Yandaş basın ve iktidar çevreleri boşuna heveslenmesin.
YENİ Parti’de ne çatlak vardır ne ayrışma ne de liderlik tartışması.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in yanındayız ve liderliğine tam destek veriyoruz.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, çerçeve yasa konusunda milletvekillerimizin kullanacağı oy doğrultusunda milletvekillerimizi serbest bırakmıştır.
Bu bir liderlik zafiyeti değil; güçlü, özgüvenli ve demokratik liderliğin göstergesidir.
Parlamento hukukunda milletvekili emir ve talimatla hareket eden bir memur değildir. Anayasa’nın 80’inci maddesi gereğince bütün milleti temsil eder; Anayasa’ya, hukuka, vicdanına ve siyasi sorumluluğuna göre karar verir.
Sayın Özgür Özel’in yaptığı da demokrasinin, Anayasa hukukunun ve parlamenter kültürün gereğidir.
Asıl tartışılması gereken YENİ PARTİ değil, iktidarın hukuk sicilidir.
Can Atalay hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararlarının gereği yerine getirilmiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Osman Kavala hakkında verdiği kararların gereğinin yerine getirilmesi konusunda da yıllardır ciddi tartışmalar yaşanıyor.
Kayyumluk uygulaması devam ediyor.
Daha vahimi, yargının siyasi rekabetin aracı hâline getirildiğine ilişkin çok ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız.
Cumhurbaşkanı adayımızın seçim yarışının dışına itilmesine yönelik yargısal ve idari süreçlerle karşı karşıyayız.
Belediye başkanlarım��z hakkında peş peşe soruşturmalar açılıyor, tutuklama kararları veriliyor.
İl başkanlarımız soruşturma ve tutuklamalarla karşı karşıya bırakılıyor.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel hakkında soruşturmalar ve fezlekeler gündeme getiriliyor.
Yargı, siyasi rakipleri tasfiye etmenin ve seçim yarışının dışına itmenin sopası olamaz.
Bizim “HAYIR” oyumuzun adresi Özgür Özel değildir;
güven duymadığımız iktidarın hukuk anlayışıdır.
Terörün bitmesine EVET.
Silahların susmasına EVET.
Barışa ve demokratik çözüme EVET.
Hukuksuzluğa ve iktidara koşulsuz güvene HAYIR.
Yandaş basın başka yerde çatlak arasın.
Özgür Özel’in liderliğinde
YENİ PARTİ birdir, bütündür ve kararlıdır.
Aramıza nifak sokma çabaları sonuçsuz kalacaktır.
Yandaş medya YENİ Parti’de çatlak arayacağına, ülkenin gerçek gündemini yazsın.
Vatandaş geçinemiyor.
Emekli, işçi ve asgari ücretli ay sonunu getiremiyor.
Çiftçi üretim maliyetleri altında eziliyor.
Mevsimlik tarım işçileri insanca yaşam koşullarından mahrum. Gençler işsiz, milyonlar barınma ve kira sorunuyla mücadele ediyor.
Ülkenin gerçek gündemi siyasi dedikodu ve fitne değil; yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı, adalet, hukuk ve insanca yaşam mücadelesidir.
YENİ Parti’yi tartışacağınıza milletin derdini konuşun ,yazın…
#Sarı’mızı 🧿 aldık🩵 14yıldır özgür olduğu yerde, ilk kez tasmalı olduğu için şaşkın, neden diye bakıyor, anlamıyor:(
@BesiktasBel’in vicdanın reddettiği yasa ve baskı yüzünden mecburen aldığını biliyoruz. Süreci yakından takip eden, arayıp “sahip çıktığımız” için teşekkür eden ve Sarı’mızın ziyaretine de geleceğini söyleyen Beşiktaş Belediyesi Başkan V. Sn. @RasimSisman’a ve “İyi ki Beşiktaş Var” dedirten ilgili personele müteşekkirim🙏
#Beşiktaş’ta onun başını okşamadan geçen yoktu. Sayısız derdi olan insanlara bir anlık sevgi ve mutluluk sebebiydi. İşte bunu aldılar ve alıyorlar bizden, mahallelerin, kampüslerin, maskotu olmuş masumlara, her şeye rağmen sevgiyle gülebilen insanlara tahammül edemeyenler:(
Yaşayacağız ve yaşatacağız; hiç bir alanda kötülüğe teslim olmayacağız.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Kılıçdaroğlu'na 'arınma' yanıtı:
Özgür Özel:
"'Aklanamazlar, partimizin bunlardan arınması lazım' diyecek Genel Başkan Bahçıvan Abdullah Ağa'nın torunu, iki emekli öğretmenin evladı, 10 yaşından beri yatılı okulda arkadaş satmamış Özgür Özel olamazdı, olmadı, olmayacak!"
Psikolog olarak bu röportajlara başka türlü bakıyorum malum. Ve okudukça yeniden ikna oldum ki Özel yolundan dönmez. Prometheus var elimizde.
Nedenini dört noktada toplayayım.
1. Uykusunu ne kaçırmış?
“Butlan ilan edildiği gece yattım uyudum. Ertesi sabah saldıracaklardı, yattım uyudum. Yağmurun altında meclise kadar yürüdük, yattım uyudum. Ama o ifadeleri duyduktan sonra uykum kaçtı.”
Dikkat edin neyin uykusunu kaçırdığına, neyin kaçırmadığına. Bedensel tehdit, hapis, fiziki saldırı uyku kaçırmıyor. Kılıçdaroğlu’nun Barrack ve Cumhur İttifakı ile hizalanması uykusunu kaçırıyor. Onu ayakta tutan da, geceleri uykusunu kaçıran da aynı şey: bağlı olduğu dava.
2. Kendinden feragat ile kurulan kimlik
“Yatılı okul çocuğuyum, 10-17 yaş arası da yatılı kaldım. Ankara’da da 17 sene yatakhanede, misafirhanede. Biz bir yatak, bir dolap insanıyız.”
Özel yatılı okul anlatısını, misafirhane anlatısını çok kullanıyor. Burada yoksunluğun dokunulmazlığa çevrildiği bir benlik var. “Benim elimden alabileceğiniz bir şey yok” diyor. Tehdit edilecek konfor, çökertilecek statü yok. Davaya, kolektife adanmışlık var.
3. İhanetten kişisel olarak da yaralı
“Kemal Bey’in benim hakkımda kullandığı ifadeler çok kırıcıydı, bayramlaşma diye parti bahçesindeki konuşmada söylediği sözleri düşünsünler.”
Kılıçdaroğlu’na kişisel olarak kırgın, ama hala saygılı dil kullanıyor, bağlandığı birini kaybettiği için yaralı. Bu da bizi son ve en önemli noktaya getiriyor.
4. Melankolik bir yapısı var ama bu bizim için iyi haber
Özel’de melankolik bir yapı var. Bunu bir kusur olarak söylemiyorum, aksine “davayı” taşıyacak kolon burası.
Melankolinin çekirdeği şudur: melankolik birey kaybettiğini bırakamaz. “Davadan dönmemek” bu yüzden melankolik yapının tanımıdır. Kaybedilenden vazgeçememe ile davadan vazgeçememe aynı mekanizmadır. Kendini yakar, tüketir, takılır ama dönmez.
Özel ruhen yaralanmış, ama mücadele yakıtını buradan alacak. Kazanır, kaybeder orasını göreceğiz… Ama davadan dönmez.
Sadece gazetecilik yaptığım için 75 gün cezaevinde tutuldum. Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmaktı.
Bu hukuksuz süreçte haber alma hakkına ve gazeteciliğe sahip çıkan herkese teşekkür ederim.
Hangi dağ efkarlıysa orada olmaya devam edeceğim. İyi ki varsınız
Kayyuma karşı toplumsal ittifak %99'u geçti.
Olağanüstü kurultay için sadece birkaç saatte 600'den fazla delege imza verdi.
Bu sayının yarın 1000'i geçmesi bekleniyor.
Ayrıca 111 milletvekili de olağanüstü kurultay için imza verdi.
İmza verecek vekillerle sayının 120'yi geçmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Türkiye butlan şutlansın diye seferber oldu.
CHP kurultayının iptali meselesinde ortaya çıkan tablo artık çok daha net görülüyor.
Bir taraftan
“kurultay iptal edildi, yönetim değişti”
algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Ama ortadaki resmi belgeler başka bir şey söylüyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın siyasi parti sicil kayıtlarında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
YSK kayıtlarında da
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
Mevcut yönetimin mazbatası duruyor.
Yani seçim hukukunda en önemli belge olan mazbata geri alınmış değil.
İptal edilmiş değil.
Yerine başka bir isim adına yeni mazbata düzenlenmiş değil.
Üstelik YSK’nın resmi yazısında çok açık bir ifade var:
“Kurulumuzun Anayasa ve yasalar gereği mahkeme kararlarını uygulamak gibi bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır.”
Yani halkın anlayacağı şekilde konuşalım:
Ortada tartışılan bir mahkeme kararı olabilir.
Ama seçim hukukunda bir yönetimin değişmesi için resmi kayıtların değişmesi gerekir.
Mazbatanın iptal edilmesi gerekir.
Yeni mazbata düzenlenmesi gerekir.
Bunların hiçbiri yapılmadan,
“CHP yönetimi değişti” demek hukuken de siyaseten de havada kalır.
Çünkü seçim hukukunda esas olan yorum değil,
resmi kayıttır.
Yetkiyi belirleyen şey dedikodu değil,
mazbatadır.
Bugün görünen gerçek şudur:
YSK kayıtlarında değişiklik yok.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarında değişiklik yok.
Mazbata iptali yok.
Yeni mazbata yok.
O halde ortaya çıkan bu tartışmanın temelinde hukuki belirsizlik olduğu açıktır.
Bu mesele sadece CHP’nin iç meselesi değildir.
Bu mesele;
demokratik siyasetin nasıl işleyeceğiyle ilgilidir.
Çünkü bir siyasi partinin kurultay iradesi,
delegelerin oyuyla oluşur.
Eğer seçim kurullarının verdiği mazbatalar yok sayılarak,
mahkeme koridorlarında siyasi sonuç üretilmeye çalışılırsa,
yarın hiçbir partinin kongresi,
hiçbir seçimin sonucu,
hiçbir demokratik irade güvende olmaz.
Mesele tam da budur.
Sandıkla gelen iradenin,
hukuki tartışmalar üzerinden etkisiz hale getirilmek istenmesidir.
Ama unutulmamalıdır:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğine;
kapalı kapılar ardında yapılan hesaplar değil,
delegeler,
partililer
ve millet karar verir.
CHP sahipsiz değildir.
Millet iradesi de sahipsiz değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni kimin yöneteceğine, Ak Parti Yargı Kolları değil, Cumhuriyet Halk Partililer karar verene kadar bu binadayım, hiçbir yere gitmiyorum.
Majestelerinin muhalefeti olmayı reddediyoruz.
Teslim olmayacağız!
Hayvan düşmanı trol ordusu dünkü paylaşımımdan sonra ne yapacaklarını, vicdansızlıklarını nasıl savunacaklarını şaşırmış olmalılar ki şimdi de "sokağın kedilerinin" zaten mama ile beslendikleri, fare yakalamaya ihtiyaçları olmadığı ve fare popülasyonunu kontrol etmede hiçbir işe yaramadıkları gibi bilim ve akıl dışı bir argümanı yaymaya çalışıyorlar.
Öncelikle şunu net söyleyelim:
Kediler doğal avcıdır.
Avlanma onlar için sadece “karın doyurma” davranışı değildir.
İçgüdüseldir.
Oyundur.
Reflekstir.
Türlerinin doğasında vardır.
Bugün evinde her gün düzenli mama yiyen bir kedinin bile oyuncak fareyi saatlerce kovaladığını herkes bilir.
Çünkü mesele açlık değildir.
Anlamazlar ama biz yine de bilime gelelim. Bilim ne diyor bakalım.
Evet bilimsel çalışmalar da bunu açık şekilde gösteriyor.
İngiltere’de yapılan araştırmalarda ev kedilerinin önemli bölümünün düzenli beslenseler bile avlanmaya devam ettiği ortaya konmuştur. Hatta birçok kedinin yakaladığı avı tüketmediği, sadece taşıdığı veya bıraktığı görülmüştür.
Churcher & Lawton (1987) tarafından yapılan klasik çalışmada, düzenli beslenen ev kedilerinin yılda çok sayıda kemirgen avladığı gösterilmiştir.
Turner & Bateson’un “The Domestic Cat: The Biology of its Behaviour” kitabında ise av davranışın��n açlıktan bağımsız, nörolojik ve içgüdüsel bir davranış olduğu açıkça belirtilmektedir.
Yani “Mama yiyen kedi fare avlamaz” söylemi bilimsel değil, kötü niyetli sosyal medya propagandasıdır.
Üstelik olay sadece avlamak da değildir.
Bir bölgede kedilerin varlığı bile fareler için tehdittir.
Fareler kedinin kokusunu algılar.
İdrarını algılar.
Varlığını hisseder.
Ve o bölgeden uzak durur.
2013 yılında Chicago’da yapılan bir araştırmada, yalnızca kedi varlığının bile kemirgen hareketlerini ciddi şekilde azalttığı gösterildi.
(Loyd et al., 2013)
Yani kedinin her gün onlarca fare öldürmesine gerek yok.
Ekosistemde bulunması bile caydırıcı etki oluşturuyor.
Tahmin ediyorum ki malum trol ordusu şimdi de başka bir korku hikayesi üretmeye başlayacak.
“Kediler hantavirüslü fareleri yerse hastalık taşır.”
Bu da bilimsel olarak çarpıtılmış bir söylemdir.
Hantavirüsün doğal rezervuarı kediler değil, kemirgenlerdir.
CDC’ye göre insanlara bulaşın temel yolu;
enfekte farelerin idrarı, dışkısı ve salyasının kuruyup havaya karışmasıdır.
Yani riskin kaynağı kontrolsüz kemirgen popülasyonudur.
Bugüne kadar kedilerin hantavirüs salgınlarının ana kaynağı olduğunu gösteren bilimsel bir veri yoktur.
Tam tersine;
kemirgen baskısını azaltan doğal avcıların ekosistem açısından önemli olduğu yıllardır bilinmektedir.
Kısacası bazı insanlar bilim konuşmuyor.
Kedilere köpeklere duydukları öfkeye, aslında iyi olan güzel olan içinde sevgi olan, merhamet olan herşeye duydukları öfkeye “bilim” kılıfı uydurmaya çalışıyorlar.
Ama doğa sosyal medya yalanlarıyla çalışmaz.
Gerçek olan“kedilerin yüzlerce yıldır bu vatanın şehirlerinin, limanlarının, sokaklarının ve insanlarının sessiz muhafızları” olduğudur.
Dr.Tarkan Özçetin
Kaynaklar:
Churcher PB, Lawton JH. Predation by domestic cats in an English village. Journal of Zoology, 1987.
Turner DC, Bateson P. The Domestic Cat: The Biology of its Behaviour.
Loyd KAT et al. Quantifying free-roaming domestic cat predation using animal-borne video cameras. Biological Conservation, 2013.
CDC – Hantavirus Prevention and Transmission Data.
Ülkemizde yaklaşık 10 milyon sahipli evcil hayvan var. İnsanlar evcil hayvanlarının bakımlarını yapıyor, kısırlaştırıyor ve ailesinin bir parçası olarak görüyor. Üstelik bu ailelerin büyük kısmının aynı zamanda evlatları da var.
Bu insanlar, sokaktaki köpek nüfusunun kontrolünde de büyük rol oynuyor.
İki gündür bir reklam filmi üzerinden evinde evcil hayvan besleyen ailelere ve özellikle kadınlara hakaret üstüne hakaret edildiğini görüyoruz. Bu nefret dilini şiddetle kınıyorum.
Bizim halkımız bugün hayvansever olmadı, binlerce yıldır hayvanlar kültürümüzün bir parçası. Hepimiz bir köpeğin başını seviyoruz, yolda gördüğümüz bir kedinin karnını doyuruyoruz, annelerimiz balkonlarına gelen güvercinlerin karnını doyuruyor.
Kendi insanına yabancılaşmış ve kendi işini yapamayanların suni bir gündem yaratarak ortalığı kışkırtırken ağızlarından çıkanları kulakları duymuyor.
Tekrar hatırlatalım:
📌Nüfus artış ve aile kurma hızımızdaki düşüşün sebebi evcil hayvan beslenmesi değildir, yıllardır devam eden derin ekonomik krizdir.
📌Gençler evlenemiyor, çünkü başını sokacak bir ev alması imkansız hale geldi.
📌İnsanlar çocuk yapmıyor, çünkü çocuklarını güven ve refah içinde büyütecekleri bir gelecek göremiyor.
Biz bu tabloyu değiştireceğiz!
Umudu, hoşgörüyü ve sevgiyi yeniden topraklarımıza egemen kılacağız.
ORGANİZE KÖTÜLÜK
En başında söyleyeyim şartlar ne olursa olsun bizler Kuvayi Milliye ruhuyla aslanlar gibi direniyoruz. Direnmeye devam edeceğiz.
Victor Franklyn "İnsanın Anlam Arayışı" adlı kitabında "Herkes Auschwitz kampının en korkunç yanının gaz odaları olduğunu sanır. Oysa Auschwitz'in en dayanılmaz yanı her gün düzenli yapılan küçük aşağılamalardı. Hemen karşılanacak ihtiyaçların geciktirilmesi, bekleme, arama, cevapsız bırakma, sıraya dizme... gibi sürekli tekrarlanan küçük küçük aşağılamalardı” der.
Silivri bu küçük küçük ama sürekli aşağılamaların merkezi. Özellikle CHP'li tutuklulara bu aşağılamalar organize ve profesyonel olarak yapılıyor.
Her sabah ve her akşam mahkemeye giderken tepeden tırnağa aranıyoruz. Hapishanede sadece mavi ve siyah kalem var. Ola ki üzerimizde kırmızı kalem çıksa bu kalemle tünel kazacakmışız muamelesi yapılıyor. Yanımıza çakmak almamıza izin verilmiyor, her defasında sigara içmek için çakmak istemek zorunda bırakılıyoruz. Geçen bir arkadaşımızın üzerinde eşinin "Seni seviyorum" yazılı notunu bulup sanki uyuşturucu yakalamış da affediyorlar havasında notu yırtmalarını hüzünle izledim.
Mahkeme telefon hakkımızı 60 dakikaya çıkardı. Ancak hapishane yönetimi bu hakkı kullandırmıyor. Bugün oğlumla 10 dakikalık telefon görüşmesi yaparken bir infaz koruma memuru tam yanıma gelip öyle bir bağırdı ki irkildim. Bunu özellikle yapıyor. Bu personel gibi birkaç partizan bu küçük aşağılamaları düzenli yapıyor. Geçenlerde hücre aramasında ikinci bir bulaşık teli bulup aldı. Çünkü herkesin bir bulaşık teli hakkı var. Ben bu ikinci teli lavabo ve yerlerdeki çimento kalıntılarını temizlemek için kullanıyordum.
Bizler için çok üzüldüğünüzü biliyorum. Bütün bunları sizleri daha çok üzmek için yazmıyorum. Başta söylediğim gibi biz bütün bu zulme, bu kötülüklere aslanlar gibi dayanıyoruz ve direniyoruz.
Ben bunları nasıl bir melanetle, nasıl bir kötülükle karşı karşıya olduğumuzu görmeniz için yazıyorum. Bunlar kötü insanlar, çok kötü insanlar. Allah Vatanımızı, Milletimizi, Devletimizi, eşimizi, çocuğumuzu, sevdiklerimizi bunların kötülüklerinden korusun.
Sakın bunlara inanmayın. Sakın bunlara güvenmeyin. Bunlar iktidarları söz konusu olduğunda sadece size değil herkese, hatta kendi yakınlarına ve dava arkadaşlarına dahi her türlü kötülüğü yapma potansiyeline sahiptirler.
Bu kötülük hem Devletimizi hem Milletimizi zayıflatıyor, çürütüyor, çökertiyor. Bu kötülük artık devam edemez. Etmesi mümkün değil. Sonunun geldiğini anlayan kötülük çaresizce saldırıyor. Korkuyla saldırıyor. Amansızca saldırıyor.
Biz Millet olarak demir dağları delip geçtik. Bu kötülüğe elbette yenilmeyeceğiz. Kötülük kaybedecek, iyilik kazanacak. Biz kazanacağız ve her şey çok güzel olacak.
Sizi çok seviyor ve özlüyoruz.
Aykut Erdoğdu
Silivri 9 No'lu CİK
İstanbul İl Hayvanları Koruma Kurulu’nun “ötanazi” gündemiyle toplanma kararına hayvan hakları savunucuları tepki gösterdi
Avukat Ezgi Koç Ceylan, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunacakları açıkladı
https://t.co/82Mrdzb2An
Tüm İstanbulluların ve yolu İstanbul’dan geçenlerin dikkatine!
Çok yakında, TEM Otoyolu artık ücretsiz değil, paralı olacak!
Kamunun ücretsiz olarak işlettiği, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünden geçen, O-2 No’lu, İstanbul 2. Çevre Yolunun 25 yıllığına özelleştirilmesinin planlandığını tespit ettik.
Yap-İşlet-Devret modeli otoyolların fiyat tarifeleri baz alındığında;
Özelleştirildikten sonra İstanbul 2. Çevre Yolunda uygulanacak araç geçiş ücret tarifesini paylaşıyorum⬇️
🔴Mahmutbey Batı-Mahmutbey Doğu: 9 TL
🔴Mahmutbey Doğu-Metris: 12 TL
🔴Metris-Hasdal: 31 TL
🔴Hasdal-Levent: 17 TL
🔴Levent-FSM Köprü: 9 TL
🔴FSM Köprü-Kavacık: 7 TL
🔴Kavacık-Şile Ayrımı: 26 TL
🔴Şile Ayrımı-Çamlıca: 13 TL
Bağlantı yolları dahil toplam 38 km❗️
2025 yılında İstanbul 2. Çevre Yolundaki araç geçiş sayısı: 415 Milyon 876 Bin adet❗️
2010 yılındaki özelleştirme paketinde de yer alan İstanbul 2. Çevre Otoyolunun, 2026 yılı itibariyle özelleştirilmesi gerçekleşirse⬇️
Şirket, bu otoyolları, Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan otoyolların ortalama kilometre başına araç geçiş fiyatlarıyla işlettiğinde;
🔴Şirketin bir yılda vatandaştan tahsil edeceği geçiş ücreti en az 6 Milyar 64 Milyon Lira olacak❗️
🔴25 yıllık özelleştirme sürecinde şirketlerin kasasına girecek tutar: 151 Milyar Lira❗️
🔴Güncel kurla en az 3 Milyar 375 Milyon Dolar❗️
Bunun adı, özelleştirme planı değil, AKP’nin seçim finansmanı sağlamak için vatandaşı soyma planıdır!
Bu plan, genel seçimler öncesinde; önden toplu para tahsil etme planıdır!
Kaynak: CİMER, KGM 2025 Trafik ve Ulaşım Bilgileri Raporu, 2010 Yılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı, Çevre Otoyolu Haritası