Mutluluk,dışarıdan toplanan bir çiçek değildir;kendi ocağında,kendi ateşinde pişer. Başkasının bahçesine bakarak iç geçirmek kolaydır ama o bahçenin toprağını,suyunu,emekle verilen mücadeleyi kimse görmez.Oysa insan,kendi içindeki tohumu sulamayı unuttuğunda en bereketli bahçede bile aç kalır.
Demokrasi;palyaçoların makyajı değil,halkın iradesidir.Gürültüyle değil,sorumlulukla ayakta durur.Şovla değil,hesap verebilirlikle büyür.
Ama bazıları için mikrofon,hakikati söylemek için değil;kalabalığı oyalamak için vardır.Her tartışma bir tiyatro,her vaat bir illüzyon.Gerçekler örtülür,alkışlar yükselir,perde kapanır. Ve geriye sadece kandırılmış bir seyirci kalır.
Bugün "demokrasi var" diyenlerle "yok" diyenler arasındaki fark,aslında yaşanan gerçeklik ile hissedilen özgürlük arasındaki uçurumdur.Çünkü demokrasi,hissedilmediği yerde yoktur.İnsanlar eşit hissetmiyorsa,hukuk herkese aynı işlemiyorsa,medya tek sesli hale gelmişse;o sistemin adı demokrasi değil,onun gölgesidir.
Türkiye’de siyaset artık sadece "iyi aday – kötü aday" meselesi değil.
*Güçlü bir yürütme sistemi var.
*Medya dengesi tartışmalı.
*Yargı kararları siyasetin içine kadar giriyor.
Nitekim son gelişmelerde mahkeme kararıyla muhalefet partisinin liderliğinin değişmesi,birçok kesim tarafından "siyasi müdahale" olarak yorumlandı.
Bu da şunu gösteriyor:
👉 Oyun sadece sandıkta oynanmıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili şöyle bir durum var:
Bir keçi düşün.
Ama bildiğin keçi değil bu.Dağın başında "ben buradayım" diye inatla duran,rüzgâr esse "eser geçer" diyen,biri "gel aşağı" dese "yok,ben burayı sevdim" diye cevap veren bir keçi.
İşte o keçinin kravat takmış hali.