Ve bir de çaresizlik vardı, bu dünyanın en kötü hissiydi. Çünkü çaresizlik, bir insanın kafasının içinde dönen düşünce, istek ve hislerin bir türlü eyleme ve icraata dökülememesiydi, yazgının istediği gibi çizilememesiydi, dışa vurumun rahat rahat gerçekleştirilememesiydi.
Öyle günler geçiriyordum ki, yapılan aptallıklara olan duyarlılığım yavaş yavaş yok oluyordu. Tahammül seviyem doğal bir şekilde yükseliyordu. Ama istemiyordum, bu insanlarla, bu düşüncelerle, bu toplumla beraber aynı havayı solumayı istemiyordum.
Zafere inandırılmış bir insan her zaman olabileceğinden çok fazlasını ister, umudunu yitirmiş ve kendini izole etmiş bir insan ise tüm çabaları bir kenara bırakarak, karanlık zindanına çekilmiştir artık. Onun için yaşamın ağırlığının hiçbir anlamı yoktur.
Yaşadığım şeyler bir hülya değil, bir düzmece değil, bir yalan değil, bir film hiç değil. Tamamıyla arzu edilen için verilen çabanın bir insan üstüne yansımış hali. Uğraşmak, didinmek, inandırılmak, hüsrana uğramak ve kandırılmak. Tüm bunlar çektiğimiz sancıların bir parçası.
Toksik insanları sildim, yaralarımı sardım, kötü alışkanlıkları bıraktım, geçmişi yok ettim, geleceğe inandım ve gittiği yere kadar sizinle ve düzeninizle başa çıkmaya devam edeceğim. Her şey oluruna varacak ve istediğim kıvama ivedi bir şekilde gelecek. Şüpheniz olmasın.
Aynı şartlarda mücadele etmedik, siz güçlü olmanıza rağmen bana yenildiniz. Benim zaferimin en büyük etkeni inancımdı, sabırımdı, hayallerimdi, acılarımdan aldığım güçtü. Şimdi ise daha güçlü bir şekilde, işte ben buradayım. Tatlı canına güvenen varsa çıksın karşıma.
Önümde dağlar kadar ömür, mücadeleye değer bir amaç, hayali bile zevk veren bir yaşam var. Kendi ütopyamın kralı olana kadar doğru bildiğim amaç ve inançtan bir an olsun vazgeçmeyeceğim. Terimin son damlasına kadar savaşmayı kendime ilke edineceğim.
Yaşadığımız hayat, inançlarımız, düşüncelerimiz ve sevgilerimiz birer palavradan ibaretti. Bataklığa gömülmüş insan yaşamında tek gerçek kitaplardı. Çıkarsız bir itin bile sahibine sadık olmayacağı bu ekolojide insanlar birbirlerini apaçık kandırıyorlardı.
“Hiç kuşkusuz, yaşam tadına varılmak için değil, atlatılmak, geride bırakılmak için vardır.”
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer
[ Sayfa 115 ]
“Tek ihtiyacı bir miktar sevgi olan insanlara karşı en kötü duyguların başrolü oldunuz, leş düşüncelerinizle bir ömür boyu yaşayın. Hayatta hak ettiği hiçbir şey olmayan sizler, büyük bir acizlik ve rezillik içerisindesiniz.”
“Elimde olsa dünyayı küçümserdim;
İyisine de kötüsüne de yuf çekerdim;
Daha doğrusu bu aşağılık yere
Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm.”
Rubailer, Ömer Hayyam
“Düşmanlarından ne yakınırsın?
Senin olduğun gibi oluşunu
Sessizce, sonsuz bir suçlama olarak gören
Dostların gibi mi olsalardı?”
—Goethe, Doğu-Batı Divanı
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer
"Onun gözyaşlarını görünce yelkenleri suya indiriyorum sanırım" dedi. "Birbirimize sarıldığımızda pek fazla şey düşünmüyorum."
Bir Psikiyatristin Gizli Defteri, Gary Small
[ Sayfa 155 ]
“Bütün hayata karşı bir mide bulantısıyla uyandım. Yaşamak zorunda olmanın dehşeti yataktan benimle birlikte kalktı.”
Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa
[ Sayfa 206 ]
İnsanlar günümüzde ahlak travması yaşıyorlar. Ve bu travmanın belirtileri sonsuza dek sürecek. Çünkü insanlar birbirleri arasındaki ilişkilerin temellerini sevgiye veya güvene değil, karşılıklı çatışmaya ve çıkar tüccarlığı üzerine kuruyorlar.
Sevgisini gösteren kaybedecek. Çünkü yozlaşmış ve bencilleşmiş bir dünyada yaşıyoruz ve duyguları açıkça belirtmek artık günümüzde yenilgi olarak varsayılıyor. Bu yargıyı fazla genellenmiş görseniz de, bu bugünün ve yarının budalalığı olarak kalmaya devam edecek.