Kütlerin geleceği hakkında söz söyleme hakkı, yalnızca bedel ödediğini iddia edenlerin tekelinde değil. Hiç kimse, kişisel geçmişinizi ölçüp biçerek sizin aklınızı, iradenizi ve sorgulama hakkınızı elinizden alamaz.
Ne kazanıldığını da ne kaybedildiğini de sormak ,ortak kaderiniz hakkında konuşmak, itiraz etmek ve izlenen yolu sorgulamak sizin en doğal hakkınız ve bunun için kimseden izin almak zorunda değilsiniz.
Çünkü sizler emanet bir millet değilsiniz. Ne kazanıldığını da ne kaybedildiğini de sorma hakkına sahipsiniz. Ve ulus olmanın asgari koşullarından biri de budur: Ortak kader hakkında herkesin konuşabilmesi, itiraz edebilmesi ve izlenen yönü sorgulayabilmesidir.
Geleceğiniz sizin iradeniz ve emanetinizdir. Kimsenin “Sen bedel ödemedin, sus” deme yetkisi yok size. Bu gidişatı sorgulamak en meşru hakkınız . Asıl gayrimeşru olan, Kürtlerin soru sorma hakkını böyle küstahça gasp etmek ve milyonların iradesini tek bir merkezin vesayeti altında tutmaya çalışmaktır.
1932 yılında imzalan kararname ile “Hawar” dergisinin Türkiye’ye sokulması yasaklanmıştır.
Hawar dergisi 15 Mayıs 1932 yılında yayın hayatına başlamış ve 1943 yılına kadar yayınlanmıştır. Celadet Ali Bedirhan tarafından Suriye’nin başkenti Şam’da yayınlanan Hawar, Latin alfabesinin kullanıldığı ilk Kürtçe dergidir.
Bir Türkten onay görmüş ya, hemen "mutlaka okuyun" yanaşmalığı yapacak. Ruhen köleleşmiş adam ve kendisini kabul edecek efendi arayışında. Ben okudum @fuatkav4 bi numarası yok. Senin gibi sinekler için mıknatıs yazdığı. Sana sofralarında yer vermezler ama, bil!
Kendisini milyonların hareketi olarak tanımlayan, on binlerce kadrosu, milyonlarca destekçisi olduğunu söyleyen bir yapı, neden üç beş muhalif kalemden bu kadar rahatsız olur anlamıyorum. Neden her eleştiriyi bastırmaya, her itiraz edeni süreç karşıtı, ihanetçi ya da savaş yanlısı ilan etmeye ihtiyaç duyuyor anlayamıyorum. Gücünü gerçekten toplumdan alan bir hareket, üç beş muhalif sesten neden bu kadar rahatsız oluyor?
Kürtler kimsenin siyasi mülkü değil. Elbette muhalifleri de olacak. Farklı düşünenleri, milliyetçileri,sosyalistleri,muhafazakarları, liberalleri olacak. Kürtleri tek sesli, tek liderli, tek doktrinli bir topluluğa dönüştürmeye çalışmayın.
Kaldı ki bu sürecin gidişatını sadeece 3-5 kişi sorgulamıyor. Bugün pek çok Kürt kendi çevresinde de aynı soruları soruyor. Gazetecilerin bunları haberleştirmemesi bu soruların sorulmadığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Gerçekten güçlü bir hareket olduğunu iddia eden bir yapı, muhaliflerinden korkmaz. Farklı sesleri susturmaya çalışmaz.
Bırakın insanlar konuşsun. Bırakın itiraz etsin. Bırakın sorgulasın. Fikriniz güçlüyse zaten ayakta kalır. Değilse, susturarak ayakta tutamazsınız.
Kürt milliyetçilerine ve muhaliflerine hesap soracak makam siz @ttatari değilsiniz. Kürtlerin siyasal itirazlarının önüne geçip “Sizin öneriniz ne?” diye sorguya çekmek sizin haddinize değil. Önce konumuzunu bilin!
Size yönelik gazetecilik eleştirilerine elbette cevap verebilirsiniz. Fakat buradan hareketle Kürtlerin siyasal itirazlarını bastıramaz, sürecin bilançosunu sorgulayan insanları savaş istemekle ya da gençlerin ölümünü önemsememekle suçlayamazsınız, sorguya çekemezsiniz.
“Barış gazeteciliği” etiketinin arkasına saklanarak eleştiriyi kriminalize edemezsiniz. Barış kelimesini, muhaliflerin başına indireceğiniz ahlaki bir sopa gibi kullanamazsınız.
Bu süreci desteklemeyen herkes savaş yanlısı değil,fakat siz, cevap veremediğiniz her siyasal soruyu hadsizce “Siz savaş mı istiyorsunuz?” diyerek boğmaya çalışıyorsunuz.
Size “iliştirilmiş” denmesinden yakınırken, sürece yöneltilen her eleştiriyi şahsınıza yapılmış gibi üstlenmeniz de son derece ironik. Bir gazeteci, kendisini savunduğu siyasal süreçle bu kadar özdeşleştiriyorsa, sonra neden tarafsızlığının sorgulandığına şaşırmamalı.
Kürt milliyetçilerine “Sizin öneriniz ne?” diye hesap sormaya kalkacağınıza önce kendinize :
Ben kimim, hangi yetkiyle Kürtlerin siyasal itirazlarını sorguya çekiyorum ve kimin adına bu sürecin gönüllü müdafiliğine soyunuyorum?diye sorun.
GERÇEK BÜKÜCÜ TATARİ
Böyle mızmız (cazgır mı demeliyim acaba) gazeteci görülmemiştir.
“Ben ve benim gibi bir avuç meslektaşımın yine aynı sarmal tarafından etrafı çevrilmiş durumda” demiş.
Güler misin ağlar mısın?
Aylardır sadece bana yapılan saldırılar, itibar suikastları, tehditler buradan Kandil’e yol olurken, bunları göze alarak konuşanların sayısı 10'u geçmezken, arkasına devlet, iktidar ve örgütü ve onların tüm aparatlarını yanına almış bu hanımefendi benden/bizden daha çok mağdur oluyor! Benden/bizden daha çok korkuyor.
"Şayet dilediğiniz gibi olur da bizler de cezaevini boylarsak, bedeller öder ve sırf barışı destekledik diye hayatlarımız dar edilirse -ki bu hep masada, taze bir ihtimaldir Türkiye’de- rahata mı ereceksiniz? Peki ama sizin bu durumdan kazanımınız ne olacak?" diye soruyor.
Kim hapse düşmenizi diliyor hanımefendi? Olsa olsa “bunlara güven olmaz” diye sizi uyarmıştır birileri ki ben onlardan biri değilim. Bu arada başınıza bir şey gelirse onun nereden geleceği açık değil mi? Gerçek failleri aklayıp suçu bizlere yıkmaya, dahası bizleri hedef göstermeye son verin! Bırakın beş on kişi de eleştirsin olan biteni. Demokratikleşmeye buradan başlayın.
Hanımefendi kendisine embedded/iliştirilmiş dedim diye de “hukukçu arkadaşlarına” başvurmuş. Onlar da "görülme çabasını beslemek konusunu azımsamayalım, biraz gözleyelim olay nereye gidecek" demişler. Bunu niye yazdı acaba? Aba altından sopa gösteriyor herhalde. Bak sen şu işe: “Görülme çabasıymış” devleti, iktidarı ve örgütü karşımıza almak! Her birinin kendilerine karşı çıkanlara neler yaptığını gayet iyi biliyorken üstelik!
"İliştirilmiş"in ne olduğuna sözlükten bakan herkes kabul eder ki, kendisi hem 2013 sürecinin hem bu “sürecin” "iliştirilmiş" gazetecisidir. O dönemde (ve bugün de) Kandil'e her isteyen gidemiyordu herhalde, gidip de kitabını yazıp ondan sonra da hayatına rahatça devam edemiyordu en azından. Gerçi o “süreç” çakılınca hanımefendi Kürt meselesinde yazmayı bıraktı, 2025'te yeniden sahneye çıktı. O tarihten beri yazılarını okuyan sağduyulu herkes konuya nasıl devlet ve örgüt zaviyesinden baktığını görür. Bu iki unsurun güvenini kazanmak herkese nasip olmaz, ona olmuş nasılsa. "İliştirilmiş" terimi durum tespitinden öte bir şey değil. Hoşunuza gitmiyorsa terimi değil duruşunuzu değiştirmeniz gerekir.
Hanımefendi "İliştirilmiş"e güceniyor ama bizlere “akbaba”, “çılgın”, "çürümüş" demekten geri durmuyor. “Akbaba gibi” yazılarına saldırıyormuşuz! Bak sen şu işe!
Kendi payıma merak bile etmiyorum yazılarınızı. Bunu da bir arkadaşım “galiba senden bahsediyor” dedi diye okumak zorunda kaldım.
"Çılgın"lığa ise itirazım yok, hakikaten 24 yıldır resmi tarihin en netameli konularında yazan birine çılgın denmez de ne denir?
Ama niye “çürümüş” oluyorum?
Mangal gibi yüreğim, gerçeğe sadakatim, evrensel değerlere ve haklara saygım yüzünden mi? Halkların kendi kaderini tayin hakkını tavizsiz savunduğum için mi? Tarikatlaşmış bir örgütün hapisteki putuna ve ona tapan zavallılara saygı duymadığım için mi? Sizin deyiminizle "eskiden" ama bana göre "her daim" “Sol ile perçinlenmiş liberal, aydınlık, özgürlükçü biri olarak” ifade özgürlüğüm için sonuna kadar mücadele ettiğim için mi?
Gerçekleri bükmenin de bir sınırı vardır. Ayıp ya.
Yunan medeniyeti de hicret eden Kürtler’in kurduğu bir medeniyettir. Kürtlerin Yunana gitmeleri ile başlamıştır. Hepsinden önemlisi ve açıkçası çağdaş Amerikan medeniyetidir. Çok ilginçtir, Batı hiçbir zaman Dicle ve Fırat arasındaki yöreden yani Mezopotamya’dan söz etmiyor. Çünkü bundan söz ederse geliştirdiği bütün nazariye bir anda boşa çıkacaktır. Oysa bütüncül bir gelişme seyri vardır.
Daha önce dediğimiz gibi Yunan medeniyetinin kaynağı Kürtlere dayanır. Kürtler iki nehir arasında yaşamaktadır. Mezopotamya, dünyanın kültür, medeniyet ve felsefenin merkezidir. Riyazî bilimlerin ilk gelişme gösterdiği yer bu iki nehir arası bölgedir.
Ali Şeriati-Medeniyet ve Modernizm
“Kuzey Kürdistan’da kolonyalist sorununun çözümü için milli bir cephenin kurulması zorunludur. Asıl olarak, statü ve kimlik tanınmadan kalıcı bir çözüm veya mutabakat gerçekleşmez, olsa da uzun ömürlü olmaz.”
BORAZBOZ
M.Ö. 330’lu yıllarda Kürdistan’ın Hewraman bölgesinde yaşayan Borazboz, Kürt tarihinin bilinen ilk yazılı şairi kabul edilir. Eşinin vefatı üzerine kaleme aldığı hüzünlü şiir, 1950 yılında İngiliz arkeologlar tarafından bölgedeki lahit ve mezar taşında bulundu.
3- Kürtleri siyasi bir çıkmaza sürüklemeleri bilinçli bir tercih olarak önümüze çıkıyor. Gelecek Kürt kuşakların bu elitleri ve Kürtlerin geleceğini sömürgeci bir gücün vicdanına bırakma siyasetlerini yargılayacağına kuşkum yoktur.
2- Ortadoğu'da devletli ya da devletsiz tüm halklar değişen jeopolitik gerçeklere göre siyaset üretiyor. Dürzü halkı bile buna göre konum alıyor. Buna rağmen Kürtleri "kardeşlik" söylemiyle Türk sömürgeciliğine mahkûm etmeleri, Kürtlerin özne olma iradesini parçalıyor.
1-Kürtleri temsil ettiğini iddia eden bazı elitlerin, Zilan gibi katliamların sorumlusu olan Türk devletini aklamaya çalışırken Kürtlerle hiç ilgisi olmayan Balfour açıklamasını Kürt katliamlarıyla ilişkilendirmelerini ve İsraili Kürtlere karşı düşmanlaştırmalarını anlamıyorum.