Ben Nasıl Bir Kürdistan İstiyorum?
Ben sadece bir Kürdistan devleti kurulmuş olsun diye devlet istemiyorum. Nasıl bir ülke olacağını, nasıl yönetileceğini, insanına nasıl davranacağını da önemsiyorum.
Ben laik ve demokratik bir Kürdistan istiyorum.
Dinin devlet üzerinde, devletin de insanların inancı üzerinde tahakküm kurmadığı bir ülke. Müslümanın, Hristiyanın, Êzidînin, Yahudinin, ateistin aynı hukuk karşısında eşit olduğu bir ülke.
Ben sosyalist tek parti devleti de istemiyorum, dinci bir devlet de. PKK’nin, KDP’nin, YNK’nin veya başka herhangi bir örgütün ve partinin devleti olmasını da istemiyorum. Partiler gelir gider. Devlet ve kurumlar halka aittir.
Zengin bir Kürdistan istiyorum. Ama zenginlikten kastım birkaç siyasetçinin, ailenin veya şirketin zenginleşmesi değil. Kişi başına geliri yüksek, güçlü bir orta sınıfı olan, iyi eğitim veren, bilim ve teknoloji üreten, dünyaya mal ve hizmet satan bir ülke.
İnsanların yalnızca karnı doyduğu için iktidara şükretmek zorunda bırakılmadığı bir düzen istiyorum. Devletin vatandaşa ekmek verdiği için lütuf yaptığını düşündüğü değil, vatandaşın ödediği verginin hesabını devletten sorduğu bir düzen.
Devlet başkanı sarayın sahibi olduğunu değil, geçici süreyle görevlendirilmiş bir kamu görevlisi olduğunu bilmeli. Başbakan da bakan da milletvekili de aynı şeyi bilmeli.
Seçimi kaybeden gitmeli.
Devlet başkanı parlamentoya, mahkemelere, basına ve en önemlisi halka hesap verebilmeli. Yolsuzluk yaptığında hangi aileden, hangi partiden, hangi aşiretten veya hangi örgütten geldiğine bakılmadan yargılanabilmeli.
Devlet başkanının fotoğrafının her duvara asıldığı bir Kürdistan istemiyorum. Çocukların liderlere bağlılık yemini ettiği, liderlerin eleştirilemediği, bir kişinin ömür boyu ülkenin kaderine hükmettiği bir Kürdistan hiç istemiyorum.
Özgür basın istiyorum. Bir gazeteci devlet başkanına “Bu parayı nereye harcadınız?” diye sorduğunda cezaevini düşünmemeli.
Bağımsız mahkemeler istiyorum. İktidarın telefonuyla karar değiştirmeyen hâkimler, gerçekten denetim yapan bir parlamento, güçlü belediyeler ve şeffaf bir bütçe istiyorum.
Kadınların erkeklerle tamamen eşit olduğu bir ülke istiyorum. İnsanların nasıl giyineceğine, kimi seveceğine, neye inanacağına veya inanmayacağına devlet karar vermemeli.
Kürtçe elbette devletin ve eğitimin temel dillerinden biri olmalı. Ama Kürdistan’da yaşayan Arap’ın, Türkmen’in, Süryani’nin, Ermeni’nin ve diğer toplulukların dili ve kimliği de hukukla korunmalı. Çünkü benim başkasının devletinde Kürtler için karşı çıktığım şeyi kendi devletimde başka bir halka yapmak istemem.
Norveç’in demokrasisini, Finlandiya’nın eğitimini ve güçlü kurumlarını, İsviçre’nin yerinden yönetim anlayışını örnek alan ama kendi tarihine ve toplumuna uygun kurumlarını kurmuş bir Kürdistan hayal ediyorum.
İnsanların pasaportunu alıp kaçmayı değil, dünyanın başka yerlerinde yaşayabilecekleri halde kendi ülkelerinde kalmayı tercih ettiği bir Kürdistan.
Çocuklarının geleceğini Avrupa’da aramak zorunda kalmadıkları bir Kürdistan.
Devletten korkmayan vatandaşların, vatandaşından korkan bir devletin olduğu bir Kürdistan.
Çünkü devlet halkın efendisi değildir. Halk devletin sahibidir.
Benim istediğim Kürdistan budur.
Sadece bayrağı olan bir ülke değil; özgür, laik, demokratik, zengin ve hukukun üstün olduğu bir ülke.
Ve devlet başkanının göreve başladığı ilk günden itibaren bildiği tek bir gerçek olmalı:
Bu ülke benim değil. Bu makam benim değil. Ben geçiciyim. Halk kalıcıdır.
#Kürdistan #ÖzgürKürdistan #DemokratikKürdistan #LaikKürdistan #Kürtler #Demokrasi #Özgürlük #HukukDevleti #Laiklik #Kurdistan #Azadî @hevidarzana1@GunayAslan1@janilkiz@dilbixwindara
İsrail aptal değil. Mossad hiç değil.
Tom Barrack’ın Suriye dosyasında kimin çıkarlarına daha yakın durduğunu İsrail de görüyor. Benim gördüğüm kadarıyla Barrack, Amerikan temsilcisinden çok Ankara’nın Washington’daki en güçlü savunucularından biri gibi hareket ediyor.
İsrail de bunun farkına varmış görünüyor. Eğer Maariv’in haberi doğruysa artık mesele laf dalaşı değil: “Sana güvenmiyorum, istihbaratımı da vermiyorum” noktasına gelmişler.
Asıl soru bundan sonrası.
Mossad Barrack’ı devre dışı bırakıp kendi doğrudan kanallarını mı güçlendirecek? Şam’la ayrı, Kürtlerle ayrı, Washington’daki Rubio ve diğer güvenlik çevreleriyle ayrı mı çalışacak?
Ben İsrail’in hamlesinin daha yeni başladığını düşünüyorum.
Hadi şimdi tahmin edin: Mossad ve İsrail bundan sonra ne yapacak?
🚨ABD-İsrail İstihbarat Paylaşımı Durduruldu
🇮🇱🇺🇸 İsrail’in, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile istihbarat paylaşımını durdurduğu öne sürüldü
📌 İsrail’in Maariv gazetesine göre karar, İsrail’in Ebu ed-Duhur Havaalanı’na düzenlediği saldırının ardından Barrack’ın yaptığı açıklamalar nedeniyle alındı
🗣️ İsrailli diplomatik kaynaklar: “Bu dosyanın Dışişleri Bakanı Rubio tarafından değil Barrack tarafından yürütülmesinden çok endişeliyiz. Ne yazık ki Barrack Türk çıkarlarına daha yakın. Türkiye’nin niyetlerini ve Suriye’nin eylemlerini gösteren istihbaratı ona iletmeyi durdurma kararı aldık. O bizim tarafımızda değil.”
⚠️ Maariv’e göre İsrail’in Barrack’a yönelik rahatsızlığının iki önemli nedeni daha bulunuyor: Barrack’ın mayıs ayında İsrail ile Suriye arasında “saldırmazlık anlaşması” çağrısı yapması ve Gazze için kurulması planlanan uluslararası istikrar gücüne Türkiye’nin dahil edilmesini savunması
📍 İddia doğruysa, Ebu ed-Duhur saldırısının ardından Türkiye-İsrail gerilimi Washington-Tel Aviv hattındaki Suriye koordinasyonuna da doğrudan yansımış durumda
🚨Suriye Ordusu’nda açıklanamayan kalp krizleri
📍Son dönemde Suriye Geçiş Hükümeti Savunma Bakanlığı mensupları arasında çok sayıda kişinin kalp krizi geçirerek öldüğü duyuruldu
Son olarak Abu Ahlam Al-Mawali ve Mustafa Hijaz adlı kişilerin öldüğü belirtildi.
49 gerilla, ardından 53 gerilla daha… Yıllar önce ölen insanların isimlerini şimdi peş peşe açıklıyorsunuz. Aileler yeniden yıkılıyor, Kürtler yeniden cenazelerle, taziyelerle baş başa bırakılıyor.
Ve tam bu sırada Öcalan çıkıp 15 Ağustos için “olmayabilirdi” diyor.
Bu nasıl bir vicdansızlıktır?
Madem olmayabilirdi, bu çocuklar niye öldü? Madem 42 yıl sonra başlangıç yanlış sorgulanabiliyor, o zaman önce ölenlerin ailelerine hesap verin.
İnsanların evlerine bugün yeniden ateş düşürüp sonra bütün bu ölümlerin başlangıcı için birkaç cümleyle “olmayabilirdi” demek özeleştiri değildir.
Bu kadar canın ardından kimsenin Kürtlere yalnızca yeni bir ağıt borcu yok. Hesap borcu var.
🚨 Şehitler kervanına 53 kahraman daha katıldı
📍Wan nüfusuna kayıtlı 53 gerillanın şehadeti açıklandı
📍Geçtiğimiz yıllarda şehit düşen 53 gerillanın şehadeti ilan edildi
📍Wan’da gerillalar için taziye çadırı kuruldu
Devletin Yoksa Güvenliğin Başkasının İnsafına Kalır
Zonguldak’ta Silopi ve Cizre’den ekmek parası kazanmaya giden Kürt mevsimlik işçiler taşlarla, sopalarla saldırıya uğruyor. Kadınlar ve çocuklar korkuyla araçlara bindirilip bölgeden çıkarılıyor.
İşte bize neden devlet lazım olduğunun en çıplak cevaplarından biri budur.
Devletin yoksa kendi insanının güvenliğini sağlayacak kurumların da yoktur. Sana saldırıldığında kendi polisine değil, başkasının polisine bakarsın. Çocuğun korkuyla kaçarken kendi devletine değil, seni koruyup korumayacağına başkasının karar verdiği devlete muhtaç kalırsın.
Sonra çıkıp Kürtlere “Devlet size ne lazım, komün kurun, demokratik cumhuriyet yeter” diyorlar.
Komün o çocuğu linçten korumuyor. Demokratik cumhuriyet teorisi de taşla saldırıya uğrayan işçinin güvenliğini sağlamıyor.
Çünkü karşıdaki devlet gerçek. Polisi gerçek, jandarması gerçek, savcısı gerçek, valisi gerçek. Kürde önerilen ise yine başkasının devletinin içinde kendisine bir yaşam alanı bulması.
Devletsiz kaldığın sürece bugün Zonguldak olur, yarın başka bir şehir. Çalışmaya gidersin, kimliğin hedef olur. Sana saldırırlar, sonra seni saldırıya uğradığın yerden çıkarıp başka yere götürürler.
Kürtlerin ihtiyacı başkasının kendisini korumasını beklemek değil, kendi halkını koruyabilecek siyasi egemenliğe sahip olmaktır.
Bize “devlet gereksiz” diyenler önce şu görüntülere baksın.
Devletin yoksa, en temel hakkın olan güvenliğin bile başkasının insafına kalır.
İşte bu yüzden Kürtlere devlet lazım.
#Kürdistan #Kürtler #Zonguldak #Silopi #Cizre #Mevsimlikİşçiler #IrkçılığaHayır #KürtlerinDevletHakkı
Zonguldak’ta Şırnaklı mevsimlik işçilere saldırı
🔶 Cizre ve Silopi’den Alaplı’ya giden 70’ten fazla işçi ve ailesinin saldırıya uğradığı bildirildi. Aralarında çocukların da bulunduğu işçiler, kamyonet kasasında panik yaşadı.
Devletin Yoksa Güvenliğin Başkasının İnsafına Kalır
Zonguldak’ta Silopi ve Cizre’den ekmek parası kazanmaya giden Kürt mevsimlik işçiler taşlarla, sopalarla saldırıya uğruyor. Kadınlar ve çocuklar korkuyla araçlara bindirilip bölgeden çıkarılıyor.
İşte bize neden devlet lazım olduğunun en çıplak cevaplarından biri budur.
Devletin yoksa kendi insanının güvenliğini sağlayacak kurumların da yoktur. Sana saldırıldığında kendi polisine değil, başkasının polisine bakarsın. Çocuğun korkuyla kaçarken kendi devletine değil, seni koruyup korumayacağına başkasının karar verdiği devlete muhtaç kalırsın.
Sonra çıkıp Kürtlere “Devlet size ne lazım, komün kurun, demokratik cumhuriyet yeter” diyorlar.
Komün o çocuğu linçten korumuyor. Demokratik cumhuriyet teorisi de taşla saldırıya uğrayan işçinin güvenliğini sağlamıyor.
Çünkü karşıdaki devlet gerçek. Polisi gerçek, jandarması gerçek, savcısı gerçek, valisi gerçek. Kürde önerilen ise yine başkasının devletinin içinde kendisine bir yaşam alanı bulması.
Devletsiz kaldığın sürece bugün Zonguldak olur, yarın başka bir şehir. Çalışmaya gidersin, kimliğin hedef olur. Sana saldırırlar, sonra seni saldırıya uğradığın yerden çıkarıp başka yere götürürler.
Kürtlerin ihtiyacı başkasının kendisini korumasını beklemek değil, kendi halkını koruyabilecek siyasi egemenliğe sahip olmaktır.
Bize “devlet gereksiz” diyenler önce şu görüntülere baksın.
Devletin yoksa, en temel hakkın olan güvenliğin bile başkasının insafına kalır.
İşte bu yüzden Kürtlere devlet lazım.
#Kürdistan #Kürtler #Zonguldak #Silopi #Cizre #Mevsimlikİşçiler #IrkçılığaHayır #KürtlerinDevletHakkı
Yıllardır istisnasız her yaz Kürt mevsimlik işçiler ırkçı saldırılara maruz kalıyor ve saldırganlar cezasızlıkla ödülendiriliyorlar. Kürt işçilerin can güvenliğinin tartışmalı olduğu yerde Türk imtiyazını inkâr etmek aydınlık değil, soytarılıktır....
https://t.co/WcKkMMdcvr
Kandil Aşağı Taşınmış, İmralı’da Mahkeme Kurulmuş
Görüşme notları doğruysa manzara gerçekten ibretlik.
40 yıl boyunca “Önderlik çizgisi” diye insanların önüne konulan ne varsa şimdi tek tek başkalarının üzerine yıkılıyor.
15 Ağustos yanlışmış.
Duran Kalkan dogmatikmiş.
Hogır çizgiyi bozmuş.
Botan işi çığırından çıkarmış.
Bahoz oyuna gelmiş.
Kandil hesap yapamamış.
Rojava yanlış direnmiş.
Şehir savaşlarında kadrolar devleti hesaplayamamış.
İsrail tuzak kurmuş.
MOSSAD devredeymiş.
Devlet içindeki klikler süreci bozmuş.
Bir tek Öcalan’ın suçu yok.
İnsan ister istemez soruyor: Bu örgütün lideri kimdi? Bu savaş kimin adına yürütüldü? İnsanlar kimin posterleri altında dağa çıktı? Kongrelerde kimin sözleri “çizgi” kabul edildi? Kime itiraz edenler hain, ajan, tasfiyeci ilan edildi?
Şimdi kırk yılın faturası çıkınca Kandil aşağı taşınmış, İmralı’da mahkeme kurulmuş. Öcalan hâkim koltuğuna oturmuş, eski arkadaşlarını sırayla sanık sandalyesine çağırıyor.
“Sen dogmatiktin.”
“Sen yanlış savaştın.”
“Sen oyuna geldin.”
“Sen beni anlamadın.”
Peki sen ne yaptın?
Meğer 40 yıl boyunca herkes Öcalan adına hareket etmiş ama Öcalan’ın hiçbir şeyden haberi yokmuş.
Başarı varsa “Önderliğin tarihsel öngörüsü”, felaket varsa “arkadaşlar çizgiyi yanlış uyguladı”.
Böyle liderlik olur mu?
Üstelik aynı metinde bir yandan “eylemlerin büyük kısmı benim iradem dışında gelişti” diyorsun, birkaç sayfa sonra da “icrayı benim dışımda kimse yapamaz” diyorsun.
Yani başarısızlığa gelince yetkin yok, iktidara gelince senden büyüğü yok.
Bu artık siyasi özeleştiri değil, kırk yıllık faturayı başkalarının cebine sıkıştırıp kasadan çıkma numarasıdır.
Ama tarih o kadar kolay kandırılmaz.
Bu dükkânın tabelasında 40 yıldır senin adın yazıyordu. Şimdi kepenk kapanırken “Ben burada sadece çay içiyordum” diyemezsin.
Ve o hesabı en başta sen ödeyeceksin.
#Kandil #İmralı #Öcalan #PKK #KürtSorunu #kurdistan
Kandil Aşağı Taşınmış, İmralı’da Mahkeme Kurulmuş
Görüşme notları doğruysa manzara gerçekten ibretlik.
40 yıl boyunca “Önderlik çizgisi” diye insanların önüne konulan ne varsa şimdi tek tek başkalarının üzerine yıkılıyor.
15 Ağustos yanlışmış.
Duran Kalkan dogmatikmiş.
Hogır çizgiyi bozmuş.
Botan işi çığırından çıkarmış.
Bahoz oyuna gelmiş.
Kandil hesap yapamamış.
Rojava yanlış direnmiş.
Şehir savaşlarında kadrolar devleti hesaplayamamış.
İsrail tuzak kurmuş.
MOSSAD devredeymiş.
Devlet içindeki klikler süreci bozmuş.
Bir tek Öcalan’ın suçu yok.
İnsan ister istemez soruyor: Bu örgütün lideri kimdi? Bu savaş kimin adına yürütüldü? İnsanlar kimin posterleri altında dağa çıktı? Kongrelerde kimin sözleri “çizgi” kabul edildi? Kime itiraz edenler hain, ajan, tasfiyeci ilan edildi?
Şimdi kırk yılın faturası çıkınca Kandil aşağı taşınmış, İmralı’da mahkeme kurulmuş. Öcalan hâkim koltuğuna oturmuş, eski arkadaşlarını sırayla sanık sandalyesine çağırıyor.
“Sen dogmatiktin.”
“Sen yanlış savaştın.”
“Sen oyuna geldin.”
“Sen beni anlamadın.”
Peki sen ne yaptın?
Meğer 40 yıl boyunca herkes Öcalan adına hareket etmiş ama Öcalan’ın hiçbir şeyden haberi yokmuş.
Başarı varsa “Önderliğin tarihsel öngörüsü”, felaket varsa “arkadaşlar çizgiyi yanlış uyguladı”.
Böyle liderlik olur mu?
Üstelik aynı metinde bir yandan “eylemlerin büyük kısmı benim iradem dışında gelişti” diyorsun, birkaç sayfa sonra da “icrayı benim dışımda kimse yapamaz” diyorsun.
Yani başarısızlığa gelince yetkin yok, iktidara gelince senden büyüğü yok.
Bu artık siyasi özeleştiri değil, kırk yıllık faturayı başkalarının cebine sıkıştırıp kasadan çıkma numarasıdır.
Ama tarih o kadar kolay kandırılmaz.
Bu dükkânın tabelasında 40 yıldır senin adın yazıyordu. Şimdi kepenk kapanırken “Ben burada sadece çay içiyordum” diyemezsin.
Ve o hesabı en başta sen ödeyeceksin.
#VÎDEO - Li Zonguldakê êrişî karkerên Kurd hat kirin
🛑 Li parêzgeha Zonguldakê ya Tirkiyeyê, karkerên demsalî yên ji parêzgeha Şirnexê ya Bakurê Kurdistanê rastî êrişê hatin
Warşîn Salih hûrgiliyan radigihîne
Çocuklara, hele de kız çocuklarına saldırmak faşistlik değil de nedir?
Yoksul emekçi mevsimlik işçiler, binlerce kilometre uzaktan gelip tüm zorluklara rağmen elektriksiz ve susuz çadırlarda yaşamaya çalışıyor. Yetmezmiş gibi bir de bu saldırıları ve travmaları yaşatıyorsunuz. İnsanlıktan nasibini almamışsınız. #mevsimlikişçileri
Şırnak dağlık ve ormanlık; Şırnak'ta küçükbaş hayvan beslemek en doğrusudur.
Şırnaklilar hayvancılık yaparak, bu rezil durumdan uzak durmalı, Karadeniz e gitmemelidir.
Zenginler de hayvancılık yapabilir, fakir fukara da onlara çalışmış olur.
Zonguldak’a giden Kürt işçilere ikinci kez saldırı
Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinden Zonguldak’a mevsimlik fındık işçisi olarak giden 70’ten fazla işçi ve ailelerine yönelik ikinci kez saldırı gerçekleştirildi.
Görüntülerde işçilerin tarladan döndükleri esnada, yeniden taşlı saldırıya uğradığı görülüyor.
Jandarma ekiplerinin saldırıyı engelleyemediğini belirten DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal, 70’ten fazla işçi ve ailelerinin can güvenliğinin derhal ve etkin biçimde sağlanması için Zonguldak-Alaplı Kaymakamı ile görüştüklerini ve Alaplı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli süreç başlatıldığını bildirdi.
Meral sabah güzellik (güzel değil de çirkin) uykusundan uyandığında , buna da ‘kadın şiddeti , kadın dayanışması’ gibi rezil bir cümle kurmaz değil mi ?
Kurar kurar valla ..
Tarihte hiç bir Halk sanmam ki Biz Kürdler kadar böylesine Yalanlar Hileler silsilesiyle karşılaşmamaıştır. Bu zat Türk "kardeşlerimizin" Tarih Kurumu başkanı.
Türk Arap Fars "kardeşleri"miz çıkıp yahu sen nediyorsun bizim adımıza bu alçak işleri niye yapıyorsun dememişlerdir.