Busco traducciones de ·"El Extranjero" (L'Étranger) de Albert Camus a los idiomas indicados. Incluyo imágenes de portadas aunque me valen otras ediciones. Si alguien los tiene o puede indicarme como conseguirlos, por favor contactad conmigo por DM.
Yo iré a la de Tarragona, pero os animo a todos a hacer lo propio en vuestras respectivas ciudades.
No podemos dejar tirados a nuestros compatriotas ceutíes!
🕵️ Caso abierto: Meursault de Albert Camus ("El extranjero", 1942).
¿Cómo lograr que el lector siga a un protagonista incapaz de sentir empatía, sin volverlo un villano? Camus diseñó una obra maestra de la frialdad existencial.
En nombre de la familia Tamariz quiero agradecer a todos las innumerables muestras de apoyo y cariño recibido, tanto presencialmente como a través de mensajes y llamadas, tras el fallecimiento ayer de nuestro querido JUAN TAMARIZ.
GRACIAS, DE TODO CORAZÓN. 💜
🎩🪄♦️♠️♣️♥️
1/7
"Mamá ha muerto hoy. O tal vez ayer, no sé."
Así empieza El extranjero de Albert Camus [00:00]. Nos presenta la historia de Meursault, un hombre condenado por la sociedad no por sus actos, sino por negarse a fingir emociones que no siente [00:08].
Abro hilo sobre la condena de ser auténtico: 🧵👇
#Filosofía #AlbertCamus #Estoicismo
2/7
1. La trampa del guion social.
En el funeral de su madre, Meursault no llora; toma un café y fuma un cigarro [00:37]. La sociedad no juzga su dolor real, juzga que no cumpla con el papel esperado [00:44]. Cuando te niegas a actuar según el teatro social, la gente te señala.
#Autenticidad #PensamientoCrítico
3/7
2. Honestidad sin adornos.
Cuando su pareja le pregunta si la ama y si quiere casarse, él responde con fría sinceridad: "No creo que te ame, pero si quieres nos casamos, me da igual" [01:21]. Meursault destruye la hipocresía: no miente para complacer ni para quedar bien [01:45].
#Sinceridad #Relaciones
4/7
3. El enfoque en el presente.
Al día siguiente del velatorio, se va a nadar y a disfrutar del mar [00:59]. Mientras la sociedad vive atada al qué dirán, al pasado o al luto impuesto, él se enfoca en el instante y en lo que está bajo su control directo [01:05].
#Mindfulness #Presente
5/7
4. La libertad de no juzgar.
Meursault no vive pendiente de la moral ajena ni juzga a los demás [02:00]. No pierde energía en la vida de otros ni en buscar su aprobación [00:23]. Simplemente observa el mundo con pragmatismo y distancia [02:07].
#Carácter #Independencia
6/7
5. Ser el héroe de tu propia vida.
Camus llama a Meursault "el héroe del absurdo" [00:23]. Alguien que prefiere morir fiel a su propia verdad antes que vivir bajo una máscara para agradar a la manada.
#CrecimientoPersonal #Autorespeto
7/7
Fingir para encajar es una prisión diaria; ser fiel a tus principios exige valentía, pero te da una libertad absoluta.
Prefiere la verdad incómoda antes que la mentira social. 🔥🧠
#DesarrolloPersonal #Reflexiones
🔴ÚLTIMA HORA | Juan Tamariz, uno de los magos más famosos y uno de los teóricos de su arte más influyentes, ha fallecido en Madrid https://t.co/S2sHOjdJXL
Le importamos menos que nada
El eclipse de sol, espectáculo prodigioso del universo que llamó nuestra atención, concluyó en unos breves minutos. Sin embargo, el eclipse moral de la política española sigue y amenaza con consolidarse.
No supieron adelantarse a la invasión poco amigable de 70.000 marroquíes. El presidente pasó por el photocall ceutí, mostró su mejor perfil, disculpó a Marruecos y se fue de vacaciones a Lanzarote. Los ministros con carteras directamente involucradas han iniciado una gira diaria por Ceuta mientras en la ciudad siguen 10.000 marroquíes para confirmar que la pesadilla fue realidad.
Mientras los ministros se fotografían y salen corriendo, Ceuta se consume entre el miedo y la inseguridad. Las playas parecen asentamientos chabolistas, mientras algunas viejas enfermedades contagiosas aparecen y la sanidad de la ciudad no da abasto. Lo peor no es que esto esté sucediendo. Lo peor es que no se ve el final de la crisis y la amenaza de cronificación es muy real, convirtiendo a Ceuta en zona franca de lo que no quiere Europa.
Pero en España ni una invasión interrumpe las vacaciones agostinas. No se ha reunido el Gobierno, no se ha reunido la Diputación Permanente del Congreso, ningún organismo de seguridad. No se ha creado un mando único en Ceuta y Marruecos, que nos ha tomado la medida, riéndose desde su superioridad en el concierto internacional con amigos sólidos y socios estables.
Mientras, España no pinta nada... Pocas veces hemos estado más aislados. Los amigos no se fían. Los socios, dudan. Los conmilitones pierden las elecciones o han ido a parar a la cárcel en Hispanoamérica.
Insisto: lo peor es la falta de empatía, la soberbia, el desdén de Sánchez con los ceutíes y con los españoles. Le importamos lo que le importa todo lo que no es personal: NADA.
El manuscrito de ‘El extranjero’ sale del archivo familiar de Albert Camus y llega a la Biblioteca Nacional de Francia - Infobae
Gran noticia!
https://t.co/I9nYz9BJAU
Yabancı Nedir?
Yabancı (L’Étranger), Fransız yazar ve düşünür Albert Camus’nün 1942’de Gallimard tarafından yayımlanan romanıdır. Camus’nün ilk romanı olan eser, Fransız sömürgesi altındaki Cezayir’de yaşayan Meursault adlı bir adamın annesinin ölümüyle başlayıp işlediği cinayet, yargılanması ve ölüm cezasıyla karşı karşıya kalmasına uzanan hikâyesini anlatır.
Roman iki bölümden oluşur. İlk bölümde Meursault’nun gündelik hayatını izleriz; ikinci bölümde ise aynı hayatın mahkeme tarafından nasıl yeniden anlatıldığına tanık oluruz. Bu yapı son derece önemlidir: İlk bölümde sıradan görünen davranışların neredeyse tamamı ikinci bölümde Meursault aleyhine delile dönüşür.
Romanın başlangıcında Meursault, annesinin kaldığı Marengo’daki huzurevinden bir telgraf alır. Annesinin öldüğünü öğrenir ve cenaze için yola çıkar. Ancak cenazede toplumun yas tutan bir oğuldan beklediği davranışları göstermez. Annesinin tabutunu açtırmaz, ağlamaz, kahve içer, sigara içer; cenaze yürüyüşü sırasında ise annesinin ölümünden çok sıcak, güneş ve yorgunlukla ilgilenir.
Meursault’nun bu davranışları annesini sevmediği anlamına mı gelir? Camus kesin bir cevap vermez. Asıl mesele Meursault’nun hissetmediği bir duyguyu varmış gibi göstermeyi reddetmesidir. Toplumsal hayatın gerektirdiği duygusal rolleri oynamaz; üzülmesi gerektiği için üzülmüş gibi yapmaz.
Cenazeden sonraki gün eski iş arkadaşı Marie Cardona ile karşılaşır. Birlikte denize girer, komedi filmi izler ve geceyi birlikte geçirirler. Marie zamanla ona âşık olduğunu söyler ve evlenmek isteyip istemediğini sorar. Meursault için bunun fazla önemi yoktur: Marie isterse evlenebileceklerini söyler. Marie onu sevip sevmediğini sorduğunda ise muhtemelen sevmediğini belirtir.
Bu kayıtsızlık iş hayatında da görülür. Patronu Paris’e taşınmasını ve yeni bir hayat kurmasını önerdiğinde Meursault büyük bir heyecan duymaz. İnsanların hayatlarını değiştirdiğini düşünmelerine rağmen aslında bir hayatın diğerinden çok farklı olmadığı kanaatindedir.
Romanın olay örgüsünü değiştiren kişi Meursault’nun komşusu Raymond Sintès’dir. Raymond, metresiyle yaşadığı sorun nedeniyle Meursault’dan yardım ister. Meursault onun adına bir mektup yazar ve böylece kendisini giderek büyüyecek bir çatışmanın içinde bulur.
Raymond’un metresinin erkek kardeşi olan ve romanda adı hiçbir zaman verilmeyen Arap ile arkadaşları Raymond’u takip eder. Meursault, Marie ve Raymond bir hafta sonu Raymond’un arkadaşı Masson’un sahildeki evine giderler. Burada iki grup arasında kavga çıkar; Raymond bıçakla yaralanır.
Daha sonra Meursault sahilde tek başına dolaşırken Arap’la yeniden karşılaşır. Romanın en ünlü sahnelerinden biri burada gerçekleşir. Kavurucu sıcak, güneşin gözlerini kamaştırması, ter ve Arap’ın bıçağından yansıyan ışık Meursault’nun algısını kuşatır. Elindeki tabancayı ateşler ve karşısındaki adamı öldürür.
Fakat tek kurşunla yetinmez. Kısa bir aradan sonra yerdeki bedene dört el daha ateş eder.
Bu dört kurşun romanın en rahatsız edici ayrıntılarındandır. İlk atış sıcaklık, güneş ve ani fiziksel gerilimle ilişkilendirilebilirken sonraki dört atış basit bir refleks açıklamasını zorlaştırır. Camus cinayeti psikolojik bir gerekçeye bağlayıp okuru rahatlatmaz. Meursault’nun eylemi ile ona verilebilecek açıklama arasında bir boşluk bırakır.
Romanın ikinci yarısında Meursault tutuklanır ve yargılanır. Fakat mahkeme giderek sahilde öldürülen adamdan çok Meursault’nun karakteriyle ilgilenmeye başlar. Savcı annesinin cenazesinde neden ağlamadığını sorar. Huzurevindeki görevlilerin tanıklıkları gündeme gelir. Cenazede kahve içmesi ve sigara içmesi üzerinde durulur. Ertesi gün Marie’yle denize girmesi ve komedi filmi seyretmesi ahlaki bir delil gibi kullanılır.
Böylece Yabancı olağan bir cinayet romanından çıkar. Meursault bir insanı öldürmüştür; fakat toplum sanki onu daha çok annesinin ölümüne uygun biçimde üzülmediği için yargılamaktadır.
Savcı, Meursault’nun annesinin cenazesindeki davranışlarıyla cinayet arasında ahlaki bir bağ kurar. Annesini “bir suçlunun kalbiyle” gömdüğünü ima eder. Meursault’nun duygusal normlara uymaması, onun cinayet işleyebilecek bir insan olduğunun kanıtına dönüştürülür.
Bu noktada romanın adı yeni bir anlam kazanır. Meursault yalnızca çevresindeki insanlara yabancı değildir. Toplumun aşk, yas, kariyer, din ve pişmanlık konusunda kabul ettiği anlamlara da yabancıdır. Üstelik kendisine de dışarıdan bakıyormuş gibi yaşayan bir yanı vardır.
Mahkeme Meursault’yu ölüm cezasına çarptırır. Hapishanede yaklaşan ölümünü beklerken bir papaz onu Tanrı’ya yönelmeye ve tövbe etmeye çalışır. Meursault uzun süre koruduğu sakinliğini burada kaybeder ve papaza öfkeyle karşı çıkar.
Bu patlama aynı zamanda romanın felsefi düğümünün çözüldüğü andır. Meursault herkesin öleceğini, ölüm karşısında insanların hayatlarını birbirinden ayıran değerlerin nihai anlamını kaybettiğini düşünür. Sonunda evrenin kendisine karşı kayıtsız olduğunu kabul eder.
Camus’nün kullandığı ifade “dünyanın müşfik kayıtsızlığı”dır — Fransızca özgün metindeki la tendre indifférence du monde. Meursault ilk kez dünyanın kendisine bir cevap vermek zorunda olmadığını kabul eder. Dünya onu sevmemekte, cezalandırmamakta veya ona bir amaç sunmamaktadır; yalnızca vardır.
Bu düşünce Yabancıyı Camus’nün “absürd” düşüncesiyle buluşturur. Camus için absürd, basitçe hayatın anlamsız olduğu iddiası değildir. İnsan anlam, düzen ve açıklama ister; dünya ise bu talebe cevap vermez. Absürd, insanın anlam isteyen bilinciyle dünyanın sessizliği arasındaki karşılaşmada doğar.
Yabancı, aynı yıl yayımlanan Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe) ile birlikte okunduğunda bu bağ daha açık görülür. Camus, Sisifos Söyleninde absürdü felsefi olarak tartışırken Yabancıda benzer problemi bir insanın gündelik hayatı üzerinden edebiyata taşır.
Bununla birlikte Camus’nün “varoluşçu” olarak etiketlenmesine ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Jean-Paul Sartre ile yakınlığı ve eserlerindeki özgürlük, anlam ve ölüm meseleleri nedeniyle sık sık varoluşçulukla birlikte anılsa da Camus kendisini varoluşçu olarak tanımlamıyordu. Yabancı da Sartre’ın felsefesinin romanlaştırılmış biçimi değil, Camus’nün absürd düşüncesinin özgün edebî ifadelerinden biridir.
Romanın dili de düşüncesi kadar önemlidir. Meursault kısa, yalın ve çoğu zaman duygusal yorumdan kaçınan cümlelerle konuşur. “Şunu yaptım”, “oraya gittim”, “hava sıcaktı” biçimindeki anlatım, büyük olaylarla sıradan ayrıntılar arasındaki hiyerarşiyi ortadan kaldırır. Annesinin ölümü, içtiği kahve veya güneşin sıcaklığı aynı soğuk anlatı düzleminde yan yana gelebilir.
Bu üslup yayımlandığında büyük ilgi uyandırdı. Jean-Paul Sartre 1943’te yayımladığı “L’Étranger Açıklaması” başlıklı yazısında romanı Camus’nün absürd anlayışı üzerinden yorumladı ve eserin erken dönem kabulünde önemli rol oynadı.
Ancak Yabancıya yönelik okumalar sonraki yıllarda önemli ölçüde değişti. Özellikle sömürgecilik sonrası eleştiri, romandaki öldürülen kişinin yalnızca “Arap” olarak anılmasına dikkat çekti. Meursault’nun, Raymond’un, Marie’nin ve diğer Fransız karakterlerin isimleri vardır; öldürülen Cezayirlinin ise adı yoktur.
Bu eksiklik günümüzde romanın en fazla tartışılan yanlarından biridir. Hikâye Fransız sömürgesi altındaki Cezayir’de geçmesine rağmen sömürge düzeni büyük ölçüde anlatının arka planında kalır. Fransız yerleşimciler gündelik hayatın doğal sahipleri gibi görünürken yerli Cezayirliler çoğunlukla sessiz veya isimsizdir.
Cezayirli yazar Kamel Daoud tam da bu sessizliği merkezine alan Meursault, contre-enquête (Meursault Soruşturması) adlı romanını 2013’te yayımladı. Daoud, Camus’nün isimsiz bıraktığı Arap’a “Musa” adını verdi ve Yabancının hikâyesini onun kardeşi Harun’un gözünden yeniden kurdu. Böylece 20. yüzyılın en meşhur romanlarından birinin kenarında bırakılmış karakter, başka bir romanın merkezine taşındı.
Romanın başlığı da çeviri tarihinde ilginç bir mesele yaratmıştır. Fransızca étranger sözcüğü “yabancı”, “ecnebi” veya bir yere ait olmayan kişi anlamlarına gelebildiği gibi bağlama göre “başkası” fikrini de çağrıştırabilir. İngilizcede eser uzun süre The Stranger adıyla tanınırken Britanya'da The Outsider adıyla da yayımlandı. İki karşılık arasında küçük ama önemli bir vurgu farkı vardır: biri “yabancı”yı, diğeri “dışarıda kalmış kişi”yi öne çıkarır.
Yabancı Türkçede de Camus’nün en çok okunan eserlerinden biri oldu. Türkçedeki dolaşımı farklı yayınevleri ve çevirmenlerin hazırladığı baskılarla onlarca yıldır devam ediyor. Romanın yalın görünen dili çevirmen için yanıltıcı derecede zordur; çünkü Meursault’nun sesindeki duygusal mesafe, tekrarlar ve bilinçli tekdüzelik “daha güzel Türkçe” uğruna kolaylıkla kaybedilebilir.
Romanın etkisi edebiyatla sınırlı kalmadı. İtalyan yönetmen Luchino Visconti eseri 1967’de Lo straniero adıyla sinemaya uyarladı; Meursault’yu Marcello Mastroianni, Marie’yi Anna Karina canlandırdı.
Popüler müzikteki en meşhur yankılarından biri ise The Cure’un 1979 tarihli “Killing an Arab” şarkısıdır. Robert Smith parçanın Yabancıdaki sahil sahnesinden esinlendiğini açıklamasına rağmen şarkının adı yıllar boyunca bağlamından koparılarak tartışmalara yol açtı; grup kimi konser ve yayımlarda parçanın Camus’nün romanıyla ilişkisini özellikle belirtme ihtiyacı duydu.
Yabancı bugün kısa oluşuyla aldatıcı bir romandır. Bir cinayet, bir mahkeme ve ölümünü bekleyen bir adam anlatır; fakat okur kitabı kapattığında cinayetin kendisinden daha büyük sorularla baş başa kalır.
Meursault gerçekten duygusuz mudur, yoksa yalnızca duygularını toplumun istediği biçimde göstermeyi mi reddeder? Mahkeme bir katili mi cezalandırmaktadır, yoksa toplumun yas ritüellerine uymayan bir yabancıyı mı? Dünyanın bir anlamı yoksa insan nasıl yaşamalıdır? Ve sömürge Cezayir’inde bir Fransız’ın öldürdüğü Cezayirlinin adının bile verilmemesi bize romanın dünyası hakkında ne söyler?
Belki Yabancı'nın seksen yılı aşkın süredir huzursuz edici kalmasının nedeni de budur. Camus okura Meursault’yu sevmesi için pek az neden verir; ondan nefret etmesini kolaylaştıracak kesin bir açıklama da sunmaz. Bizi, anlam vermeye alıştığımız davranışların karşısına anlam vermeyi reddeden bir insan koyar ve asıl rahatsız edici soruyu bize bırakır: Meursault mu dünyaya yabancıdır, yoksa dünyanın kendisi mi insana?
Ayrıntılar Velev Sözlük sayfasında...
❓ ¿Has leído "El Extranjero" de Albert Camus?
💬 Lo he llegado a leer en diferentes etapas de mi vida que puedo asegurar, con total certeza, que es uno de los libros que más me ha impactado en la manera que veo el mundo. https://t.co/ZZqA0tVttq
HAY UN SER QUE ESTA QUERIENDO FORZAR LA HISTORIA, CONTANDO DESDE SU EGO, DESDE SU ORGULLO, DESDE SU FALSEDAD COMO SER HUMANO, PERO NO CUENTA EL SUFRIMIENTO DE UNA POBLACION QUE HA SUFRIDO EL EMBATE DE SUS EGOS.
《Cada generación se cree destinada a rehacer el mundo.
La mía sabe que no podrá hacerlo.
Pero su tarea quizá sea aún mayor:
impedir que el mundo se destruya》
Camus nos recuerda que frente a la tiranía, la violencia y la mentira existen dos compromisos irrenunciables:
servir a la verdad y defender la libertad.
Y que el verdadero escritor no está al servicio de quienes hacen la historia desde el poder, sino de quienes la padecen.
— Albert Camus, Premio Nobel de Literatura, 1957
DOCUMENTAL COMPLETO ¿Fue su muerte la más absurda de la literatura?
En el bolsillo de su abrigo llevaba el boleto de tren que le habría salvado la vida. Pero Albert Camus decidió subir al auto...