Bu çocuğu annesi küçücükken terk etmiş. Üstelik hasta, ilik nakli lazımmış. Babası ben vereyim diyor hastanede bir bakıyorlar ki biyolojik babası değil. Baba da evden atıyor. İlik nakli için çok az zamanı kalmış biyolojik babasını bulması lazım. Annesi de söylemiyormuş. Bunun yasal cezası olması lazım aq çocuğun ölecek nakil lazım ve sen bakmadığın gibi biyolojik babasının kim olduğunu da söylemiyorsun. Deccalin öz evladı bir anne, onca zaman baktığı çocuğu öz değil diye evden atabilen rezil bir baba babaanne dede. O kadar üzüldüm ki…
Matmazel, 15 yaşındaydı.
Ankara’da.
Sokakta.
15 kış, 15 yaz.
Ne doğru düzgün insan
şefkati gördü,
ne devletin korumasını.
Ama en soğuk günde
karşısına çıkan
belediye işçileri oldu.
Isınmak için girdiği metrodan
“çıkarılması” gerekti.
Çünkü onun orada olması
kimseye zarar vermese de
kendine insan diyenleri
rahatsız ediyordu.
Çünkü bu ülkede
insan kaynaklı
şiddet, pislik,
her şey normal ama
zor şartlarda
yaşayan bir sokak hayvanı
tahammül edilemezdi.
Çünkü hükümetinden
yerel yöneticisine,
ekran yüzlerinden
klavye tetikçilerine kadar
hemen herkes
ona ve türüne
açık açık savaş ilan etmişti.
Peki, nasıl çıkarıldı?
Dövülerek.
Sürüklenerek.
İşkence edilerek.
Ve 15 yıl direnmiş
yaşlı bedeni
bu “şiddeti” kaldıramadı.
Öldü.
Bu bir anlık öfke değil.
Bu bir kontrol kaybı değil.
Bu, yıllardır yukarıdan aşağıya
özenle öğretilmiş
bir davranış biçimi.
Önce kelimeler verildi:
“Tehlike.”
“Toplayın.”
“Temizleyin.”
“Uyutun.”
“Öldürün.”
“Zehirleyin.”
“Katledin.”
Sonra o kelimeler
elde sopa, silah oldu.
Matmazel’in ölümü
tek bir kişinin suçu değil.
Bu; nefretin sıradanlaştırıldığı,
şiddetin talimat sayıldığı,
hayatın değersizleştirildiği
bir düzenin açık belgesi...
Kimse üzülmek zorunda değil.
Ama kimse masum da değil.
Çünkü bir toplum,
en savunmasız olanı
nasıl yok ettiyse
öyle hatırlanır.
Bugün Matmazel.
Yarın hangimiz?
#ZulmeOrtakOlmayacağım
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
#MerhametKazanacak