Elbistan; AÜSBF BYYO; Çalışma Bakanlığı İşBaşMüfettişi; GenelMüdürYard; DİSK; İki dönem CHP PM / MYK üyesi- Genel Başkan Yardımcısı; Şu anda sorumlu yurttaş.
Yeni Parti'nin çerçeve yasa konusundaki pozisyonuna yönelik olarak haklı ve haksız birçok eleştiri yapıldı. Fakat tartışmalarda çok az değinilen başka bir mesele var: İki yıldır otoriterleşmenin hızlandığı bir ortamda yürütülen süreç boyunca muhalefetin eli sistematik biçimde zayıflatıldı. Böylece neredeyse tek taraflı bir "müzakere" yürütüldü ve ortaya çıkan tasarı son anda, değiştirme imkanı olmadan muhalefetin önüne konuldu. Muhalefetin ne taslağı şekillendirecek bir pazarlık gücü ne de iktidara maliyet yaratacak gerçek bir veto kapasitesi kaldı.
2013-15 döneminde de iktidar çözüm sürecini kendi gücünü konsolide etmek için araçsallaştırmaya çalışmıştı. Ancak o dönemde güç dengeleri çok farklıydı. YPG-PYD Suriye'de çok daha güçlüydü, Obama ve Erdoğan yönetimlerinin arası bozulmuştu ve HDP lideri Demirtaş, sürecin Erdoğan'ın başkanlık hedefi için kullanılmasına açıkça set çekmişti. MHP'nin sert muhalefeti de AKP'ye siyasi maliyet yaratmış; Haziran 2015 seçimlerinde AKP hem MHP'ye hem HDP'ye oy kaybetmişti. Yani iktidarın karşısında kendi başına maliyet üretebilen aktörler vardı.
2024-26 sürecinde ise tablo tersine döndü. YPG Suriye'de büyük bir yenilgi aldı, Trump'ın seçilmesinin ardından uluslararası konjonktür iktidarın lehine değişti. Demirtaş yaklaşık 10 yıldır hapiste ve siyaseten susturulmuş durumda. İktidar ise süreci, genel kamuoyunda desteği son derece sınırlı olan ve 26 yıldır cezaevinde bulunan Öcalan'la yürütürken, Kürt siyasi hareketi içinde daha milliyetçi ve muhalefetin geri kalanıyla ilişkileri daha zayıf bir kesim öne çıktı. Bugün iktidar, hem Kürt hareketini hem de ana muhalefeti farklı araçlarla daha fazla baskı altında tutabiliyor.
Ana muhalefet ise Ekim 2024'ten bu yana ağır bir yargı baskısı altında. Partisine yargı müdahalesiyle el konuldu; 40'a yakın belediye başkanı hapiste, çok sayıda belediye saf değiştirdi ve Özel'i hedef alan birden fazla yargı süreci yürütülüyor. Çerçeve yasanın oylanmasından iki gün önce Yeni Parti Manisa İl Başkanı'nın tutuklanması da bu siyasi ortamdan bağımsız düşünülemez. Muhalefetten adeta kafasına silah dayanmış halde, önüne konulan ve değiştiremediği tasarıya onay vermesi bekleniyor.
Bütün bunlardan hiç bahsetmeden süreç ve çerçeve yasası tartışması yapan muhalif siyasetçi ve gazetecileri anlamakta zorlanıyorum. "Bu yasa ileride demokratikleşmeye zemin hazırlayabilir" deniliyor. Sanki Türkiye'deki otoriterleşme iktidarın tercihleriyle gerçekleşmemiş, AKP döneminden bağımsız bir doğa olayıymış gibi.
Daha da tuhafı, muhalif gazeteci ve siyasetçiler bu iktidar döneminde hapse atılan siyasetçilerden gelen mesajları sürece destek için kullanıyor. Sanki bu insanlar başka bir dönemde, başka bir iktidar tarafından ve başka nedenlerle hapse atılmış gibi.
Türkiye siyasetindeki büyük temsil krizi artık yalnızca siyasi partilerle sınırlı değil. Ne yazık ki basının da bir bölümünde toplumdaki güç dengelerinden ve yaşanan otoriterleşmeden giderek kopuk bir siyaset okuması hakim hale geliyor. Muhalefetin asıl ihtiyacı, iktidarın çizdiği dar pazarlık alanına uyum sağlamak değil; kendi siyasi ve toplumsal kapasitesini koruyup gerçek bir demokratik müzakereyi mümkün kılacak güç dengesini yeniden kurmaktır.
“Kürt seçmen”, “Türk seçmen”, “Alevi seçmen”, “Sünni seçmen” gibi ifadeleri sabit siyasal kategorilermiş gibi kullanan özcü söylemler, modern yurttaşlık düşüncesinin ve (beğenmedikleri) ulus-devlet kabullerinin dahi gerisinde bir yerde duruyor.
Kabileler hâlinde mi yaşıyoruz?
İnsanların bireysel dertleri, sınıfsal çıkarları, ekonomik kaygıları, özgürlük talepleri, birbirinden farklı hayat tasavvurları yok mu?
Çerçeve Yasa süreci bir gerçeği daha görünür kıldı:
Siyasette Genel Başkan–Milletvekili ilişkisi, neredeyse patron–çalışan, hatta şeyh–mürit ilişkisine dönüşmüş durumda.
Milletvekili ile milletin iradesi arasında ise derin bir uçurum var.
Bu düzen değişmeden siyasette hiçbir şey değişmez.
Üye parti yönetimine, yurttaş milletvekiline müdahil olamıyorsa demokrasi yalnızca sandığa indirgenir.
Biz de siyasetin öznesi değil; seçimden seçime oyu istenen seyirciler oluruz.
Demokrasi sandıkta değil, iradenin aşağıdan yukarı örgütlenmesiyle başlar.
Yeğenim biz bu partide 40 yıldır varız, tüm sülale buradayız, hele bir köşeye geç, soluklan dönemi bitti. Genç arkadaşlar, siyaseti şekillendirmek için doğru zaman 👍 Yeni Parti’ye üye olun.
YENİ Parti’yi bir kurtuluş olarak görmek başka, YENİ Parti’yi şahıslardan ibaret görmek başkadır.
Mesele Özgür Özel ya da bir başkası değil.
Demokrasi, “doğru tek adamı” bulmak değil; kişileri de bağlayan kurumları, kuralları ve katılım mekanizmalarını inşa etmektir.
Bu nedenle esas mesele, milletvekillerini her konuda tek merkezden hizaya sokmak değil; gerektiğinde grubu serbest bırakıp:
“Bölgenizin, seçmeninizin ve vicdanınızın sesini dinleyin.”
diyebilmektir.
Siyaset satrançtır. Yanlış hamle de yapılır, taş da kaybedilir.
Ama fili kaybettik diye masadan kalkılmaz; bir yanlışta partiden vazgeçilmez, satrancın başına oturtulan kişi de linç edilmez.
Çünkü demokrasi kişilerle değil, kurumlar ve kurallarla yaşar.
YENİ olan yalnızca partinin adı değil, siyaset yapma biçimi de olmalıdır.
PKK , Suriye'de, Irak'ta ve Türkiye'de ağır bir şekilde yenildi ve aşağılandı. Bugün, Öcalan'ı muteber kılan şey, devletin PKK eylemleri karşısında çaresizliği değil, DEM'in ulaştığı oy oranı ve muhalefet ile olan ilişkisidir. Sürecin bana göre tek amacı, DEM'i ve toparlayabileceği seçmeni Öcalan'ın uhdesine vermek, bu seçmen grubunu muhalefetten uzaklaştırmak, mümkünse iktidar blokuna muhtaç ederek sadece etnik meselelerle meşgul olmasını sağlamaktır. Yani bu bir devlet projesi değil, iktidar projesidir. Barış projesi değil co-optation hamlesidir.
Politikada aktifken, Kürt sorununun "duygusal kopuş" olmadan çözülmesi gerektiğini söylerdim; Kürt yurttaşlarımızın incitilmesinden kaygı duyarak.
Şimdi iktidar (/Parti devleti), PKK'yı temsilci olarak atayarak, Türklerle Kürtlerin kadim birlikteliğini duygusal olarak kopardı.
Yeni Parti'de 4 önemli sorunumuz olduğunu düşünüyorum.
1)Beklenti yönetimi
Verilen mesajlarla, uygulamalar arasında zaman zaman bir yarık oluşuyor. Beklenti karşılanmadığında tepki büyük oluyor. Sonunda daha büyük fatura çıkaracak imalarda bulunmamak gerekiyor. Kriz yönetimi ve beklenti yönetimi konusunda daha profesyonel bir tutum almak gerekiyor.
2)Siyasi aktörler arasında senkronizasyon problemi
Çetrefilli konularda ya özgür bir politika başlığında donanımı olmayan siyasetçilerin söz alması bir disiplin problemi olmasının ötesinde parti politikası oluşturmaya engel teşkil ediyor. Ekonomi ya da tarım farketmeksizin her aktör farklı bir mesaj veriyor. Bütüncüllüğün kaybıyla sonuçlanıyor. İttifak siyaseti doğru, partinin ideolojik çizgisinin kaybolması yanlış. Ulusal medyadaki temsil sistemi merkezi belirlenmeli.
3)Dijital politika
Parti adına söz alan çok fazla anonim hesap var. Bir başka partinin seçmeni gelip çok hızlı bir şekilde parti tabanının düşüncelerini manipüle edebiliyor. Dijital ağladaki ilişki ağları titiz bir şekilde kontrol edilmeli. Özellikle gençlik örgütlerinin ideolojik eğitimleri ve partinin politikalarının net bir şekilde kendilerine aktarılmaları ve çizginin netleştirilmesi hayati.
4)Gönüllü yönetimi
Propagandanın ağırlıklı olarak dijital medyada yapıldığı artık bir hakikat. Gönüllü yönetimi yapılmadığı için partinin destekçileri ile parti programı arasındaki mesafe açılabiliyor. Gönüllülük programı bir an önce devreye konulmalı ve gönüllülerle ile parti kurmayları arasındaki iletişim güçlendirilmeli. Partinin çağdaş sosyal demokrat değerlerden beslenen Atatürkçü bir çizgisi var. Çağdaş sosyal demokrat değerlerin ne olduğunu anlatmak gerekir.
Meclis'in büyük ölçüde devre dışı bırakıldığı bir sürecin sonunda çerçeve yasa kamuoyuyla paylaşıldı. Tasarı, Kürt sorununun çözümüne ilişkin hiçbir somut demokratik vaat içermiyor. Buna karşılık bundan sonraki bütün inisiyatifi Cumhurbaşkanı'na bırakıyor ve pratikte Öcalan'ı Kürt siyasi hareketi üzerinde vesayet kurabilecek bir aktöre dönüştürüyor. Nitekim yaklaşık iki yıldır devam eden bu süreç, özellikle ana muhalefet partisini hedef alan ağır bir otoriterleşme dalgasıyla birlikte ilerledi.
Kürt sorununun çözümü elbette Türkiye'nin öncelikli meselelerinden biridir. Ancak böylesine temel bir sorun, Meclis'in ve kamuoyunun dışarıda bırakıldığı kapalı müzakerelerle değil; seçilmiş temsilcilerin katıldığı, şeffaf ve demokratik bir süreçle ele alınmalıdır. Bu nedenle @yenipartiyiz, yapılış biçimi ve içeriği son derece sorunlu olan bu tasarının referanduma götürülmesini önermeli.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca bir yasa değişikliği değil, yeni bir siyasal düzen arayışının parçası gibi görünüyor. Butlan CHP'sinin de içine çekildiği yeni bir iktidar mimarisi kurulmaya çalışılırken, Cumhuriyet'in temel kurumları ve anayasal düzen tartışmaya açılıyor. Binlerce muhalifin hapse atıldığı, siyasetçilerin sesinin kısıldığı ve demokratik rekabetin ağır baskı altında olduğu bir ortamda bu sürece onay vermek büyük bir siyasi vebal doğurur. Muhalefet bugün Meclis'i etkisizleştiren ve yürütmeye olağanüstü bir takdir alanı açan bu modele destek verirse, yarın aynı yetkilerin daha ağır hukuksuzluklar için kullanılmasına karşı çıkarken toplumu ikna etmesi de çok daha zor olacaktır.
"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünlüğün Sağlanması" çerçeve yasasını, "demokratikleşme" söylemi ile pazarlamak, halkı aldatmak değil mi?
Anayasal düzene aykırı, asimetrik bir hukuk sistemi yaratarak, toplumsal muhalefeti bastırıp, kriminal bir kesime özgürlük vaad etmek ..🫣