Hiç kimseyi anlamaya, hiçbir şeye anlam yüklemeye çalışmıyorum artık. Hiçbir şeyi anlatmaya çalışmıyorum. Yaşıyorum. Burası dünya ve burası bu kadar. Burada her an, her şey olabilir ve herkes her şeyi yapabilir. Olacak olan olur. Olursa olur, olmazsa da olur.
Ben insanları bu kadar iyi tanımak istemezdim diyorum ya hep, tam da böyle işte. Bir kere de yanılmak isterdim. Bir kere de bak senin önyargın demek isterdim kendime. Teşekkür ederim yanıltmadığınız için. Dilerim bundan sonrasında vicdan muhasebesi kısmını kolaylıkla geçersiniz
Yaşam bana öğretti ki; hayata küsüp köşene çekilince bir mucize olmuyor, gizemli biri gelip sorunlarını çözmüyor. Kendine kendin sahip çıkmadıkça, Katherine Hepburn'un tabiriyle "Kendi kayığını kendin çekmedikçe" bir yere varamıyorsun. Her ne sorunun varsa, çözüm de sendedir.
Yaş aldıkça çok insan biriktirmenin doğru bir şey olmadığını anlıyorsun. Sen istemesen de yalnızlaşıyor, kendinle baş başa kalıyorsun. Tek başına da kalabalık olmayı öğreniyorsun. Çünkü münferit hayatlarla kurulu bir yer burası. Burada, kendine yaslanan daima ayakta kalır.
Nereden tuttuysak oradan koptu dalımız
Yani anlayacağın hep incelediği yerden başladı hayatımız...
Bir söz arıyorum
Bir cümle
Açlıktan, yoksulluktan kimsenin ölmediği.
Aldığım en büyük ders hiçbir koşulda ve hiçbir sebeple taviz vermemem gerektiği. Zor zamanmış, iyi değilmiş, yanlışlıkla olmuş, öyle olacağını düşünememiş. Ben kimsenin alttan alındığı durumları bir daha yapmadığına şahit olmadım. Alttan aldığınız her durum kendinizden tavizdir.
Birine seni seviyorum demekten de, seni özledim demekten de hayatım boyunca hiç gocunmadım. Dışarısı sevmeyi ve özlemeyi söylemenin zayıflık olduğunu düşünen ama geceleri özlem duygusundan uykusu kaçan insanlarla dolu. Asıl duygularını saklamak en büyük zayıflık.
Bazı pişmanlıklar size uzun bir zaman sonra; gece yarısı saat üçte, tavanı izlerken sigara yaktıracak. O geceden sonra hiçbir zaman, aynı insan olarak devam etmeyeceksiniz hayatınıza.