Çok tuhaf şeyler oluyor. Bir öğretmen kendi okulunda 18 saatle norm fazlası. Öğretmene tercih yaptırılıyor. Ama gittiği okulda da norm fazlası oluyor Hem de bu arada eski okulundan da oluyor. Eski okuluna da onun yerine başkası gidiyor. @tcmeb bu işler ne zaman düzene girecek?
MEB’E BAŞVURDUK: DİL ÖĞRETMENLERİNİN SINAV VE EVRAK YÜKÜ SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı, İngilizce ve Almanca öğretmenlerimizi aşırı bir sınav ve bürokrasi yüküyle karşı karşıya bıraktı.
30 kişilik tek bir sınıfta yıllık 720 değerlendirme kabul edilemez!
Sahadaki Tablo Neden Sürdürülemez?
Aşırı Sınav Trafiği: Öğrenci başına yılda 12 sınav ve 24 ayrı değerlendirme zorunluluğu var.
Zaman Kısıtı: Kalabalık sınıflarda uygulama sınavları ders saatlerini yutuyor, öğrencilere eşit süre ayrılamıyor.
Tükenmişlik: Sınav takvimi; proje, sosyal faaliyet ve tören organizasyonlarıyla birleşerek öğretmenlerimizi yıpratıyor.
Bakanlığa Çözüm Önerilerimizi Sunduk:
1️⃣ Belirli tarihlere sıkıştırılan konuşma ve dinleme uygulama sınavları derhal kaldırılmalı!
2️⃣ Süreç değerlendirmesi; dönem içi etkinlikler, atölye çalışmaları ve yazılı sınavlarla entegre edilerek performans notu şeklinde yapılandırılmalı.
Öğretmenlerimizin mesleki saygınlığı, çalışma huzuru ve eğitimin niteliği için sahada yaşanan bu mağduriyetin sonuna kadar takipçisi olacağız.
@leventkuruoglu
https://t.co/zhFiOUnjNS
Öğretmenin görevi bellidir: Eğitim ve öğretim.
Öğretmen; eğitim koçu, kitap dağıtıcısı, ev ziyaretçisi ya da kurumların her ihtiyaç duyduğunda görevlendirebileceği personel değildir.
Mesleğimizin sınırlarını ve öğretmenlerimizin emeğini korumak için bu eylem kararını aldık.
Öğretmene mesleği dışındaki görevler dayatılamaz! Eylem kararımızı 2026/2027 Eğitim Öğretim yılı için yeniledik.
MEMURUN MAAŞI HER AY ERİYOR, TELAFİSİ NEDEN ALTI AY BEKLİYOR?
TÜİK bugün açıkladı: Ağustos enflasyonu yüzde 1,84 yıllık enflasyon yüzde 31,51
Bu rakamlar bir istatistik değildir. Her bir puan, memurun bütçesinden eksilen gelirdir. Markette küçülen poşet, ay ortasında biten maaş, ay sonunda çekilen kredi kartıdır.
Tablo ortadadır: Dört kişilik ailenin yoksulluk sınırı 121.786 TL, açlık sınırı 37.388 TL. En düşük memur maaşı ise 70.224 TL. Yani devletin işini gören memur, ailesiyle birlikte yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Bordroda rakam büyüyor, sofrada tabak küçülüyor.
Memurun kirası altı ayda bir ödenmiyor. Faturası altı ayda bir gelmiyor. Çocuğunun harçlığı altı ayda bir verilmiyor. Mutfak masrafı altı ayda bir yapılmıyor.
Memurun hayatı her ay devam ediyor. O hâlde memurun maaşını koruyan sistem de her ay işlemelidir.
Taleplerimiz nettir:
▪️ Enflasyonun maaş artışını aştığı her ay fark hesaplanmalı, takip eden ay maaşlara yansıtılmalıdır.
▪️ Geçmiş dönemde yaşanan reel gelir kayıpları telafi edilmeli, maaşlara refah payı eklenmelidir.
▪️ Vergi dilimi nedeniyle yılın ikinci yarısında eriyen net maaşa son verilmelidir.
Memur lütuf istemiyor. Geçici iyileştirme istemiyor. Memur, alın terinin karşılığını ve insanca yaşayabileceği bir ücreti istiyor.
Memurun maaşı enflasyona ezdirilemez. Artık çalışanın sesine kulak verilmelidir.
ÖĞRETMENE “KONTENJAN YOK!” SAÇMALIĞINDAN VAZ GEÇİN ARTIK!
📍Eşinden, çocuğundan ayrı bırakılan bir öğretmenden hangi fedakârlığı bekleyeceksiniz?
📍Bu saçma bahaneyle ailesine kavuşamayan öğretmenlerimizin mağduriyetini görün artık!
📍Onların, il/ilçe emri ve ek yer değiştirme feryadını da bir zahmet duyun!
@tcmeb@tcbestepe@Yusuf__Tekin@RTErdogan
#İlEmriHikayem
EĞİTİMİŞ SUSMAZ, SUSTURULAMAZ!
Sendikamız Eğitim-İş’in resmi sosyal medya hesaplarından biri olan @egitimis adlı X (Twitter) hesabımız; ifade özgürlüğü ve sendikal haklar açısından meşru kabul edilemeyecek bir kararla, Türkiye’de erişime engellenmiştir.
Erişim engelinin 6 Mayıs’ta, darbe hukukuyla idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anmak amacıyla yaptığımız paylaşımlar gerekçe gösterilerek Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği’nce uygulandığı anlaşılmaktadır. Kamuoyunun ortak hafızasında yer etmiş, birçok kurum tarafından da yapılan tarihsel bir anmayı Eğitim-İş için suç sayan bu yaklaşım; hukuki değil, siyasal bir tercihin ürünüdür.
Alınan bu karar, ifade özgürlüğüne ve sendikal faaliyete açık bir müdahaledir.
Eğitim-İş; Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, Cumhuriyetin laik, bilimsel, kamusal eğitim anlayışını ve kazanımlarını savunan bir sendikadır. Bu ülkenin tam bağımsızlığını, egemenliğini ve Cumhuriyet değerlerini savunmak; bizim için bir tercih değil, tarihsel ve sendikal bir sorumluluktur.
Öncülük ettiği en önemli eylemlerden biri Samsun’dan Ankara’ya düzenlenen “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” olan; kısacık ömrüne bir antiemperyalist mücadele destanı sığdıran ve dimdik gittiği darağacında bile “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” diye haykıran Deniz Gezmiş mi teröristtir?
Terörist görmek isteyenler; Deniz Gezmiş’e değil, bu ülkede elini kolunu sallayarak dolaşabilen IŞİD artıklarıyla, “ne istedilerse verildiği” için palazlanıp darbeye kalkışan FETÖ yapılanmalarıyla, anayasal düzeni hedef alarak şeriat devleti kurma hayaliyle örgütlenen tarikat ve cemaatlerle yüzleşmelidir.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 6. Filo’ya karşı yürüttükleri mücadele Türkiye’nin bağımsızlığına yönelmiş emperyalist kuşatmaya karşı açık bir itirazdır. Bugün Ortadoğu’da yaşananlar, Filistin halkına yönelik açık saldırılar ve emperyalist güçlerin bölgeyi kan gölüne çeviren politikaları ortadayken; Denizlerin Filistin mücadelesinin ve antiemperyalist çizgisinin ne kadar haklı ve tarihsel olduğu bir kez daha görülmektedir. Filistin’de çocuklar katledilirken sessiz kalanların, dün 6. Filo’ya karşı duranları bugün “suç” yaftasıyla hedef alması, yalnızca politik bir ikiyüzlülüktür.
Bu tarihsel duruşu hatırlatmak “suçu ve suçluyu övmek” olarak değerlendirilecekse; yıllarca birlikte yol yürünüp ardından “terör örgütü” ilan edilen FETÖ yapılanması, ya da yıllarca “bebek katili” denilerek seçim meydanlarında ip sallanan Abdullah Öcalan’ın bugün farklı siyasal konjonktürlerde “muhatap”, “kurucu önder” ya da “barış elçisi” olarak yeniden dolaşıma sokulması nereye konulacaktır?
Burada ölçüt hukuk mu, yoksa iktidarın güncel siyasal ihtiyaçları mıdır? Aynı akıl bir dönemde “tehdit” dediğine başka bir dönemde alan açarken, antiemperyalist bir gençlik önderini anmayı suç saymak hangi tutarlılıkla açıklanabilir?
2010 Anayasa Referandumu sürecinde bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kürsülerden Denizlerin ve Erdal Eren’in adını anması hala hafızalarımızdayken; bugün aynı isimleri anmanın kriminalize edilmesi, hukuki bir değerlendirme değil, açık bir siyasal saflaşmanın ürünüdür.
Aynı sözler bir dönemde meşrulaştırılırken, başka bir dönemde suç kapsamına sokuluyorsa; ortada evrensel hukuk değil, seçici bir baskı mekanizması vardır.
Türkiye’de ilk kez bir sendikanın resmi sosyal medya hesabı bu şekilde erişime engellenmekte; sendikal ifade alanı doğrudan hedef alınmaktadır. Bu uygulama, yalnızca Eğitim-İş’e değil, tüm sendikal harekete ve demokratik kamuoyuna verilmiş açık bir gözdağıdır.
Biz susmayacağız.
Eğitim-İş; emekten, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana mücadelesiyle Türkiye’nin en büyük sendikasıdır. Dün olduğu gibi bugün de baskılara boyun eğmeyecek; gerçeği söylemekten, eğitim emekçilerinin haklarını savunmaktan, Cumhuriyetin kazanımlarının, Atatürk ilke ve devrimlerinin sesi olmaktan asla vazgeçmeyecektir.
Sendikal mücadele susturulamaz.
Eğitim emekçilerinin sesi engellenemez.
Bu süreçte yeni X adresimiz @egitimisorg
Hürriyetçi Eğitim Sen olarak; Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokul ve liselerde görev yapan üyemiz öğretmenlerin, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar “Öğrenci Gelişim Raporlarını” doldurmamalarına yönelik eylem kararı aldığımızı kamuoyuna duyururuz.
Bilimsel temeli olmayan, altyapısı kurulmadan dayatılan
Öğrenci Gelişim Raporları öğretmene angaryadır.
Bu yükü kabul etmiyoruz, raporları doldurmuyoruz.
Gelişim Raporu Uygulamasının iptali için dava açacağımızı ilan ediyoruz.
Öğretmenler CİMER yorgunu
Uyarı, düşük not ya da kişisel bir memnuniyetsizlik…
Bazı veliler ve öğrenciler, CİMER’i öğretmenler üzerinde baskı aracı olarak kullanıyor.
Bu konuyu daha önce de gündeme getirmiştik. Ancak sorun sürüyor ve büyüyor.
Eğitimciler, asılsız şikâyetler nedeniyle eğitim vermekten çok kendilerini savunmak zorunda kaldıklarını, bu durumun motivasyonlarını ciddi biçimde zedelediğini söylüyor.
Hukukçular ise uyarıyor: Masum olduğunu bildiği halde suç atıyorlarsa iftira suçu oluşur. Bir yıldan 4 yıla kadar basit iftira suçunda ceza alabilirler. Nitelikli halleri de var, 1.5 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
Kıymetli Öğretmen Arkadaşlarım, biliyorum Norm fazlası arkadaşların sürülmesi sizi çok ilgilendirmiyor. Hatta bazılarınızın bu sürgünlerden haberi yok. Ve maalesef bazılarınız da oh olsun diyor. Bu sürgünlerin ilçe gruplarının bir sonuca olduğunun hiç farkında değilsiniz değil mi? Çok yakın zamanda il içi rotasyon kararı alındığında yine bu ilçe gruplarına göre yapacaklar farkında mısınız? Artık eş durumu tayinlerini yine bu uygulamaya göre yapacaklar farkında mısınız? Yani zulüm öyle ya sa böyle her kapıyı çalacak. O gün biz buralarda oluruz. Siz feryad ederken sizin de derdinize ortak oluruz. Ama keşke sizler de bu gün Norm fazlaları için değil, gelecekte herkesin hayatını zehir edecek bu ilçe grupları için ses verseydiniz. Daha güçlü olurduk. Belki sonuç alırdık ve günlerdir uykuları kaçmış meslektaşlarımıza bir hayrımız dokunurdu. İleride hepimiz rahat ederdik. Bakanlık şunun farkında, "bunlar birlik olamaz," işte o yüzden bu kadar keyfi yönetiyorlar.
Öğretmeni resen atamak; ekmeğiyle, ailesiyle, onuruyla oynamaktır. Hayatını öğrencilerine adamış insanları zorla yerinden etmek ne hukukla ne vicdanla bağdaşır. Bu keyfi uygulama bir yönetim hakkı değil, düpedüz zulümdür. Öğretmeni değersizleştiren, susturmaya çalışan bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz!
@tcmeb
#MEBResenZulümdür
Öğretmenlerimize bir dokunun bin ah işitin!
Öğretmen olmak eskiden bir gurur kaynağıydı, şimdi her türlü eziyetin merkezi oldu. Eğitim fakültesindeki öğrencilerden mezunlara, kadrolu olanlardan sözleşmelilere, emeklilerden parçalanmış ailelere hemen hepsinin farklı sorunları var…
Bir milyona yakın öğretmenimiz var. Bir o kadar öğretmenlik hayali kuran öğrenci ve mezunumuz bulunuyor. “Böylesi büyük bir camiada bu kadar sorun normal” diyenler mutlaka çıkacaktır ama asıl sorun, sorunların varlığı değil, sorunlara bakış açısı!
Görünürde MEB ve il, ilçe millî eğitim müdürleri, öğretmenler ile çok sıkı bir diyalog içerisinde. Verilen mesajlar hep bu yönde. Peki görüştükleri kesim yüzde kaç ve daha da önemlisi bu görüşmelerde dile getirilen sorunlar ne kadar ciddiye alınıyor?
MEB, YÖK ve ÖSYM gibi gençlerimizin, dolayısıyla ülkemizin geleceğine yön veren kurumlar keşke başta öğretmenlerimiz olmak üzere eğitimin diğer paydaşları ile daha sıkı bir iş birliği içerisinde olsalar. İşte o zaman 4+4+4’te olduğu gibi kamuoyu ile diyalog konusunda en başta yapacaklarını en son yapmak zorunda kalmazlar.
İşte öğretmenlerimizden serzenişlerden gelen bazıları:
Parçalanmış Öğretmen Aileleri
3 senedir eşimden yaklaşık 300 kilometre ayrı Kilis’te yaşıyordum. Yüzyılın felaketi olarak tarihe geçen 6 Şubat Kahramanmaraş depremini de tek başıma atlatmış bulunmaktayım. Bazı sağlık sıkıntılarından dolayı bebek sahibi olmakta zorluk çekiyoruz. Aile birliğimiz olmadığından maddi-manevi bizi zorlayacak olan tüp bebek tedavisine de başlayamamıştık. 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edildiğini ve 2025 yılında ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çeşitli etkinliklerin ve projelerin hayata geçirileceğini duyunca artık ailemin bir araya geleceğine emindim ve bu yaz tüp bebek tedavisi için gerekli bütün tahlil ve hazırlıkları yaptırdık. Fakat mazeret tayinim uygun görülüp ilçe emrine verilmeme rağmen norm fazlası olduğum için il geneli resen ile yaklaşık 200 km öteye resen atandım. Günlerdir yiyemiyorum, içemiyorum, uyuyamıyorum. Lütfen bize yardımcı olun. Allah rızası için eşsiz, çocuksuz kaldığımızı duyurun. Hiçbir umudum kalmadı. Psikolojik olarak çöktük…
Son çare!
Artık son çare olarak size yazmak istedim. Çünkü bu konuda artık bir şeyler yapılmalı. Üniversitelerde daimî kadro verilmeyen akademisyenlere sürekli mobbing uygulanmakta, her yıl sözleşmenin yenilenmemesi endişesi daimî kadrosu olmayan akademisyenleri zor günler geçirmeye zorlamakta ve bu yöneticiler tarafından bir sopa olarak kullanılmakta. Akademisyenler keyfî, kişisel ilişkilerle, sübjektif kriterlerle tehdit edilmekte. Hiçbir kurumda geçici kadro olmazken, yıllarca onlarca mülakat sonunda kazanılan öğretim görevliliği ve araştırma görevliliği neden geçici kadrodadır?
LÜTFEN LÜTFEN LÜTFEN… Üniversitelerdeki akademik personellere daimî kadro isteğini dile getiriniz…
Fen Liselerine Atanma Koşulları
Fen liselerine öğretmen atamalarındaki usulsüzlüğü, adaletsizliği de sayfanızda dile getirebilir misiniz?
Şöyle ki; yönetmeliğe göre fen liselerine öğretmen ataması için valiliklerce duyuru yapılması, başvuranlar arasından hizmet puanına göre atamanın yapılması hükmü var. Ancak buna uyulmuyor bazı okullarda. Örneğin Yenimahalle Fen Lisesi’nde bu usulsüzlükler had safhada. Ahbap-çavuş ilişkisine göre öğretmen atamaları yapılıyor. Önce müdür yardımcısının daha önce aynı okulda çalıştığı arkadaşları görevlendirme ile alınıyor, sonra da kadroya geçiriliyor. En son bu şekilde görevlendirme giden öğretmen birkaç yıllık tecrübesi olan genç bir öğretmen. Ama en önemli vasfı müdür yardımcısının arkadaşı olmak olduğu için Ankara’nın en iyi okullarından birine ataması yapılıyor. Biz 25 yıllık öğretmenlerin de il içi tayinimiz bile çıkmıyor.
Resen Atama
Abbas Bey iyi günler. Türkiye genelinde norm kadro fazlası öğretmenler çok uzak ilçelere resen atandı. Gündeme getirmenizi rica ediyoruz.
Kadrolarının bulunduğu okullardan ve ilçelerden istekleri dışında re’sen atanan öğretmenler açık şekilde mağdur ediliyor. Re’sen atamaların iptal edildiği açıklanmalıdır; öğretmenleri mağdur ederek açık kapatılmaz. #MebResenZulümdür
Norm kadro ve ihtiyaç fazlalarının ilçe grupları içerisinde re’sen atamalarının yapılmaya başlandığına dair haberler gelmeye başladı. Öğretmenlerin mağdur olmaması için bu sürece mutlaka müdahale etmek ve sürgün anlamına gelen re’sen atamaları durdurmak gerekiyor.