm gelince bizi sorar?
Bu hayatta sizin hayatınızdan başka hiçbir değer yoktur sevgili gençler. Siz, Anadolu çocuğuna yazılan kadere razı gelir de ölür giderseniz, sevdiğiniz kız bile 1 yıl geçmeden unutur, ananızın yüreğine düşen yangından başka sizi hatırlayan olmaz!
Sizi toprağa düşürenler de kendisine milliyetçiyim, devletçiyim diyen namertlerle el ele, kol kola gelir, akıttığınız kanın verdiğiniz canın hiçbir değeri kalmaz!
Türk çocuğu artık aklını kullanmalı, kendisine biçilen ve asırlardır kutsal belletilen bu yanılgılardan sıyrılmalı ve hayatta kendisinden başka hiçbir şeyin değerli olmadığını bugün PKK’lı p*ç kurularıyla kol kola gezen, şehit kanlarıyla beslenenleri göre göre, okuya okuya, öğrene öğrene anlamalı ve idrak etmelidir!
“Bu vatan ölüme, cefaya gelince bizim de sefaya gelince neden bizim değil” diyebilmelidir!
Türklük için yaşayın, Türklüğü yüceltmek için kendinizi geliştirin. Kimseye hayatınız, kanınız, canınız üzerinden plan yapma fırsatı vermeyin!
SİZE BİÇİLEN ROLÜ KABUL ETMEYİN!
Geçen seçim bu adama sarayın adamı deyip iftiralar atıp hakaretler savuruyordunuz
O çok savunduğunuz 6'lı masadakiler nerede?
Kılıçdaroğlu nerede
Babacan nerede
Davutoğlu nerede
Temel nerede
Akşener nerede
Gültekin nerede
Gerçekler böyle suratınıza bir tokat gibi vurur işte
Yav arkadaş susayım diyorum, bana ne diyorum da Avrupa maçları zamanı önce oynuyordun takımım az dinleniyor dedin şimdi Fenerbahçe önce oynuyor baskı oluyor diyorsun, ne istiyorsun tam olarak? Maça mı çıkmayalım, sen mi maça çııkma nedir yani tam olarak bir anlasak
Sosyal medyada bugünlerde herkesin karşısına Alman Devleti’nin verdiği ilanlar çıkıyor. “Almanya’ya geliniz. Almanya’da kalifiye elemanlar için çok iyi maaşlar var.” En başta hedef hekimler ve sağlık personeli. Çok yakın bir gelecekte Almanya gibi birçok ülkenin yüzlerce sağlık personeli açığı olacak. Bu açığı kapatabilecekleri ülkelerden biri Türkiye.
Türkiye’de ise adamın birinin kafası atıyor, doktora saldırıyor, yaralıyor, öldürüyor, sakat bırakıyor. Bazı insanlar 80 yaşındaki dedeleri öldüğü vakit duasını okur gibi öldüğü hastanenin hademelerine, hemşirelerine, doktorlarına saldırmayı, kapanan kapıların camlarını kırmayı âdet hâline getirdiler. Nihayet vatandaşın birisi çıkıyor, “Eskiden doktorlar bize hakaret ederdi, sıraya gir, derdi. Şimdi biz onları dövüyoruz” diyor. Zavallının bu dövülen doktorlar dolayısıyla başına geleceklerden haberi yok. Çoluk çocuğu hangi memlekette yaşayacak, bir ağır hastalık halinde yurtdışına gitme ihtimali var mı? Hayır, olmayacak. Bazı insanların parmağı kanasa yan memlekete gidebilirler. Birtakım Arap şeyhleri memnu olmasına rağmen İsrail’in hastanelerinde soluk alıp tedavi ediliyorlardı. Ama kitlenin büyük çoğunluğu için böyle bir şey olmayacak.
PEKİ NE YAPILMALI?
Maaşların arttırılması gibi miktarlara çocuklar güler. Kediye yüklenecek zamlarla kimseyi ikna edemezsiniz. Ama asıl önemlisi, çalışan doktorun, mühendisin, öğretmenin haysiyetinin ve onurunun korunmasıdır.
Türkiye bugün tıpta Nobel düzeyine gelmiştir. Verilen Nobel’in çok daha ötesinde ödüller alabilecek durumdadır. Böyle bir kaynağı kimse kaçırmaz. Batı ülkelerinde insanlar avlayacak kitle arıyor. Tembelleşen kitleler böyle ağır mesleklerde çalışmak istemiyorlar. Bunun bir faraziye değil, bir gerçek olduğunu pandemi faciasında gördünüz.
Türkiye’de ise birtakım kitleler büyük başarılar göstermiş bu insanlara hâlâ şiddet uygulamakta. Gelecek nesiller buna sebep olanları adamakıllı suçlu tutacaklar. Çünkü Türkiye, bir anda çıktığı yüksek mevkiden hak etmediği yere düşen bir ülke olacak. Probleminiz varsa bu ülkeden siz gidip başka bir ülkede yaşayınız. Ama burada yaşamak isteyen insanların haklarını ve huzurunu gölge altına almayınız.
#ilberortaylı
Eski düzen sizin icat ettiğiniz para
Mecbur bıraktığınız haram
En çok istediğiniz günah
Fitne, fesat, büyü, zarar, karanlıkta kalan taraf
Halk uyanma vakti artık kalkın çok geç olmadan zaman!
https://t.co/bdqE4ury9t
Depremin kenetlediği halkı siyasetle bölüyorlar. Ayrıca… Söylemlerin sertliği sahaya yansıyınca, konulara uzaktan bakan birçok insan da durumun vehametini anlamış oldu. Okuyarak ya da dinleyerek değil, görerek anlamış oldu. Bir fikirleri oldu. Yani alandaki gençler o taşları karşıtı oldukları partiye değil, kendi partilerine atmış oldu.
15 gün boyunca günde 12.000 kişiye aş pişti o kilisede. Gece gündüz demeden sırtımızda taşıdık bu erzakları, hala da günde yüzlerce kişiye erzak dağıtıyoruz. Kilisenin bahçesinde banklarda uyuduk sırf hayatta kalan bizlere sıcak bir çorba vermek için. Ve siz katıksız ZALİMSİNİZ!
Kaç tanesini yazmaya nefesim yetecek hiç bilemez hallerde başlıyorum tek tek sıralamaya...
1)- Yakının cenazesinin yanında kurda kuşa yem olmasın diye eksi bilmem kaç derecede yatmak zorunda kalan şu vatandaşımızın insanlık onuruna sahip çıkmak için #helaletmiyorum