Stand-up bağlamında değerlendirilecek olursa, tiz ses tonu, aşırı heyecandan nefesinin kaçması gibi aşırı amatör performans oldukça başarısız.
Politik hiciv iyidir ancak bu, ucuz popülizm seviyesinde kalmış.
Düşünün Cem Yılmaz’ın tek bir “benim araba koleksiyonumu polis arabası yaparlar” cümlesine yaklaşamamış bile.
Abartılı taktirleri görünce aklıma geldi.
On iki kadın ve çocuğu yaktı; dışarı çıktı, film yıldızı gibi konferanslara katıldı ve düzenli olarak Türk milletine nasihat veriyor. Bunun bize şu pişkinlikle nasihat vermesine vesile olanlar da aynı pişkinlikle bize vatan ve millet nasihatı veriyor. Güzel ülke, özgür ülke.
Daha önce de söyledim şimdi de söylüyorum, dünyada tarım teknoloji her ne alan olursa olsun açık ara lider olduğumuz tek ihracat ürünümüz fındık, haliyle bu pastayı bize bırakmaktan rahatsız olanlar var. Biz fındığımızı sökmeden küresel arz fazlası olacağından kimse bize rakip olmaya cesaret edemez. Fındığımıza küresel oyunlar dönüyor, küresel şirketler ve yerli işbirlikçileri fındık çiftçisinin şevkini kırmaya çalışıyor. Bize düşen daha çok çalışmak ve daha çok üretmek. Bu haberlerin hepsi gerçek dışı ve çiftçi fındıktan vazgeçirmek üzere planlanıyor.
"Halkın önüne düşecek kudretimiz yok; arkasından yürüyecek adam da bulamıyoruz"
Mithat Cemal Kuntay'ın "Üç İstanbul" romanından Raif'in sözleri. Seneler önce altını çizmişim. Bu aralar Abdülhamid dönemini okuduğum için bir daha bakma gereği duydum.
Yakın zamanda burada da "Tarih romanlardan öğrenilir mi?" tartışması olmuştu. Biraz da ondan baktım. Abdülhamid dönemini tarih kitaplarından okuyunca Osmanlı'nın tükenmişliğini, Abdülhamid'in çaresizliğini görmemek mümkün değil. Balkanların parça parça kaybı da kaçınılmaz son gibi. İnsan Abdülhamid'e hak bile verebiliyor.
O dönemin ruhunu ise tarih kitaplarından öğrenmek çok zor. Muhacirlerin İstanbul'un camilerinde yatıp kalkmasını, hatta sokaklarında sürünmesini bile tarih kitapları yazar. Ama 93 harbinde kardeşini kaybedenlerini acısını, savaştan sonra sarayda Rus komutanına ziyafet düzenleyen Abdülhamid'e karşı öfkeyi, halkın yoksulluğunu ve adım adım gelen istibdat suskunluğunu "Üç İstanbul" romanından okuyabilirsiniz.
"Abdülhamid Osmanlı sarayının merdiveninin taşlarında duruyor ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ayağa kalkan cenazesi Moskof kumandanını selamlıyor. Sarayda ziyafet verilirken İstanbul sokaklarına, yastık, bohça, muhacir yığılıyordu"
Tarih kitapları olayları, romanlar da dönemin ruhunu anlatır. İkisi bir araya gelince hakikat oluşur.
İkincisi de... 10 sene önce o cümlenin altını çizmişim. "Halkın önüne düşecek kudretimiz yok; arkasından yürüyecek adam da bulamıyoruz" 10 sene geçti, o devrin üzerinden de 150 sene geçmiş... çok da değişen bir şey yok...
Küba'nın çökülecek bir doğal kaynağı yok. Bahane olarak kullanacakları nükleer programları veya kimyasal silahları da yok. Bugüne kadar başka hiç bir ülkeye saldırmadı, hiç savaş çıkarmadı. Zaten kimse için tehdit olabilecek bir gücü de yok. Buna rağmen sırf ABD'ye boyun eğmiyor diye, sırf zamanında ABD'nin kerhanesi olmayı kabul etmedi diye göz göre göre boğuluyor. Sıradan masum insanlar ölümle boyun eğdirilmeye çalışılıyor. Dünyanın en büyük gücü, küçücük Küba'ya boyun eğdirebilmek için binlerce hastayı öldürüyor. ABD emperyalizminin vahşiliğinin sınırı olmadığını elbet biliyoruz ama şu yaşananlar da bu vahşiliği olabilecek en açık şekilde gözler önüne seriyor.
Biz de biliyoruz oğlu Paramount otel bekçisi ile el birlik İsrail'den aldığı 3 milyon dolara aldığı casus yazılımı, MİT'e 50 milyon dolara kaktıran adamın masalarda bu ülkenin değil, sahibinin çıkarını savunacağını...
Fakat ne olduklarını yüzlerine söylemeyelim mi? O yüzden "ne bekliyordun ki" demek, "sus otur" demek. Şu zamanda susan da kölenin kölesidir,
Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin perdesini çekenin
Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
Duvarları ancak çarpınca görenin
Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp yemeğini pişirenin.
Bahçesine dek gelen alevleri
Şehrayin sanan aptalın
Canı cehenneme,camlarında
Parçalanmış cesetler uçarken
Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
Mutfakla yatak odası arasında
Çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
Yılgınlıkla yenilgisi arasında
Dünyayı tüketenin canı cehenneme.
Orda dağlar bir mezarlık
Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
Orda evler oda oda kanarken
Burda yeşerenin canı cehenneme.
Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
Ey zulümle yükselen başarı
Ölü sayısına endeksli maaş;
Uzun masallar ardında mağrur
Boynunda ölüm çanıyla oturan güç
Senin de senin de canın cehenneme
Ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .
Bir gün elbet bir gün elbet
Örter üstünü bu ağır yanlışın
Sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
Bir dal incelik,bir simli gülüş
Bir kardeş mavi.
Şükrü Erbaş
O şımarık halinden eser yok şimdi,
Maduroyu anladığın gibi avlayıp rejimi değiştirip kakarakikiri barış, Amerikan gücü, şirketlerimiz diye palavradan nutuklar atacaktın.
Boka battın, ama dünyayı da bizim bölgenizi de boka batırdın alçak.
Katil Netanyahu’ya danış böylesi zamanlarda nasıl bir hal takınması söyler sana.
Çağrışım bu sefer körfezdeki paraya boğulmuş kişiliksizler gibi olması değil mi?
@RoshanKrRaii muazzam yakalamış korkak, para babası, narsist Trump’un tedirginliğini
Macron denen zavallı acil koduyla Ulusal Savunma Konseyini topladıktan sonra ABD ve İsrail'in İran’a saldırmasının benzeri görülmemiş bir gerilime yol açtığını söylemiş ve bakın ne demiş: “İran orantısız yanıt veriyor”
Adamların devlet başkanını öldürdüler ama yanıtları orantısız
😂😁😆
İşin esprisi bir tarafa, maçın en klas hareketi daha ilk günden Hamaney’in ABD eliyle tarihin buzdolabına kaldırılması oldu.
Neden? E daha güçlü bir meşru sebep mi var?
Üstelik baş molla faşistinin son kullanma tarihi zaten geçmişti. Mahsa Amini protestolarından beri vakti uzatıldıkça uzatılıyordu. Ancak hala daha görevde ve devletin başıyken bu olay yaşandı.
Artık daha ne oranı/orantısı kokainman Macron?
Kim sallar senin kibir budalası halini?
Zokayı da yedi, füzeleri de yiyor sizin Daddyler… Bütün üsleri ateş altında. Üstelik daha peşrevi bu kadar. Beyaz Saraydakiler yükseltsin bakalım eli yükseltebildikleri kadar…Sonunda itibarlarınız, Epstein dosyalarından beter yerle bir olur.
İyi dinle Alperen Şengün!
Bu Selman Öğüt. Kendi çevresinde bile seveni bulunmayan bir adam. Zamanında nasıl doçent olduğunu da herkes iyi biliyor. Dolayısıyla fikirlerinin hiç bir önemi yok.
Sen ise bizim milli gururumuzsun Alperen. O kırmızı beyaz forma en çok sana yakışıyor. Ağzına alkol koymayan biri olarak söylüyorum. Yarasın koçuma. Sen ne yaparsan güzel yaparsın. Seninle her zaman gurur duyuyoruz. 👏
Şehit cenazesinde gülen eğlenen bu Aydın Ayaydın gibi her devrin adamı, her taşın altından mutlaka çıkan, türlü şaibesine rağmen her zaman gemisini yürütmeyi başaran kurnazlardan temizlenen bir Türkiye hayalimiz. Yüreği şehide niye yansın? Kibir abideleri acı duygusunu tanımaz.
75 yaşında işçi mi olur? Taş ocağında çalışan üstelik… Daha bıyığı terlememiş olanları var, onlardan ucuz ve güvencesiz emek oluyor da 75 yaşındaki insandan mı olmayacak?
Türkiye yüzyılı neydi diye sorduklarında şu cevabı vereceğiz:
Arş-ı Âla’ya çıkan servet transferi, görülmemiş bir emek sömürü düzeni, ahlaken yerin yedi kat dibine ancak sığabilecek kipkirli bir siyaset sahnesi ve güvencesizliğe itilen yığınlar.
Bunun günahı herkesin boynunadır.
10 Kasım günü iflas etmiş siyaset kurumunun hemen hepsi sıraya girdi anma gösterilerinde en önde yer alabilmek için amma ve lakin Cumhuriyet bu değildir. Bu tastamam bir harami düzenidir.
Köyler üretim bölgesidir
Tatil yapmak isteyen tatil bölgelerine gitsin
Tavuktan inekten şikayetçi olanı köylerden kovmak gerekir
Büyükşehir yasası köyleri mahalle yapınca bu tür densizler yasadan aldıkları güç ile şikayetçi oluyor.
Büyükşehir yasası adeta ihanet yasasıdır
Köy statüleri korunmalı ve bu konuda harekete geçilmelidir
Sevan Türkiye’de laikliğin kültürel olarak günlük yaşantıda büyük ölçüde, hukuki olarak da en muhafazakâr kadınların bile laik hukuku güvenceleri addecekleri kadar tuttuğunu iyi biliyor. Ama ulus devletin temelinin laiklik olduğunu ve en büyük nefret öznesi olan Türk ulus devletinin bunun altı oyulmaksızın çatırdamayacağını da iyi biliyor. Başarısız bir propagandist olarak belirli aralıklarla yaptığı çıkışları da buna borçluyuz. Kimi siyasal İslamcıların ise bu hususta peygamberlerine hakaretler eden birini referans göstermekten hicap duymamaları ilginç bir konu.
Edirneliyim. Bizimkiler Balkan Savaşları sırasında Bulgaristan’dan sürülmüşler. Küçüklüğümde bu zulümleri çok dinlerdim. Sonra geçen yıl Türkiye Türkçesi Ağız Atlası Projesi için Edirne’nin köylerine gittiğimizde daha dehşet verici hikayeler de dinledim.
Bir Türk’ün Bulgaristan’ı güzellemesi için hiçbir sebebi yok oysaki. Bu tarih bilmezlik had safhaya ulaştı.
Dış politika yapım sürecinin geldiği bu noktayı gördükçe ülkem adına bir kez daha büyük üzüntü duyuyorum
Ulusal çıkarlarımızı önceleyen kurumsal devlet aklından uzaklaşıp, kişisel ilişkilerin ve pazarlıkların önde geldiği bir ucubeye dönüştü dış politikamız
Milletimizin en hassas duygularını istismar ederek oy devşirmeye çalışanların gündeminde, ne Filistin ne Gazze ne demokrasi ne uluslararası hukuk var
Diplomatik kifayetsizlik yüzünden parasını ödediğimiz uçakları yıllardır alamıyor olmamız bir yana bugün diplomasi, hakkımız olanı almak için değil daha dün "aptal olma" diyerek, ülkemize ekonomik operasyon yapanların kapısına gidebilmek için kullanılıyor
40 yıllık meslek hayatımda böyle bir basiretsiz yönetim görmedim
Yarı finale çıkan takımı herkes böyle havalı cümlelerle, sloganlarla paylaşır. Federasyon, bakanlar, siyasi kanat... Başarı herkesin yan yana gelmek isteyeceği bir şeydir. Ama unutulmaması gerekenler var.
En başta da TRT'nin bu şampiyonayı bir spiker, bir muhabir ve bir yorumcu olmak üzere toplamda üç kişiyle takip ettiği asla unutulmasın. Takım finale doğru giderken bile Letonya'ya birkaç kişi daha gönderip daha kapsamlı bir prodüksiyon yapma zahmetine girmediler. Milyonlarca insanın vergileriyle finanse edilmelerine rağmen Türkiye'nin yer almadığı maçların yerinde anlatılması için spiker bile göndermediler.
Türkiye-Portekiz maçı oynanırken TRT 1'de yer alan Yukarı Bak adlı filme ve TRT Spor'da tercih edilen Manisa FK-Iğdır FK maçına değinmiyorum bile.
They're 100% right: why the f*ck would the EU Parliament observe a minute of silence for Charlie Kirk?
Have a modicum of self-respect, for one thing the guy despised Europe and regularly said so. This is peak lapdog behavior.
valla fahrettin altun'un bir oğluna gösterilen hüsnüzannın diğer oğluna gösterilmemesinin tek bir sebebi olabilir. söz konusu oğlanı kendi içgrubunuzun dinamiklerine hizmet eder pozisyonda olduğunu sanmanız, sizin dilinizle, kelimelerinizle konuşmasına değer atfetmeniz. yoksa bu aşağıdaki oğlancık da babasının veya anasının (zira anaları da bir dolu yerden maaş alıyordu hatırlayan hatırlar) en ufak bir nüfzunu kullanmadan, bir tarım dehası olarak 23 yaşında 210 milyonluk sermaye artışına gitmiş olabilir, neden olmasın yani?
Türkiye içilebilir kalitedeki su kaynaklarını 20 yıl içinde yok etti. Burası Isparta'daki Ayvalı Çayı. Köprüçay'ın ana kaynaklarından biri. Fotoğrafı, Nisan 2010'da çekmiştim. O dönem kaynaklarda "1. kalite içme suyu" olarak anılan çatın üzerinde 2012'de bir HES başladı.⬇️