I beg you, share this post
I beg you again
This link is our only hope to survive
If you’re scrolling, PLEASE leave a dot.
it's just a dot.
https://t.co/vTilY1IgTj
NEFRET SUÇLARIYLA MÜCADELE NASIL OLMALI?!?
Zonguldak’ta mevsimlik tarım işçisi Kürt vatandaşlarımıza yönelik saldırının görüntüleri gerçekten utanç verici.
Ekmek parası için yüzlerce kilometre yol gelmiş insanlara, ailelerine ve çocuklarına saldırmak, çocukların bulunduğu bir aracın peşinden taş ve sopalarla koşmak insanlığa sığan davranışlar değil.
Bir de bu tür olaylardan sonra neredeyse alışkanlık haline gelen bir tutumumuz var. Olay henüz doğru dürüst soruşturulmadan, hatta ırkçı saike işaret edebilecek açık belirtiler varken, kamu yöneticileri hemen açıklama yapıp olayın münferit olduğunu ve ırkçılıkla ilgisi bulunmadığını kesin bir dille ilan ediyorlar. Muhtemelen bunu gerilimin büyümesini önlemek, yatıştırmak ve sorumlu davranmak adına yapıyorlar. Fakat yanlış yapıyorlar.
Hem faillerin hem de toplumun bu gibi nefret suçlarıyla yüzleşmesini ve ders çıkartmasını engellemiş oluyorlar ve yaygın olan ötekileştirmeyi ve ayrımcılığı görünmez kılıyorlar. Hem mağdurlar, yaşadığının devlet tarafından inkâr edildiğini hissediyor hem de toplumun bir kesiminde devletin gerçeği araştırmak yerine olayların üzerini örtmeye çalıştığı kanaati güçleniyor. Üstelik bu tür açıklamalar artık kimseyi de ikna etmiyor. Ezberlenmiş bir devlet refleksi olarak algılanıyor. Karnenin kötü olduğu malum.
Bunun daha ağır bir sonucu da var. Irkçılığa veya ayrımcılığa maruz kalan insanlar, “Yaşadığımız zaten yeter, bir de devletle başımız derde girmesin” diye susmayı tercih edebiliyor. Böylece şikâyet edilmeyen, kayda geçmeyen, soruşturulmayan olaylar olarak kalıyorlar. Üstelik bu yaklaşım yalnızca idari açıklamalarda kalmıyor; soruşturmalara, iddianamelere ve nihayet mahkeme kararlarına da sirayet edebiliyor.
Oysa kamu görevlilerinin görevi “ırkçılık yoktur” demek değil; ırkçılık iddiasını ciddiyetle araştırmak, varsa ortaya çıkarmak, yoksa da bunu ancak sağlıklı bir soruşturmanın sonunda söylemektir.
Burada yalnızca kötü niyetten söz etmek de haksızlık olur. Ne yazık ki kamu görevlilerimizin ayrımcılık, nefret suçları ve ırkçılığın ne olduğu ve nasıl tanınacağı konusunda yeterince eğitildiğini söylemek zor. Ben açıktan ırkçılık yapıp da ciddi ciddi yaptığının ırkçılık olmadığına samimi olarak inanan çok insan gördüm...
Çünkü bu konularda bizde bilinç de eksik hatta ‘‘bizde‘‘ olmaz ezberi hakim. Bu nedenle ırkçılıkla mücadele eğitimini yalnızca failler bakımından değil, kolluktan savcılara, hâkimlerden kamu yöneticilerine kadar devlet adına yetki kullananlar bakımından da konuşmamız gerekiyor.
Bu görüntüleri izlerken insan ister istemez bir başka soruyu da düşünüyor: Böyle bir kötülüğe katılan insanlarla ne yapacağız?
Adalet Bakanı soruşturma açıldığını belirtti. Umarım soruşturma ve kovuşturma saikleri gözardı etmeden ve olan biteni hafife almadan sağlıklı bir biçimde işletilir. Elbette suç işleyen cezasını çekmeli. Ama özellikle ırkçılık ve nefretin beslediği suçlarda yalnızca hapse atmak ya da para cezası vermek her zaman asli değil. Asıl mesele, insanı yaptığı kötülükle yüzleştirebilmek; karşısındakinin de kendisi gibi bir insan olduğunu yeniden görebilmesini sağlamak.
Aslında bizim ceza hukukumuz yalnızca hapis ve para cezasından ibaret değil; daha eğitici ve ıslah edici yöntemlere de imkân tanıyor. Şartları oluştuğunda kişinin denetim altında tutulması, eğitim ve iyileştirme süreçlerine yönlendirilmesi, kamu yararına çalıştırılması gibi araçlar var. Denetimli serbestlik sisteminin amaçlarından biri de insanın yeniden suç işlemesini önlemek ve onu topluma kazandırmak. Ne var ki biz bu imkânları, ırkçılık ve nefret gibi suçun arkasındaki zihniyetle yüzleşmenin bir aracı olarak yeterince kullanmıyoruz.
Dünyanın farklı ülkelerinde bunun dikkat çekici örnekleri var. Irkçı ve nefret saikiyle işlenen suçlarda failler eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılabiliyor, topluma yararlı işlerde çalıştırılabiliyor. Amaç suçun ağırlığını azaltmak ya da faili cezasız bırakmak değil. Tam tersine, cezayı daha anlamlı hale getirmek; insanı önyargılarıyla, verdiği zararla ve yaptığı kötülükle yüzleştirmek.
Mesela nefret suçu failleri önyargılarla mücadele ve farklılıklara saygı eğitimlerine yönlendirilebiliyor. Psikososyal değerlendirme, eğitim ve kamu hizmetini bir araya getiren programlar uygulanabiliyor. Kamu hizmetinin de mümkün olduğunca işlenen suçun yol açtığı zararla bağlantılı olması amaçlanıyor.
Almanya’da özellikle genç failler sosyal eğitim programlarına gönderilebiliyor. Bu programlarda ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve dışlama doğrudan ele alınabiliyor. Irkçı veya aşırı sağ motivasyonlu şiddet faillerine yönelik programlarda kişi aylar süren çalışmalarla kendi önyargılarını, şiddete başvurma nedenlerini ve verdiği zarardaki sorumluluğunu sorgulamaya yönlendirilebiliyor.
Bizim de ceza adaletini biraz daha bu gözle düşünmemiz gerekiyor. Verilen ceza, mümkün olduğu ölçüde failin kendisiyle yüzleşmesini, yaptığının bilincinde olmasını sağlasın, kendisini değiştirmeye de çalışmasına katkıda bulunsun. Yaptığı kötülükle yüzleşsin. Irkçılığın ne olduğunu öğrensin.
Önyargılarının nereden geldiğini sorgulasın. Aşağıladığı insanların hayatlarını ve yaşadıklarını tanısın. Uygun durumlarda, yaptığı kötülükle anlamlı bir bağı olan alanlarda toplum yararına çalışsın.
Çünkü adaletin görevi yalnızca geçmişte yapılan kötülüğün karşılığını vermek değildir. Aynı kötülüğün bir daha yapılmasını önlemek de adaletin meselesidir.
Bazen toplum için en büyük kazanç, kişinin yaptığı kötülüğün farkına varmasını ve bir daha aynı kötülüğü yapmayacak bir insana dönüşmesini sağlayabilmektir.
(Tabi aslında nefret suçları ile mücadele önleyici tedbirlerle ve eğitimle aileden ve okuldan başlaması gerekiyor ama bu ayrıca ele alınması gereken bir başlık.)
Savunma sanayisindeki gelişmeleri kıvançla karşılıyorum. Ama korkum ne, biliyor musunuz? Türkiye İslami çizgisini bulamazsa, bu hızla savunma sanayinde büyürse, Amerika, İngiltere, Fransa gibi silah üretip satan, yetmedi, bölgeler arasındaki fitne ateşini yakan konuma gelir.
Türkiye, her dönemden daha fazla beka sorunu yaşıyor; bunun farkında değiliz!
İslam’la bağın olursa ayakların yere değer. Hayat, ölüm ötesi ebedî hayatla amaçlanır; adalet, merhamet, ibadet olur...
Isn't it amazing that you almost never see the Palestinian point of view on American television? You see thousands of appearances by anchors, politicians and pundits supporting Israel. And endless stream of only the Israeli perspective. And they absurdly claim they're objective!
➖ iktidar seni kandırıyor kürt kardeşim,
oyuna gelme
➖ peki senin önerin nedir abi,
ne yapalım?
➖ hepimiz türk'üz kardeşim,
her sabah andımızı okuyalım, dağa taşa ne mutlu türk'üm diyene yazalım, atın üzerindeki türk değilse yüktür, madem türksün göster sayını herkes ürksün
@aydinagaoglu@alemdarborat 6183 s. Kanunda düzenlenmiştir.
“Bankalar amme alacaklarının (7061 sayılı kanunun 8 inci maddesiyle değişen ibare;Yürürlük 05.12.2017) kredi kartı, banka kartı ve benzeri kartlar ile ödenmesi sırasında amme borçlusundan komisyon alabilirler.”
Mücahit Bilici (@mucahitbilici) yazdı:
Rahmi Koç’a Kürt cevabı nasıl olmalı?
https://t.co/r17vJEZw43
“Rahmi Koç bir kesimin dinazorvari bir kültürel kuşağını temsil etmesi hasebiyle hem sıradan hem de kayda değer.
Kürde düşmanlık burada bir detaydır.
Eğitim görmemiş, köylü veya avam sayılan halka karşı duyulan nefret ve “Doğu”ya karşı hissedilen kibrin basit bir yansıması.
Burada Kürt sadece köylülüğün koyu rengini temsil ediyor.”
Yapılan tüm görüşmeler neticesinde;
Grubumuz bünyesindeki şirketlerin Koç Holding’e bağlı şirketlerle tüm ticari ilişkisinin kesilmesi kararı alınmıştır.
İLALDI GROUP
Yönetim Kurulu Başkanı
Arda İLALDI
ermeni, rum, arap, türk, kürt demeden ırkçılığa "sıfır tolerans" anlayışı ile bakmalıyız. tarihsel hiçbir kavga, hiçbir anlaşmazlık ırkçılığı aklamaz, normalleştirmez, anlaşılabilir kılmaz. insan olarak da, müslüman olarak tavrımız net olmalı bu konuda. ırkçılık, alçaklıktır!
Settler violence in the West Bank is at unprecedented levels. Together with the United Kingdom, France and Italy, we call on the Government of Israel to end its expansion of settlements. For a comprehensive and just peace based on a two-state solution.
@ilkeratamer Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır.
Kürt meselesi biraz da budur, yapay zeka ile Amedspor forması giydiği için Türk gazeteciye, sarı torba ile ölüm tehdidinde bulunmak, terörist demek.
Terörist olmadığımız için, park cezası dahi olmayan TC vatandaşı olarak yargı yoluyla elimden ne geliyorsa inşallah yapacağım.
Unutmadan bu benim şahsi meselem değil, ülkeyi 7/24 kin ve nefrete teşvik eden bir avuç ırkçının tüm ülkeyi içine çektiği gerilimle mücadele etme zorunluluğu.
Şu olay bizim ülkede olsa acaba emniyette kamera kaydı silinir miydi ya da diğer memurlar birlikte tutanak tanzim ederek kız kafasını yatağa bilerek vurdu yazarlar mıydı?