Siz diyeceksiniz ki; "CHP'den ayrılırlarsa Erdoğan'ın işine gelir."
Sen bizim CHP'den ayrılmamız için üstüne düşen sorumluluğu yerine getiriyorsun zaten. Elinden geleni yapıyorsun.
Toplumda bir karşılığın yok.
Sanıyor ki 2023 14 Mayıs öncesi gibi Türkiye.
Değil!
Üç sene geçti.
O üç sene içinde toplumun dinamikleri değişti.
Biz yerel seçimleri kazandık.
47 yıl sonra Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi'ni birinci parti yaptık.
İlk defa AKP'yi kurulduğu günden bugüne yenen Genel Başkan Özgür Özel'dir.
Zamanı geriye sarıp, bunlar hiç yaşanmamış gibi;
"Ben mahkeme kararıyla geldim, siz de benim altımda toplanın, ben ne dersem o."
Böyle bir şey yok, böyle bir dünya yok. Böyle bir gerçeklik yok.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin meşru lideri Özgür Özel'dir, O'nun yönetimidir.
Kemal Bey'in tek yapacağı şey, partiyi kurultaya götürüp gerçek sahiplerine teslim etmektir; eğer kendisi iktidarla bir iş birliği yapmıyorsa.
Bazıları "bırak şu voleybolu piyasa darda ne olacak onu söyle" diyor. Bu soruyu bana değil de hükümete ve merkez bankasına sormaları gerekiyor. Ama korkudan onlara soramadıkları için bana soruyorlar.
Geçtiğimiz hafta İBB davasında tahliye edilenler arasında yer alan İBB Halkla İlişkiler Şube Müdürü Serap Karay, uzun zaman sonra çalıştığı kuruma dönünce çalışanlar tarafından dakikalarca alkışlandı.
Gaziosmanpaşa Belediyesi Davasında Mahkeme, Hakan Bahçetepe ile Baki Aydöner’in tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.
Aynı dosyada yargılanan Erdal Celal Aksu’nun ise tahliyesine hükmedildi.
Davada bir sonraki duruşma 2 Ekim tarihinde görülecek.
İşadamı Hüseyin Başaran diyor ki…
Haluk Levent, “Yurt yapacağım” diye kandırmış.
“AB fonlarıyla ödeme yapacağız, bunun için tapu devri lazım” bahanesiyle 60 milyon dolarlık 22 taşınmazı devralmış.
Bu hikaye ikna edici değil.
Hiçbir işadamı bu zokayı yutmaz.
İşin içinde iş var.
Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner adliyeye sevk edildi. Kendisine sorulan iptal edilen ihalede iddia edildiği gibi bir kamu zararı yok, aksine KİK ve Danıştay'ın da hukuka uygun bulduğu aylık 4,5 milyon TL'lik bir kamu tasarrufu var.
Kendi iradesiyle ülkesine dönen bir başkan için tutuklama tedbirinin ölçüsüz olacağı gün gibi ortadadır.
Suçlamaların dayanağı hukuki değil, algı odaklıdır.
Güner'in serbest bırakılması ve Çankaya halkına hizmete devam etmesi adaletin yerini bulması için adaletin ve halk iradesine saygının gereğidir.
Süreci gün boyu yakından takip edeceğiz.
🔴#SONDAKİKA | Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu'na rest çekti:
• "Kimse yeni partinin kurulmasına meraklı değil ama partimizi baraj altına çektiğin için partililer yeni partiyi soruyor.
• Yeni partiyi, bu ülkede artık yaşayamayacağım diyen gençler soruyor.
• Ondan sonra diyorsun ki, 'Anlamadım, niye yeni parti diyorsun?'
• Hem seçilmeden geleceksin, AK Parti yargısıyla atanacaksın olmayan mazbatanla.
• İradesi sakatlandı dediğin 500 delege sana oy vermiş. Bundan bir şey anlar insan ya."
Aziz İhsan Aktaş'a rüşvet verdiğini iddia ettiği Erdal Celal Aksoy sordu:
"Para verdiğinizi iddia ediyorsunuz..
Para nerede? Kime verdiniz?"
Aziz İhsan Aktaş: "Gürkan Dölekli verdi parayı siz almadıysanız O zaman Ekrem İmamoğlu'na gitmiştir"
Mayıs’tan Mayıs’a 12 ayın cari açığı 37 milyar$. Borçlanma ağırlıklı olmak üzere 35 milyar$ dış kaynak bulunmuş.
Rezervler 2 milyar$ azalmalıydı. Hayır 32 milyar$ azalmış.
30 milyar $, net hata noksan.
Yani kaynağı bilinmeyen 30 milyar $ çıkış var.
Tarihi bir kaçış/eksilmedir
Gazeteci Şaban Sevinç, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’daki ofisinin, araçlarının ve korumalarının bazı giderlerinin bir iş insanı tarafından karşılandığını söylediği kişinin Nafer Capar olduğunu açıkladı, yapılan ödemeleri yazdı:
2023’te miting sahnelerinin düzenlenmesi işi için CHP’den 240 milyon lira (13,6 milyon dolar) aldı.
4 Kasım 2023’teki kurultay salonunun düzenlenmesi işi için CHP’den 50 milyon lira (1,8 milyon dolar) aldı.
Fatih Altaylı: “Arınmadan bahseden Kılıçdaroğlu, bir iş insanından, CHP’ye iş yapan bir müteahhitten para alıp ofislerinin masraflarını karşıladığını itiraf etti ya, artık “arınma” lafını ağzına almasın.”
Kamuoyunda "İBB Davası" adıyla bilinen İstanbul 33. (kapatılan 40.) Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında "süre kısıtlaması" uygulamasına itiraz ettik.
Dilekçemizde, Mahkeme tarafından sanıklara ve müdafilere "konuşma hakkı" verilmeksizin yapılan tutukluluk incelemelerinin ve savunma sırasında getirilen süre kısıtlamalarının Adil Yargılanma Hakkı'na aykırı olduğunu, bu durumun ileride başka Savunma Hakkı ihlallerini de beraberinde getireceğini belirttik.
Bu konuda Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından "mutlak kanuna aykırılık sebebiyle" verilen Bozma Kararına ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından "Ergenekon Hakimlerine" verilen mahkumiyet kararına da atıf yaptık.
İtiraz dilekçemizde hukuka aykırı bu uygulamalardan dönülmesini aksi halde dilekçemizin itirazımızı incelemeye yetkili İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesini de talep ettik.
#HukukGüvenliği #AdilYargılanmaHakkı #SavunmaHakkı
İŞTE VAHDETTİN'İN KAÇIŞININ BELGESİ
İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı İngiliz General Sir Charles Harington, Vahdettin’in kaçışını şöyle anlatıyor:
“15 Kasım Çarşamba günü yemekte iken sultanın yaveri geldi. Sultanın, cuma selamlığına çıktığında öldürüleceğini düşündüğünden hayatını kurtarmam için bana haber yolladığını bildirdi. Ben, sultanı kaçırmakla suçlanmamak için bu talebin yazılı olarak yapılmasını istedim.”
Bunun üzerine Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı Harington ’a şöyle bir kişisel mektupla başvurdu:
“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına. İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim. 16 Teşrin-i sani 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin.” (Sir Charles Harington, Tim Harington Looks Back, John Murray, London, 1940, s. 125; Oral, s.474)
Harington, daha sonra yazdığı kitapta, Vahdettin'in bu sığınma belgesinin orjinalini çerçeveletip bir hatıra olarak evinin duvarına astığını da yazacaktı.
Vahdettin, 17 Kasım 1922’de oğlu Ertuğrul ve yanındakilerle birlikte İngiliz HMS Malaya zırhlısı ile Malta adasına kaçtı.
Vahdettin, 20 Kasım 1922’de İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington’a, 25 Kasım 1922’de de Büyük Britanya Kralı ve Hindistan İmparatoru V. George’a, kendisine yardım etmelerinden dolayı bir teşekkür telgrafı gönderdi. Vahdettin, Britanya Karlı’na gönderdiği telgrafı şöyle bitiriyordu:
“Majestelerinize en derin minnetlerimi sunarım. Majestelerinizin ailesinin tüm mensuplarının sağlık ve refahı için Allah’a dua ederim.” (Oral, s. 474; Sonyel, s. 200)
Dikkat edilirse, Vahdettin, iltica mektubunu “Müslümanların Halifesi” sıfatıyla imzalamıştı. Çünkü İngilizler, Vahdettin’in halifelik sıfatı sayesinde sömürgelerindeki Müslümanları kontrol etmeyi planlıyordu. Ancak bu İngiliz oyununu da Mustafa Kemal (Atatürk) bozdu. TBMM, 18 Eylül 1922’de Vahdettin’in halifelik yetkilerini elinden aldı, Abdülmecit Efendi’yi “halife” seçti.
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/uELkSWIPWl
📣 Tütüncübaşı Şükrü, Vahdettin’le Birlikte Nasıl Kaçtıklarını Anlatıyor:
1️⃣- Vahdettin’e kırk yıl boyunca aralıksız hizmet eden Tütüncübaşı, efendisiyle birlikte meçhule giden yolculuklarını en başından şöyle anlatıyor:
2️⃣- "Sultan Vahdettin’in yanında benim kadar uzun kalmış başka emektar bulunmadığı için, tamamıyla mahremi esrarı olmuştum. Bana uzun yılların tecrübesiyle, son derece itimat eder, benden hiçbir sırrını saklamazdı.
3️⃣- Gizlice kullandığı konyağını bile bana aldırır, aşklarını bana açar, politika işlerine beni vasıta kılar, hülasa bütün hususi işlerini bana gördürürdü. Onu her gece ben soyar, her sabah ben giydirirdim. Kahvesini ben pişirir, sigarasını ben hazırlardım.
4️⃣- Hele Anadolu’daki Milli kuvvetlerin zaferiyle, vaziyetin müşkülleştiği günlerde, yakınlığı bütün bütün artmıştı. O günlerde üstüne bir durgunluk çökmüştü. Düşüncelere dalmıştı.
5️⃣- İşte o sırada hiç unutmam 16 Teşrinisani (Kasım ) 1922 günü, sabah kahvesini götürdüğüm zaman tuhaf tuhaf yüzüme bakarak;
-Şaşkın şaşkın ne duruyorsun karşımda? Git, bana bir kahve daha yap, dedi.
6️⃣- Onu ilk defa bu kadar sinirli ve bitkin görüyordum. Geceyi uykusuz geçirdiği belliydi.Sesi bile sönükleşmişti. İkinci kahveyi götürdüm. Her zamanki gibi bir kenarda durdum. Yaklaşmamı işaret etti.
7️⃣- Niçin gittiğimiz malum... Fakat nereye gidiyorduk, akşama kadar bunu düşüne düşüne üzüntü içinde kıvrandım. İstanbul’dan hiç ayrılmamıştım. Hatta fırsat bulup, Kayseri’ye sılaya bile gidememiştim. Şimdi kim bilir hangi uzun, sonu gelmez yollara düşecektik.
8️⃣- Hava kararırken, “Efendimiz seni istiyor” dediler. Yanına vardığım zaman, yine aynı halde, sinirli görünüyordu.
-Yarın sabah, şafak sökerken, saraydan çıkacağız. Bu gece, buradan bir yere ayrılma. Ailene bile veda etmeyeceksin.
9️⃣- Yalnız şunu al, bir bahaneyle evine bırak. Eşyanı hazırla...
-Hazır efendimiz.
Saraydakilerin büyük bir kısmı Milli kuvvetlere taraftardı. Bir kısmı da ne olacağız? diye düşünmekten kime taraftar olacağını şaşırmıştı.
🔟- Gece gözüme uyku girmedi. Düşüne düşüne sabahı ettim. Ortalık ağrırken, biraz dalmışım. Haremağalarından Hayrettin Ağa uyandırdı. Hayrettin ağa ile birlikte; hareme giden kapıdan girdik ve arka kapıdan, yani Şişli’ye giden yola açılan kapıdan çıktık.
1️⃣1️⃣- Bir de baktım ki; Başmabeyinci Yaver paşa; Mızıka-yı Hümayun Kumandanı Zeki Bey, Doktor Reşat Paşa, Seccadeci İbrahim, Esvapçıbaşı İbrahim; Berberbaşı Mahmud ve Haremağalarından Mazhar da bavulları ellerinde; oradalar. Kafile büyümüş diye içime bir ferahlık geldi.
1️⃣2️⃣- Sultan Vahdettin, oğlu Ertuğrul’ la beraber yanımıza geldi. O sırada, İngiliz kumandanı General Harrington da göründü. Hepimiz dilsiz gibiydik. Ses seda yok. Kapalı otomobiller önümüzde sıralandı. Çantaları, bavulları yerleştirdik. Padişah, oğlu ve General Harrington’ la öndeki arabaya bindi.
1️⃣3️⃣- Arkadakilere de biz girdik. O kadar erkendi ki, yollarda, fasılalarla dizilmiş silahlı İngiliz askerlerinden başka kimse yoktu. Doğru Tophane ‘ye gittik. Rıhtımda bekleyen İngiliz istimbotuna geçtik
1️⃣4️⃣- Mukadderat, diye mırıldandı, mukadderat Şükrü... Malta’ya gidiyoruz. Öyle icap etti. Oradan sonra, bakalım kısmet nereye ise. Sen şimdi çantaları aç, gecelikleri filan çıkar.
1️⃣5️⃣- Sonra geminin mutfağını bul. Kahvemle yine sen meşgul ol…
Dediğini yaptım. O gün altmıştan fazla sigara, sekiz fincan kahve içti. Mukadderattan başka laf etmedi.
1️⃣6️⃣- İstanbul’dan hareketimizin dördüncü günü sabahı Malta’ya vardık. Padişah bu yolculuğu rahat geçirmişti. Yalnız üçüncü günü İstanbul hasreti duymaya başlamıştı. Bilhassa, sarayda kalan üç zevcesinden Nimet Kadınefendi’yi özlemişti.
Tayyip Erdoğan’ın bir dönem hocası olduğu öne sürülen Kemal Efendi’nin kurucusu olduğu Kasımpaşalı Kemal Efendi İlim ve Hizmet Vakfı’na 2016 yılında Fatih’te 25 yıllığına bedelsiz tahsis edilen taşınmaz, İBB komisyonunun kararıyla geri alındı. (İlayda Kaya/BirGün)
“Kemal Bey bağış paraları ne oldu, açıkla!”
Fatih Altaylı, cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde milyonlarca lira bağış toplayan ve banka hesabına aktarılan Kılıçdaroğlu’na bu paraların akibetini sordu:
“Şimdi kamuoyu bir başka paranın akıbetini sormak istiyor.
Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı sırasında toplanan “Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu Bağış Kampanyası”nda toplanan paranın akıbetini.
Biliyorsunuz, cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında adaylar bağış toplayabiliyorlar.
Muharrem İnce adayken farklı bankalarda açtığı hesaplarda bağış topladı.
İnce son derece şeffaf biçimde 143 bin vatandaştan 25,9 milyon TL bağış topladığını açıkladı.
Bu o günkü kurla 4 milyon 700 bin dolar ediyordu. (Ali Tarakçı’nın araştırması)
Kemal Kılıçdaroğlu da bağış kampanyası yaptı.
İş Bankası, Ziraat Bankası ve Vakıfbank’ta açtığı hesaplarda bağış topladı.
Ancak Fizik Öğretmeni Muharrem İnce’nin aksine, maliye müfettişi Kemal Kılıçdaroğlu bu bağışların ne kadar olduğunu, nereye nasıl harcandığını, tamamının harcanıp harcanmadığını hiç ama hiç açıklamadı.
Muharrem İnce 4,7 milyon topladı ise Kılıçdaroğlu büyük ihtimalle bunun birkaç katı bağış toplamış olmalı. Ama biz bunu öğrenemedik.
Her yerde arınmadan, temizlikten bahseden Kayyum Kemal Bey, bu halkın Cumhurbaşkanı seçilmesi için ona yaptığı bağışları hiç ama hiç açıklamadı.
Hesabını vermedi.
Büyük ihtimalle “tıpış tıpış” mantığı ile “Bana bağışladınız, size mi hesap vereceğim?” diye düşündü.
Tıpkı benim iki yıldır sorduğum, “Kemal Bey bunca ofis, bunca çalışan, bunca lüks araç, bunca masrafın finans kaynağı ne?
Emekli maaşınızla mı karşılıyorsunuz, birileri destek oluyorsa kim ve ne için destek oluyor?” sorularıma yanıt vermediği gibi.
Ve kim bilir belki de Kayyum Kemal Bey o bağışlarla gelen parayı cumhurbaşkanı seçilmek için değil, CHP’nin başına yeniden geçme yolunda kullanmayı tercih etti.
Ben yine de soruyorum, arınmadan bahseden Kayyum’a.
“Bağış paraları ne oldu? Açıklayın.”