Son peygamber Hz. Muhammed S.A.V. insanın yaşamına ilişkin son hükümleri bildirdi, öyle yaşadı ve benim sünnetim üzere yaşayın buyurdu. Yeni dünya düzeni bekleyenler hayal kurar. En çok sevilen insan O'dur göklerde ve yerde. Böylece bilinsin.
Roma’nın temel ilkesi diye yüceltilen “demokrasi” ve “cumhuriyet” aslında Yunan şehir devletlerinden devşirilmiş sistemlerdir. Antik Yunan’da bile, bu yönetim biçimlerinin sınırları apaçık görülmüştür. “Şehri kim yönetecek?” sorusu sorulduğunda, Sokrates bir gemi ve kaptan benzetmesiyle yanıt verir: Yük dolu bir gemiyi, denizi hiç bilmeyen yolcuların oy çokluğuyla seçtiği bir kaptana teslim etmek aptallıktır. Bu sözün bedelini ise canıyla öder.
Sokrates’in öğrencisi Platon, bu aptallığı “şehir” üzerinden ele alır. Ne var ki, modern çevirilerde “polis” kavramı yanlış şekilde “devlet” diye aktarılır. İslam dünyasından Farabi, “el-Medînetü’l-Fâzıla” eserinde benzer bir eleştiriyi sürdürür; onun “ideal şehir” kavramı da yine hatalı biçimde “ideal devlet” diye çevrilir. Filozoflarca, küçük ölçekli şehirler için bile tehlikeli bulunan bu yönetim tarzı, Roma ile birlikte devasa topluluklar için “ideal” gibi sunulmuştur.
Roma’nın en büyük dayatmalarından biri, farklı inanç ve yasalarla yaşayan topluluklara kendi merkezî hukukunu zorla kabul ettirmesidir. Buna en sert şekilde direnenler, yeraltında kendi din ve yasalarını yaşamaya çalışan ilk Hristiyanlardı (Bknz Ashabı Kehf). Ancak onların bu hakkı, Roma’nın ilk “Diyanet İşleri Başkanı” sayılabilecek Pavlus’un eliyle, Romalılar’a Mektuplar 13. bölümde açıkça görüleceği üzere, imparatorluk otoritesine peşkeş çekilmiştir. Böylece “üstteki yönetim Tanrı tarafından atanmıştır” anlayışı, merkezî tahakkümü ilahi bir meşruiyetle mühürlemiştir.
Kur’an’da ise “din” kavramı, yalnızca inanç boyutunu değil, yasa ve toplumsal sözleşme boyutunu da içerir. Burada dikkat çekici bir nokta, “riba” kelimesinin yalnızca bugünkü faiz kelimesi anlamında değil, “çokluk” anlamında da kullanılmasıdır. Çokluğa dayalı olarak Allah ile yaptıkları sözleşmeleri unutanlar, Kur’an’da sert bir dille kınanır. Demek ki sayı üstünlüğü (çoğunluk) her zaman meşruiyetin ölçüsü değildir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin idari ve hukuki mirası, Roma’nın bu çoğunluk tahakkümünü ve merkezî hukuk tekçiliğini aynen taşımaktadır. Adına demokrasi veya cumhuriyet dense de özünde bu, halkın kendi sözleşmesini yapma hakkını elinden alan HEYAcı (Herkese Tek Yasa) bir yapıdır. Modern parlamentolar, Roma Senatosu’nun güncellenmiş kopyalarıdır; kanunların tek merkezden dayatılması, “millet” (Kur’an’daki anlamıyla yasa, yol, yaşam tarzı) çeşitliliğini imha eder.
Eğer bir toplum gerçekten özgürleşmek istiyorsa, Roma’dan miras bu tekçi modelin dışına çıkmalı; tıpkı erken Hristiyan toplulukların veya Medine Vesikası’nın ÇokYasalcı özünde olduğu gibi, rızaya dayalı sözleşmelerle kendi yasasını belirleme hakkına kavuşmalıdır.
Hamza Yardımcıoğlu @hyardimcioglu ile pandeminden önce başımıza gelecekleri bir bir anlattık.
Küresel düzene boyun eğmemenin yolu şuurlu bir millet olmaktan geçer.
Tüm mücadelemiz toplumu günübirlik, yapay gündemlerle oyalayan sisteme karşı şuurlu bir toplum oluşturmak.
2030 ve sonrası için olacakları konuştuğumuz 20 Temmuz 2025 tarihli videoya youtube kanallarımızdan ulaşabilirsiniz.
Tüm şuur sahibi insanlarımıza sevgiler...
Macaristan'ın hükümeti NAKİT ödeme hakkını GÜVENCE ALTINA ALAN bir yasa çıkarmış.
Macar halkının,NAKİT ile Ödeme Hakkı artık Anayasaları tarafından KORUNMAKTADIR.
Halkını küreselcilere peşkeş çekmek istemeyen milli duruşlu liderler lazım.
#deprem#SonDakika#istanbuldeprem
Hamza Yardımcıoğlu;
1. Milyon imza topladık geri adım attılar.
Şimdi önümüze tekrardan koydular.
Sizlere sesleniyorum başınıza,
İklim kanunları ile ne gelicek anlatıyorum.
Kulağını aç dinle 👂