Uzaktan çalgı sesi geliyor Bizim sokağa geldim. Her yer araba. Büyük bir kalabalık var. Herkes oynuyor zıplıyor. Komşulardan kimin düğünü var diye sordum Düğün yok komşunun altı aylık kızının altı ay kınası var dediler Altı aylık kızın altı ay kınası!
Daha önce bunu duyan varmı?
"Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz.
Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur.
...
Yargıdaki meslek hainlerini bulmak mı istiyorsunuz?
Kimin utanmadığına bakın.
Kim utanma duygusunu ruhundan silip attıysa yargının haini odur."
#AhmetAltan
Yargılamalarından...(Savunma değildiler çünkü, buz gibi yargılamıştı)
Vatana bir toprak parçası olarak bakan, sevmenin ve saymanın onu temiz tutmak, yağmalamamak, güzelleştirmek, doğal varlıklarını (denizlerini,sahillerini, nehir ve ovalarını) korumak ve genç nesillere aldığından daha gelişmiş devretmek olarak görmeyen toplumlar vatansever değildir
Ben demokrasinin en ideal yönetim biçimi olduğuna dair şüphesiz imanımızı da anlayamıyorum.Sadece bizde değil Batı toplumlarında da medya ne anlatırsa kitleler ona inanıp en nihayetinde sahip oldukları düşünceler kendi fikirleriymiş zannediyorlar zaten.Demokrasi,maruz kaldığımız+
Tüm yandaş yazarlar ile iktidara yakın siyasetçi ve hukukçular, AYM’nin Can Atalay kararı ile AYM’nin mevcut durumu hakkında sayısız olumsuz
görüş ve eleştirilerde bulunuyorlar.
Hepsi tamam da tartışma o değil, sizler şuna net cevap verin,
1- AY md.153 ve 158 gereği AYM kararına Yargıtay’ın da uyması zorunlu mudur? değil midir?
2- Yargıtay ceza dairesi, AYM üyeleri hakkında, verdikleri karar sebebiyle suç duyurusunda bulunabilir mi?
3- Yargıtay AYM kararına uymayabiliyorsa, herhangi bir mahkemenin “yetkini aştın” diyerek Yargıtay kararına, herhangi bir kişinin de tüm bunların kararlarına uymama hakkı doğar mı? doğmaz mı?
4- Hukukçu namusunuz bu sorulara ne cevap veriyor?
Dikkat ediyor musunuz?
20 yıldır hep siyasi gerginlik…
içeride, dışarıda hep siyasal, hukuki, toplumsal kriz…
Hep endişe, hep korku..
Yasak, yasak, yasak!!!
Herkes düşman, bölücü, terörist, vatan haini, dış mihrakların maşası…
Huzura, sükunete hasret bir ülke ve genç nesil…
Bir zamanlar VESAYET rejiminin suçlusu olarak cihet-i askeriye görülürdü. Askerlerin siyasi egemenliğine son verildi. Ama görüldü ki vesayetin kaynağı DEVLET. Teşkilatlanması, ideolojisi ve işlevleriyle başından veri bir VASİ olarak kurulmuş. Kim yönetirse vesayet sürüyor.
Mevcut iktidar, dilediğini terörist ilan edip, onu dilediği gibi yargıladığı, dilediği kadar hapiste tuttuğu hatta siyaset yapanları bu şekilde dilediği gibi dizayn ettiği, kimin milletvekili olup olmayacağına, siyaset yapıp yapmayacağına dilediği gibi karar verdiği bir düzenin iyi olduğunu düşünüyor olabilir.
Yalnız unuttukları bir şey var, mevcut muhalefet de aynı şeyi istiyor kendi adına.
Yani, zaman değişen bir şey malum ve iktidar olma kavramı da öyle; herkes şehvetle kurduğu düzenin tuzaklarına düşüyor sırası geldiği zaman.
İşin kötüsü buna "siyaset" deniyor bu memlekette, çünkü her iki tarafın taraftarları da bundan şikayet etmiyor, onlar da kendi beğendikleri gücü ele geçirince beğenmediklerine aynı şey olsun istiyor.
Gerçek demokrasi ve sahici hukuk sistemi ile ilgilenmeyen bir toplumun bir yarısının sürekli "mağdur" olmasının sebebini sorgulamıyor olması da çok acıklı tabii..
Yani diyeceğim, yakın zamanda bu iş değişmeyecek.
Anayasa Mahkemesi bugün böyle, yarın öyle olacak; Yargıtay bugün böyle yarın öyle kararlar alacak, yargı bugün böyle yarın öyle şekillenecek ama sonuç değişmeyecek.
Kimin "terörist" olacağına karar verecek olanları yine bu toplum belirlemiyor mu ve her işaret edileni taşlamak için yarışmıyor mu?
Düzenin iktidarı-düzenin muhalefeti güzel güzel anlaşırken, bu işi doğru çözmek isteyen bir avuç insanı kimler linç ediyor, bakın bakalım!
Bir ülkede yargının ömrü iktidarın ömrü kadar ve muhalefetin iştahlı takibinde olduğunda orada iyi hiçbir şey olamaz. #AnayasaMahkemesi
@sare_abla "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru."derler." (Al-i İmran, 3/191)
Gazze’ye sadece bir saat uzaktaki şu stadyumdaki Mısırlı müslümanlar çıksa yürüse ve sınırı aşsa şu bombardıman duracak.
Neden? Neden? Neden? Elimizle zulmü durdurmaktan bu kadar aciz kaldık?
Sadece içkiyle sahoş olunduğunu sanan ama inanç, ideoloji ve şehvetle kolayca sarhoş olan o kadar çok kişi var ki!
Bir kişi, olmayanı olur; görülmeyeni görünür; yapamacağını yapabilir sanıyorsa sarhoştur.
İngiltere, savaş suçlarına ortak mı?
İngiltere, Kıbrıs'ın garantörü Türkiye'ye haber vermeden Kıbrıs'taki askeri üssünü İsrail'e askeri malzeme taşımak için kullanmaya başladı.
İngiliz ordusu, Gazze bombalaması başladığından bu yana İsrail'e 33 devasa nakliye uçağı uçurdu.
İngiltere'nin Kıbrıs'taki hava üssü RAF Akrotiri'den uçakları takip eden uçuş kayıtları, RAF'ın 13-26 Ekim tarihleri arasında her gün İsrail'in başkenti Tel Aviv'e askeri nakliye uçağı uçurduğunu gösteriyor.
İlk uçuş 11 Ekim'de RAF'ın Oxfordshire'daki ana üssü Brize Norton'dan gerçekleşti. Bu, İsrail'in Gazze'deki hastaneleri ve ambulansları hedef almak ve 10.000'den fazla Filistinliyi öldürmek de dahil olmak üzere apaçık savaş suçlarını içeren acımasız bombalama kampanyasının başlamasından dört gün sonraydı.
Uzun süredir İngilizlerin Orta Doğu'daki bombalama kampanyalarına sahne olan RAF Akrotiri, Tel Aviv'den 280 mil uzakta bulunuyor. Uçuş süresi 40 dakikadır.
Tel Aviv'e inen Birleşik Krallık askeri uçakları çoğunlukla askeri nakliye araçları olan C-17A Globemaster III ve A400M Atlas C1'den oluşuyordu.