“Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
Ömr-i fani gibidir; gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyliyemez ‘hande’-i hurrem de geçer,
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur, an-ı demadem de geçer…”
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz,
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
[Nazım Hikmet]
10 Ağustos 2026
Machiavelli insanın “saflık ve masumluk” illüzyonuyla maskelediği o iğrenç ve zehirli suretini ortaya çıkartan ve “Kral Çıplak” diye bağıran ilk yiğittir.
Machiavelli kötülüğün mucidi bir iblis değildir; masum maskeler ve tatlı çehrelere gizlenen iblisleri ifşa eden devrimcidir.
“Ben bir Türk’üm! Bizim ırkımızı inkâr edebilecek adam yok! Evet, ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum.”
Dr. Sadık Ahmet’in 1990 yılında mahkeme kürsüsünde haykırdığı bu sözler, yalnızca kişisel bir direniş değil; Batı Trakya Türklerinin varlığını, kimliğini ve onurunu koruma azminin en gür sesiydi. Bir doktor olarak halkının derdiyle dertlenen, bu uğurda defalarca tutuklanan, sürülen, ağır bedeller ödeyen Sadık Ahmet, soydaşlarının Türklüğünü resmî makamların tehdidi karşısında bile terk etmedi.
Batı Trakya Türklerinin hak mücadelesine ömrünü adayan Dr. Sadık Ahmet’i, vefatının yıl dönümünde rahmetle ve minnetle anıyoruz.
“vazgeçer miyim ömrümü adadığım diktatörlükten
olacak şey mi bu hiç olur mu
benim gibilere küçükken
sıkı dur oğlum
Türk çocuğusun sen dendiği unutulur mu?”