(Pazar Yazısı)
"SULTANIM!"
Eskiden oluyordu; ama bu çağda suyun kaldırma kuvvetini, yerin çekim gücünü bilmeden; yağmurun ve karın nasıl bir etkileşimle oluştuğunu öğrenmeden; sosyolojiyi, psikolojiyi, kimyayı, matematiği, edebiyatı; Marx’ı, Engels’i, Hegel’i, Darwin’i, Bernard Shaw’ı; İnsan Hakları Beyannamesi’ni, Mecelle’yi, Hakkâri’yi, Konak Meydanı’nı, Balıkesir höşmerimini, Kayseri pastırmasını, İsmail Dümbüllü’yü, orta oyunu, köy odasını, İspanyol siestasını, kayluleyi, kulleteyni, Ayvalık zeytinyağını, Van otlu peynirini; Hollanda ineğinin sütüyle Anadolu’nun yerli kara sığırının sütü arasındaki farkı bilmeden âlim olunmuyor!
Sümer kıyafetini, İskoç giysisini, Amerikan jean’ini, Yörük kepeneğini; Batı’yı, Doğu’yu, Hint’i, Çin’i, Yemen’i, bizim köyü; harmandalını, flamingo dansını; İtalyan sanatçı Andrea Bocelli’yi, Özay Gönlüm’ü, Homeros’u, Picasso’yu, Bedri Baykam’ı, Tolstoy’u, Sokrates’i, Ahi Evran’ı, Kenan Evren’i, Âşık Veysel’i, âşık olmayan Veysel’i; meşe ağaçlarının üstten sekiz bin yüz on ikinci yaprağının renginin diğerlerinden neden bir ton farklı olduğunu; uzayı, zerreyi, küreyi; yerde sürünen solucanı, sürünemeyen karatavuğun neden sürünemediğini bileceksin!..
Malûmat düzeyinde değil; harbiden bileceksin! Merak edeceksin! Tarihtekilerin emeklerinin üstüne çullanıp nakilcilik yapmayacaksın! İbn Arabî öyle dedi diye, anlayamadım diye, bir yere oturtamadım diye “yarı ilah” deyip geçmeyeceksin! Arabî’nin, Rumî’nin, Geylanî'nin, Rabbanî'nin ve sair insanların ilah olmadıklarını; mezarlarının başına gidip bir Rabbena duası eşliğinde taşlarına fısıldayacaksın!
Onların günahlarını azaltacaksın! Onların da insan sayılmaları gerektiğini, affa muhtaç olduklarını, tımarhanelerin o zamanlar pek işlek ve muteber olmadığını, insana ilişkin her platformda söyleyeceksin!
“Üç gulhü bir elham” olmaz!
Aklın kullanılması giderek yaygınlaştığı için akla sövmeyeceksin. Sen de kullanacaksın ve aklın ürünlerini koyacaksın tezgâhına. Beceremiyorsan, kokuşmuş ürünlerini kendin yiyip gebereceksin! Mesela sekiz bardak deve sidiğini bir dikişte içip harakiri yapacak, akledenlerin önünü açacaksın!
Eskiden transa geçip “keşif yoluyla” biliniyordu tüm bunlar. "Bitmeyen çorbalarla" akıllar çorba edilebiliyordu! Çünkü “akıl” ve aygıtlar bu kadar gelişmiş değildi, bu kadar yaygın kullanılmıyordu.
Herkes kafatasındaki beyin kadar yetkin olmayan başka organlarıyla, makineler kadar objektif olmayan el yordamıyla yaşıyordu.
Aslında çoğu kaptı; ama tersten kaptı aklın ürünlerinin önemini. Adam bir adet kefen satabilmek için, bir şişe parfüm; bir tövbe pazarlayabilmek uğruna, dünyayı şeyhinin yönettiğine inandırmak için mahalle mahalle, köy köy adam arıyordu eskiden. Şimdi radyolar, televizyonlar, internet kullanıyorlar. Resim hâlâ “haram” olsa da(!)…
Gerçi bunlar biraz kimya, fizik vs. bilse; mesela eşyanın tabiatını öğrenseler, civadan falan filan anlasalar, göz bağcılığı ve hokkabazlık mesleğini daha güzel icra ederler!..
Fethullah şeytanı bile teknolojik putçuluk yapıyormuş! Aygıtlarla dinlettiği insanların sülalesinin isimlerini sayıyormuş!.. Cinlerin yardımıyla yapılırdı eskiden bunlar…
Şimdi sayın efendi hazretleri! Direkt “keşif” falan deyince, uçakları kuyruğundan yere serdiğini söyleyince; “İsrail-Filistin, Suriye-Amerika, Adana-Ceyhan, Balıkesir-Bandırma, Malkara-Keşan” deyiveriyor çoluk çocuk!..
Sen “basit” işlerle değil; uzayla, kâinatla ilgilendiğini söylüyorsun!
Başka bir keşif ehli de: “Uzay işleri manyak manyak işlerdir!” diye gürlüyor.
Sen sessizliğe gömülüyorsun. Moralin bozuluyor. Efkâr dağıtmak için Orhan Baba veya Bocelli dinleyemiyorsun; neşelenmek için Özay Gönlüm yada Bedia Akartürk vs...
Harmandalı veya horon, veya flamingo, ya da çiftetelli zaten haram(!)
Göğe bakmak da yasak. Çünkü mavi bir tabloyu hatırlatır; ya da çıplak "nü" bir resmi… Maazallah dinden çıkarsın(!)
Otur postuna, pinekle sabah akşam…
Elbet bir “vahiy” getirecektir şeytan!
Doğru veya yalan fark etmez. “Vahiy vahiydir!”
Emeksiz, gayretsiz hem uzayı hem eşyanın künhünü biliverirsin. Sonra emek verenlerin yaptıkları aygıtlarla uzayı kaç bin meleğin tuttuğunu, başlarında ne renk sarık olduğunu anlatırsın.
En büyük sevap tam da budur! Uzayın nasıl bir şey olduğunu senden daha iyi bilebilir on yaşındaki çocuk; ama etrafına kaç adam toplayabilir? Sen müşterilerini toplar, kârını da gani gani alırsın!..
Zaten âlim olmak değildir maksat. Bilmek değildir.
Maksat: “Direkt bilgilenmektir göklerden!”
İnsanlar aklederek, emek vererek; “insan ötesi” varlıklar ise postunda pinekleyerek öğrenir her bir şeyi. Buna “ledün ilmi” (gizli ilim) derler.
Gökten gizli gizli haber araklayana Allah “şeytan” dese de, dünya denen garip yerdeki garip bazı yaratıklar “ilah” diyor.
Bu da zaten sana yetiyor. Biz sıradan insanlar için bilmek acı çekmektir; lakin senin için “bilgi”, gök sofralarından nasiplenmektir(!)..
Neşelenmek için harmandalına da ihtiyacın yok; kafayı dinlemek için Yörük çadırında yıldızları seyretmene de… Senin kafa her zaman güzel, sultanım!!!
“Kara baht, kem talih”; kara ve uzun geceler; batası zalim dünya; yırtılacak gibi duran beyin damarları!.. Hepsi bizde!..
Değil mi ki senin kadar kolay yaşayacak bir görme mesafesine sahip değiliz!.. Eşyanın özüne, uzayın katmanlarına, şeytanların söylediklerine, Levh-i mahfuzun satırlarına, insanların kalplerine, yarınların getireceklerine, cennete kaç mürit alınıp, kaçar bin huriyle izdivaç gerçekleştireceklerine..!
Bizler hep habersiz kalacak ve habersiz öleceğiz!.. Senin eteklerine monte edilmiş cenneti hiç görmeyecek bir akıbet bizi bekliyor!..
Senin ve müritlerin gibi değiliz! Bir ��irke bin ecr alacak yeti ve din bizde yok!
Biz sadece "yarın bana ve size ne olacağını bilmem" demesi emredilen ve böyle diyen bir rasülün ümmeti; "sadece Bana kulluk edin" diyen Allah'ın garip ve mümin kullarıyız. Sen ve senin müritlerin ise taa oluştan, doğuştan, yaradılıştan şanslı sultanım!!!
Bizim işler zor, bizim dertler ağır sultanım!!!
Ramazan Yaman
Plajda çocuğunu uyutmaya çalışan kadın, telefondan polis arabası sesi açmış ve "Bak polis geldi, çabuk uyu!" diyor.
Bu halkın otoriteyle kurduğu arızalı ilişkiyi düzeltmek en az birkaç nesil alacak.
Psikoloji lisans mezunu psikolog arkadaşların psikologlar gününü kutluyor, halkı sahte psikolog istilasından kurtaracak olan ruh sağlığı meslek yasasının bir an önce çıkmasını diliyorum.
#10MayısPsikologlarGünü
“Toprak atmayın meleğime” diyen bir baba, “Keşke kurşunla öldürselerdi, çok acı çekmiştir benim kızım” diyen bir anne ; başka erkek eli değmesin diye tabutunu taşıyan kadınlar … Seni ve kaybettiğimiz nicelerini unutmadık, unutmayacağız …. #ÖzgecanAslan
@Rakiciyimm@ononsahne Nergisin kimden geldiğini bulmaya çalışırken .. sonra da kokusuna takılıp kalır ve yemekle koklamak arasında şaşırırsam … https://t.co/x2mdCSBX62
Maruz kalan açısından etkileri ağır olan bu travmatik etkinin,dijital linç kültürünün,psikolojik şiddetin sorumlusu hepimiziz.İzleyen,paylaşan, kınayan,dışlayan,sevgisiz bırakan,yalnızlaştıran,görmezden gelen,yardım ettiğini sanıp zarar veren #esraerol#mügeanlı#EsraErolda
Maruz kalan açısından etkileri ağır olan bu travmatik etkinin, dijital linç kültürünün ve bu psikolojik şiddetin sorumlusu hepimiziz.İzleyen,paylaşan, kınayan,suçlayan,dışlayan,sevgisiz bırakan,yalnızlaştıran,görmezden gelen,yardım ettiğini sanıp zarar veren #EsraErolda#mügeanlı
Bir genç kız;kitleler linç kültürüne ve mağduru suçlamaya çok yatkınken, kitle baskısı etkisi ile yeni travmalara yol açabilecek tepkilere maruz kalma riskine rağmen toplumun gözü önünde yargılandı,psikolojik şiddet ve istismara uğradı ve biz seyirci kaldık #esraerol#muegeanli
@akcoseda Maruz kalan açısından etkileri ağır olan bu travmatik etkinin, dijital linç kültürünün ve bu psikolojik şiddetin sorumlusu hepimiziz..İzleyen,paylaşan, kınayan,suçlayan,dışlayan,sevgisiz bırakan,yalnızlaştıran,görmezden gelen,yardım ettiğimizi sararken bile zarar veren…👏👏
@akcoseda Bir genç kız; kitleler linç kültürüne ve mağduru suçlamaya çok yatkınken, kitle baskısı etkisi ile yeni travmalara yol açabilecek tepkilere maruz kalma riskine rağmen toplumun gözü önünde yargılandı,psikolojik şiddet ve istismara uğradı..ve biz seyirci kaldık yine ..
Geçmiş olsun Bingöl.
Yayladere ilçesinde meydana gelen 4,7 büyüklüğündeki #deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir ihbarın bulunmadığı bilgisi alınmıştır.
Gelişmeleri takip ediyoruz.
Yangın düşerken gidene de kalana da mutluluk nasıl kalır yerinde azalmadan.hiçbir canın acı çekmediği,zarar görmediği bir dünya ütopya olmasa..unutacağımız bir haber değil sadece ;yok olan hayatlar,umutlar ve el uzatmak için geç kaldığımız çaresizlikler
#MuratÖgretmenimGittin
Önce niyetlere dikkat etsek;o niyeti de sözün sahibi bilir,bilsek.. Havva ,cahil derken ne kastedilmiş. Ahzab,72 “Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara teklif ettik;ama onlar yüklenmek istemediler.Ondan korktular ve onu insan yüklendi. Şüphesiz insan çok zalim,çok cahildir
Hallac-ı Mansur “Ene’l-Hak!”(Ben Hakkım!) diye inlerdi.
Halk ikiye bölündü.Bir kısmı zâhire göre hükmetti,dinden çıktığını ileri sürdü.Bir kısmı ise bu sözüyle benliğini reddettiğini söyledi.Sözün hakîki mânâsı:”Ben yokum. Hak vardır.Her şey O'dur,Her şey O'ndandır."demekti
Havva
@kekillimurat Hallac-ı Mansur “Ene’l-Hak!”(Ben Hakkım!) diye inlerdi.
Halk ikiye bölündü.Bir kısmı zâhire göre hükmetti,dinden çıktığını ileri sürdü. Bir kısmı ise bu sözüyle benliğini reddettiğini söyledi.
Bu sözün hakîki mânâsı:”Ben yokum. Hak vardır.Her şey O'dur,Her şey O'ndandır."demekti