Diyetisyen Büşra Çalışkan, yumuşatıcılar konusunda uyarıyor:
♦️ Çamaşırlarınızda sakın ama sakın yumuşatıcı kullanmayın.
♦️ Çünkü içerisindeki kimyasallar ne yazık ki astım, bronşit ve alerjiler yapıyor.
♦️ Şu anda dışarı çıktığımızda herkes aksırıyor, tıksırıyor, gözler sulu, burunlar akıyor.
♦️ Hiç kimse fark etmiyor, tozdan zannediyor, bahar alerjisi diyor ama hayır.
♦️ Bunun en büyük nedeni çamaşırlarımızda kullandığımız o yumuşatıcılar.
♦️ Bunları makine ne yazık ki deterjan gibi tamamen çözmüyor, yarı çözünür halde bırakıyor.
♦️ Bu nedenle zaten o kokusu kalıyor ve o da bizde alerji yapıyor.
♦️ Biz zannediyoruz ki o mis gibi kokuyu duyduğumuzda her şey tertemiz oldu.
♦️ Halbuki kimyasal yükünü direkt giydiklerimizle vücudumuza veriyoruz.
♦️ Üzerinde kalıntı bıraktığı için tene direkt olarak yapışıyor.
♦️ Burada da hormonları ve tiroidleri doğrudan etkiliyor.
Turkey suffers from a chronic illusion of grandeur. A bubble inflated by symbolism, nationalism, and repetition.
Massive convoys for a football team eliminated without scoring a single goal. Endless boasting about NATO’s second-largest army - formidable against Kurdish guerrillas, invisible everywhere else.
A defence industry promoted as a revolution, yet Iranian missiles expose the gap between propaganda and power.
The rhetoric is imperial. The results are humiliating.
When a country has to remind the world every single day how strong and important it is, it’s usually because it isn’t.
Real power speaks for itself.
Sen maydonozu pestisitli, menemen yediği için kanser olan, ekonomisi Zimbabve’ye dönmüş bi ülkenin vatandaşısın. Senin futbol gibi bi lüksün olabilir mi? Rabbim yüzümüze güldü de iki haftada elendik, yoksa yaz boyu kafamız ütülenecekti.