"İnancım gereği başörtüsü takıyorum ve başörtümle yargıçlık yapıyorum."
İyi ama o inancın diyor ki, kadından yargıç olmaz. Biz demiyoruz, senin savunduğun inanç diyor.
Vicdani borcum olarak dün öğleden sonra Marmaray’da seyahat ederken önümde yaşanan ve yumruklu kavgaya dönüşen olaya dair birebir tanıklığımı aktarmak isterim. Konunun bu denli lince varacağını düşünmemiştim.
Mesele görüntülerde izlenenden ibaret değildir, kavgaya dönüşme aşamasında bir gazeteci refleksiyle video kaydına başladım. Öncesinde olanları anlatmak gerekiyor.
İki çocuğuyla Marmaray vagonuna sanırım Erenköy ya da Bostancı’dan binen beyefendi, kapının kenarında duran ve telefonla konuşan genç hanımefendiye, “niye burada duruyorsun, çocuklarımla girmeye çalışıyorum, zorlandılar. Ya ayakları takılıp sıkışıp düşselerdi” diyerek çıkıştı.
Genç kız “affedersiniz” karşılığını verdi, özür diledi. Oysa vagona biniş kapısının ortasından rahatlıkla girilebiliyordu. Vagon içi güvenlik kameraları kaydetmiştir diye düşünüyorum. Sürekli toplu taşımayla seyahat ettiğim için çok sık görüyorum, kapının sağında solunda her zaman birileri duruyor maalesef. Kimisi bir iki durak sonra ineceği için vagonun iç kesimlerine ilerlemiyor. Kimiz de kalabalığa karışmak istemiyor. Ya da yol boyunca dışarıyı görüntülüyor, fotoğraf çekiyor. Ancak bu acı olayın yaşandığı sırada çocuklu beyefendinin geçişini zora sokan bir kalabalık yoktu.
Burnu kırılan beyefendi vagona bindikten ve kapılar kapandıktan sonra söylenmeye devam etti. Dakikalarca sürdü bu durum. Sanırım 5-6 dakika… Kapıda duran hanımefendi de ağlamaya başladı. Bunu gören yolcular adama “yeter yahu susun, kapatın konuyu” diye uyarıda bulundu. Ne yazık ki çocuklarının elini tutan adam susmadı, söylenmeye devam etti. Olayın müştekisi durumuna düşen iki kişi de ağlayan genç kızın durumundan hareketle “yeter artık ulan, ne bu kadar büyüttün be” gibi sözlerle adama doğru yürüdü. Ben de cep telefonumun kamerasını açıp kayda başladım. Tutuklanan kişi, çocuklu babaya Marmaray durağa yaklaştığı sırada “çık dışarı” dedi ve yumruk atıp vagondan indi. Marmaray hareket etti.
Diğer genç de söylenerek burnu kırılan adama yanaştı ve onu ittirdi. Taraflar Süreyya Plajı durağında indi. Adamın burnundan oluk oluk kan geliyordu. Herkes şoke olmuştu. Marmaray özel güvenlik elemanları koştu geldi. Burnu kırılan adam kendisine sözlü ve fiziki müdahalede bulunan mavi gömlekli gençten şikâyetçi olduğunu bağırdı. Sonra da kız arkadaşıyla konuşarak uzaklaşan gencin arkasından koşup yumruk attı. Sonrasında Marmaray hareket etti. Tanıklığım bundan ibaret.
Temennim, iki tarafın da öfkelerine yenik düşüp hatalar yaptığı bu tatsız hadisenin farklı boyutlara tırmanmadan kapanmasıdır. Her gün toplu taşıma araçlarında seyahat ettiğim için söylemeliyim ki öfke kontrolünde sıkıntılarımız var. @TC_istanbul@istanbul_EGM
Yaşım 23. Geçen sene yaklaşık bu zamanlar, bir yuva kurabilmek için haftada 120 saate varan mesailerde, it gibi çalışıp para biriktiriyordum. Eğer yollarımızı ayırmasaydık, şimdi evliydim ve ev geçindirmeye çalışıyor olacaktım.
Şu an saat gece 4. Transilvanya Alpleri’ndeyim. Hissedilen hava sıcaklığı -7.
Çakalın bile b*kunu bırakmayacağı bir yerde, arabamda yatıp, duşumu alıp, yemeğimi pişirip, tek tabanca Balkanları geziyorum.
Ne hesap vermem gereken biri var, ne gecenin bir yarısı huzurumu bozan bir mesaj. Kimse sebepsiz yere surat asmıyor. Kimse içime ağırlık bırakan cümleler kurmuyor.
Bir insanın huzuru kaçmıyorsa, başka hiçbir şeye ihtiyacı kalmıyor gerçekten. Şu anda bunu yaşıyorum. Burada dondurucu soğuk tenime işlese de, içim sıcacık.
Kimsem yok, ama hiçbir şeyim eksik değil...
Yasmin Levy’nin konserinin iptal edilmesi büyük rezalet.
Gazze soykırımına ilişkin bir desteği yok, aksine barış ve eşitlik çağrısı yapan biri.
Türkiye kökenli Sefarad Yahudisi Yasmin Levy; bu ülkenin de bir sanatçısı, bu toprakların da evladı.
Hadi bunu geçtim, bu İsrail’in ‘antisemitizm’ söylemine yağ sürmektir.
Gazze’yi savunmak, konser ve sanatçı peşinde koşmak mı? Bu tür şeyler meseleyi sulandırıyor.
Levy o konserde de muhtemelen barış çağrısı yapacaktı, belki de Türkçe seslenecekti.
Bu büyük bir özgüvensizlik.
@songul_dagdelen Ergenekon terör örgütü iddianamesini incelemenizi Kazım Karabekirin 1000 Ermeniyi kripto olarak devlete yerleştirerek başlattığı bu işi bu örgüt en az 100000 ile zirveye taşımıştır.36 Ermeni generali,hemde aynı köyden,Perinçek,Bahçeli ...Ermenidir.
NOT:
Bu paylaşıma çok tepki veren çıkacaktır elbet.
Milliyetçi geçinip de, PAPA'yı vuran Mehmet Ali Ağca'nın MOSSAD ajanı olduğunu italyan gazetecinin bir kitabı var ve de,
bunlar Ermenilerin neredeyse üssü gibi kullandıkları Paris'de bunların da evi olduğunu,
Ülkücü diye nitelenen, önde gelenlerinin aynı evde kaldıklarını ve ASALA ile bağlantılarını belgeli olarak açıklıyor.
Türkeş Kastamonu'ya geldiğinde Saidi Kürdi'nin talebesi Mehmet Fevzi Efendi’yi ziyaret eder, mürit gibi önünde 2 diz üzerinde otururmuş.
Fevzi Efendi’nin damadı ile aynı kurumda çalıştık. Türkeş’ten övgüyle bahsederdi. Kısacası, devşirmeler Türk Milleti’ne diyor ki; ‘Türkçülük yapılacaksa da biz yaparız. Dincilik yapılacaksa da biz yaparız. Hattâ Atatürkçülük yapılacaksa da biz yaparız; siz Türkler’e yönetecek birşey bırakmayız .!’
Ne kadar çabuk bu gerçeği anlarsak, belki Atatürk'ü de gerçekten anlamış oluruz ve vatanımıza sahip çıkarız; çıkış yollarını da arar buluruz.”
TC Zahide Engin Uçar
Ermeni olan Oğuzhan Asiltürk adı gibi.
Türkeş de, yetim geleneğinden Kazım Karabekir’in okutup askeriyeye yerleştirdiği 1.000 Ermeni çocuktan biridir.
Ermeni adını da kayıtlardan bir tanıdığım söylemişti.
Türkeş, ABD'de gladyo eğitimi aldı. CIA'nın yönettiği özel kuvvetler ile işbirliği içinde gençlerimizi birbirine kırdırdılar.
Türkeş, Türk söylemlerini terk edip, siyasal İslamcıların, ‘kanımız aksa da zafer islam’ın’ sloganını benimse(t)di.
ABD projesi olan Türk İslam sentezi gibi garabet bir söylemdi bu. Elma ile armudu toplamak gibi...
Türklük bir kader ama din bir seçimdir. Gerçi ülkemizde %90'ının dini aileden mirasdır; sorgulamadan kabullenilir.
İlginç bir yazı...!?
Aslında, Ermeni olarak doğan, “Türkeş'in sonradan Alparslan Türkeş adı alması”
“Türkeş'in ablaları Güney Kıbrıs Rum kesiminde oturuyorlarken,
Güney'e geçen Mümtaz Soysal;
Rum yetkililerin, “Alparslan Türkeş’in ablaları burada yaşıyorlar...”
bilgisini vermeleri üzerine şaşkınlık yaşayıp onları ziyaret etmek istemiş ve uygun görülünce de evlerine konuk olmuştur.
Ankara'ya döndüğünde;
“Türkeş Bey, ablalarınızın evine gittim. O evde Türk eviyle ilgili hiç birşey yok...” demiş.
Sunay Karaman'a da;
“Türkeş’in ablaları hiç Türk’e benzemiyor. Sakallı sakallı kadınlar...” demiş.
Ermeni kadınlar inançları gereği belli yaştan sonra yüzlerinden kıl koparmazlar.
Türkeş'in sonradan Alparslan Türkeş adı alması da zaten bir kamuflaj olduğunu gösteriyor...