tabii ki benle muhatap olma şansını vermeyeceğim, görünür olma çabana yardım etmeyeceğim, cahilliğinin görünür olmasına müsaade etmeyeceğim, engelleyip ait olduğun çukurda yok olmanı dilemek.. yapabileceğim bu sosyal medya için
her gün bir tane mutlaka çıkar hadsiz bir pirimat .. ben engellemekten sıkılmadım ama umarım alayına yıldırım düşer soyları kurur falan yani hiç çekilmiyor cahil insanın “ben biliyorum” yırtınmasıyla fark edilme çabası
One of the things being selected for by natural selection is how willing you are to interact with dumb people and trust them with your safety. As the West gets dumber, omissions by others around us whom we've trusted will become increasingly deadly.
Planes, roads and attractions will be used by retards which will make them unusable for someone who values their life. Survival requires withdrawal and isolation.
Siz “Pseudo-intellectual” ne demek biliyor musunuz?
Bilmenize gerek yok aşağıdaki kişiye bakın anlayacaksınız zaten.
Ama yine ee kısaca söyleyim;
Düşünürleri taklit eden, derin anlamlı alıntılar yapan ve aşırı özgüven sergileyen ancak derinlikten ve eleştirel düşünceden uzak +
İngiltere, Galler ve İskoçya'nın bulunduğu Büyük Britanya adasının toplam yüzölçümü yaklaşık 209.331 km²'dir.
Türkiye'nin toplam yüzölçümü 783.562 km²'dir.
Türkiye'nin yüzölçümü Büyük Britanya adasını yüzölçümünden 3,74 kat büyüktür.
Britanya Adası'nda konutların %80'i müstakil veya bitişik nizam müstakildir.
Türkiye'de bu oran %24 ve bunların yaklaşık %80'i de derme çatma köy evi.
Koca ülkemiz boş.
Tamam eskiden yol yok iz yoktu.
Ama artık bu konuyu öne çekme zamanı geldi.
Bu pejmürde şehirlerimizi düzeltmek gerek. Uzun yıllar süreceği belli. Bir yerden başlamak lazım.
Belirli ölçülerdeki Müstakil evini yapmak isteyenlere büyük kolaylıklar sağlanmalı.
Neden?
Çünkü işin aslını hepimiz biliyoruz.
İlk itiraz hep şudur;
"Yatay yerleşim altyapıyı pahalılaştırır. İnsanları geniş alana yayarsan yolu, suyu, elektriği, kanalizasyonu daha uzun mesafelere döşemek gerekir; dikey yapı ise altyapıyı tek noktada toplar, ucuza getirir." İlk bakışta mühendislik gibi duran bu argüman, kazındığında altından mühendislik değil rant çıkıyor.
Önce teknik yanılgıyı görelim. Dikey yapının altyapıyı ucuzlattığı doğru değildir, sadece görünmez kılar. Bir parsele sekiz kat dikildiğinde o noktanın su, kanalizasyon, elektrik talebi tek bir eve göre kat kat artar; mevcut şebeke bu yığılmayı çoğu zaman taşıyamaz, basınç düşer, kanalizasyon yetmez, trafo kapasitesi aşılır. Görünürdeki "kısa boru" tasarrufu, sonradan yapılan pahalı takviyeler, tıkanma, sel baskını ve kesintilerle fazlasıyla geri alınır. Maliyet ortadan kalkmaz, ileriye ve topluma ötelenir. Üstüne, yatay yerleşim "dağınık" olmak zorunda değildir: İngiltere örneği, sıkı örülmüş sıra evlerde altyapının tek bir hattan onlarca haneye dağıldığını, bunun bir bloktan daha pahalı olmadığını gösteriyor. Demek ki altyapı maliyeti dikeyleşmenin sebebi değil, sonradan bulunmuş bir kılıftır.
Kılıfı kaldırınca gerçek sebep ortaya çıkıyor: biz dikey yaşamı altyapı ucuzlasın diye değil, arsa rantı öyle dayattığı için seçtik.
Bir arsanın değeri, üzerine kaç metrekare satılabilir alan kurulabileceğiyle ölçülür. İmar hakkı ne kadar yüksekse, yani parsele ne kadar çok kat çıkılabiliyorsa, getiri de o kadar büyür. Müteahhit için tek katlı bir ev ile sekiz katlı bir blok arasında uçurum vardır; aynı zemine sekiz kat dikmek, sekiz kat satış demektir. Arsa sahibinin hesabı da aynıdır, kat karşılığı verdiği arsadan alacağı daire sayısı doğrudan kat sayısına bağlıdır. Böyle bir denklemde yataya yayılmak kimsenin işine gelmez. Dikeyleşme, coğrafyanın dayattığı bir zorunluluk değil, imar rejiminin kârlı kıldığı bir tercihtir.
İşin asıl çarpıcı yanı, bu tercihin bedelini topluma ödetmesidir. Parselde yükselen kuleye su, kanalizasyon, elektrik, yol, okul, hastane bağlanırken oluşan yük; trafiği kilitler, altyapıyı taşınamaz hale getirir, yeşil alanı yok eder. Kazanç birkaç parsel sahibinde ve müteahhitte toplanırken, sıkışmanın faturası şehirde yaşayan herkese yayılır. Az önceki "altyapı pahalılaşır" itirazının ironisi de burada: dikeyleşmenin asıl pahalıya patlattığı altyapı maliyetini zaten toplum ödüyor, kârı ise birkaç kişi cebine indiriyor. Kâr özelleşir, maliyet kamulaşır. Mesele bu yüzden "müstakil ev mi, apartman mı" ikilemi değildir; düşük yoğunluklu ama planlı doku ile yüksek yoğunluklu plansız blok arasındaki tercihtir ve bu tercihi belirleyen mühendislik hesabı değil, parselden çıkarılacak ranttır.
Coğrafya bahanesi tam da burada işe yarıyor, çünkü ekonomik bir tercihi doğal bir kadere benzetmek sorumluluğu ortadan kaldırıyor. "Ülke dağlık, başka çaremiz yok" cümlesi, aslında "parselden azami rantı çıkarmak istiyoruz" cümlesinin kibar kılığıdır.
Yani aslında "ülke boş ve kullanmıyoruz".
Onun yerine hep birlikte rant peşinde koşmaya devam.
Hem de en kirlisinden.
Sizin Holding sandığınız dev aile ABD'nin Türkiye sefiridir.
Onların bölgedeki görevlilerini güvenli şekilde tedavi etmek için hastane bile işletmektedir.
Yine CIA tarafından komünizme karşı kurdurdukları partinin başkanı ile yakınlıkları da bundandır.
Bu ülke bir ABD sömürgesidir.
Kurtulmanın yolu önce bunu herkesin duyması ve idrak etmesi ile mümkündür.
Tüm partiler onların, tüm siyasetçiler onların halkın içinden iki kişi çıksa hemen öldürüyorlar.
Bunca mantıksız işin tek sebebi onlar.
Sömürülen bir ülkede halkı oyalamak için bir sürü saçmalık sahneliyorlar.
Sosyal medyada okuduğum kadarıyla buradaki yatırımcı (!) arkadaşlara göre; evinizi, arsanızı, aracınızı maliyetine hatta mümkünse zararına satmak zorundasınız. Kiracıysanız düşük kira haktır, ev sahibiyseniz sosyal hizmet görevlisisiniz. Galericiyseniz kâr etmeniz ahlaksızlık, emlakçıysanız zaten hiçbir şey yapmıyorsunuz; bütün gün telefonla konuşup komisyon alıyorsunuz. Esnafsanız fiyat artırmanız fırsatçılık, fiyat düşürmeniz ise vatandaşlık görevi. Memursanız yatarak maaş alıyorsunuz, özel sektör çalışanıysanız patron tarafından sömürülüyorsunuz, patronsanız zaten halkın kanını emiyorsunuz. Çiftçiyseniz ucuza üretmek zorundasınız, sanayiciyseniz maliyet bahanesi uyduruyorsunuz, tüccarsanız stokçusunuz, yatırımcıysanız manipülatörsünüz. Kısacası herkes zararına çalışacak, herkes fedakârlık yapacak ama nedense bu fedakârlığın faturası hep başkasına çıkacak. Kapitalizmin tüm nimetlerinden faydalanıp, fiyat mekanizmasının sadece kendi lehlerine çalışmasını isteyen çok romantik bir ekonomi ekolü oluşmuş durumda.
Tuhaf … çok tuhaf
Oregon feels like nature showing off in every direction.
Stormy coastlines, mossy forests, waterfalls, volcanic peaks, high desert, crater lakes, and roads where the scenery keeps changing before you’re ready to move on.
Napolyon, İskender, Sezar, Hannibal gibi top level komutanlar dışında Avrupa merkezli tarih yazımının övdüğü komutanların tamamı.
Bu komutanların en büyük muharebeleri bile 30 bin asker arasında gerçekleşir genelde, ama ne hikmetse dünya tarihi top 20'ye girerler hep (!).
Oxygen already killed most of the life on Earth once. The first time it filled the air, around 2.4 billion years ago, it was so poisonous that nearly everything alive died. Scientists call it the Oxygen Catastrophe.
Back then the oceans were full of tiny microbes, and none of them used oxygen. Then one kind, an ancestor of the green scum you still see on ponds, started giving off oxygen as a waste gas, the same way you breathe out air you don’t need. Oxygen is a wrecker. It rips apart the delicate machinery inside a living cell, including the DNA, and as it built up in the water and then the sky, it triggered the first mass extinction this planet had ever seen.
A few survivors hid in the mud and deep underground where the gas couldn’t reach, and some of their descendants are still down there. But one tiny cell did something nobody else did. It ate a bacterium that had learned to use oxygen rather than die from it, and instead of digesting its meal, it kept it alive inside itself. That trapped bacterium became the mitochondria, the little engines that power your cells right now. Almost every cell you are made of carries hundreds or thousands of them, all descended from that one strange truce with a poison.
The trade was worth it because burning food with oxygen releases about 18 times more energy than burning it without. It is the reason anything can swim fast or think hard. Every big, fast-moving animal on Earth, you included, runs on the gas that almost ended life.
Oxygen changed the sky too. Some of it floated up high and turned into ozone, a thin layer that blocks most of the sun’s harshest rays. Before that shield existed, raw sunlight was strong enough to fry the DNA of anything out in the open, so life had to stay underwater, where a few feet of sea soaked up the danger. For almost two billion years, nothing lived on land at all. Only once the ozone grew thick enough, a few hundred million years ago, did the first plants and animals crawl out of the water.
And the old poison never really left. Every second, the oxygen your cells burn throws off tiny broken bits called free radicals, and they keep nicking your DNA and the proteins around it. The damage adds up, slowly, your whole life. Back in 1956 a scientist named Denham Harman suggested this slow rusting from the inside is a big reason we get old. People still argue about how much it matters, and no antioxidant pill has ever been shown to make anyone live longer, but the basic idea has held up. The gas keeping you alive right now is also quietly wearing you down, year by year. The joke just got the timing wrong. Oxygen really does kill slowly, and billions of years before we showed up, it already proved it can kill fast.
Bazı insanlar rejimlerle kavga eder, bazıları ise çağlarla. Tüccar zihniyeti çoğu zaman iktidarı - muhalefeti- siyaseti değil akışı izler, çünkü bilir ki devletler değişir, sloganlar ölür, ama limana gelen gemi her çağda aynıdır. işimize bakalım ..
Kendinizi hayata benzer şartlarda başlayanlarla kıyaslayın, çok daha avantajlı veya dezavantajlı başlayanlarla değil. “Sıfırdan en tepeye” hikayeleri çoğu zaman yalandır ve farklı liglerde mücadele verildiği gerçeğini gizler.
The best thing i ever did for my mind was taking seriously the people everyone else laughed at. the paranoids, the obsessives, the men who couldn't shut up about one thing for twenty years. everybody called them crazy and i listened to them instead, because the truth is, normal people do not find anything. they circulate, they sound right, they get invited back, but they have never found a thing in their life. every real idea i came to came from someone who had been dismissed and ridiculed and had kept going anyway. if you want to grow, stop learning from the people who sound like they know truth, and start listening to the people who sound like truth ate them alive