Avcı, kuşları tuzağına düşürmek için nasıl kuş gibi ötüyorsa,Türkiyedeki laikçi yobazlar da kendilerine inananların mallarını çalmak istediklerinde ya Onuncu Yıl Marşı söyler ya da Mustafa Kemal posteri asar.Mustafa Kemal uğruna zavallılar ne bedeller ödedi,ne büyük vurgun yedi.
Anlasana, artık her şey çok farklı,
Ahbap, borç-alacak, hepsi bir yalan mı?
Bekle diyorsun, bomba patlayacakmış,
Patlayan tek şey, kurduğun o masal mı?
Anlasana, artık masken düşüyor,
Fanların peşinden bak, hâlâ mı koşuyor?
Bu hikâye bitti, sahne ışıkları sönüyor,
*Gerçeklerin sesi, şarkılarını bölüyor!
Depremde milletimiz kardeşleri için seferber olduğunda ŞARKICININ derneğini gösterip alanda hizmet eden vakıflara sövenler,namaz kılan birinin İHANETİNİ bahane edip DİNDEN soğudum diyenler ATATÜRKÇÜ,LAİKÇİ ŞARKICINIZ deprem parasıyla KUMAR OYNADI;ATATÜRKÇÜLÜKTEN de soğudunuz mu?
VİDEOYA TELİF ATMAK MI?
Aşağıdaki yazıda videodan sonra olacakları yazmıştım ama bu kadarını beklemediğimden telif meselesini tahmin edememişim.
İki hafta önce bize selefi diyerek, oraya talebe verilmez demişti. Birkaç yazı ve iki videodan sonra "Orası da bizim, onlar bizim yavrularımız, evlatlarımız." dedi. Dün akşam yayınlanan üçüncü videoda kendisinin eski sohbetlerinde açıkça söylediği hususları ele almamıza rağmen videoya telif attırdı.
Mukallid hocanın ifadesiyle "Odanın köşesine geçip video çeken o hadsiz yeni yetmeler" iki haftada birkaç videoyla hem söylemlerinizden dönü�� yaptırdı size, hem çaresiz bırakıp telif attırdı.
Çektiğimiz videoyu tekrar yayınlamaya çalışacağız. Ama siz o zamana kadar videonun özetini aşağıdaki kesitlerden izleyebilirsiniz. Hocamız özetliyor: Bir kişinin Allah katında veli oluşuna kesin şehadet edemeyiz diyor. Ama kullar nezdinde zahirine bakarak veli diyebiliriz diyor.
Biz de videoda bu meseleyi daha detaylı ele almıştık sadece. Ama ne yapalım hocamız uygun görmemiş de telif atmış demek ki.
Sadece 1 dakika 9 saniye...
İsmailağa'nın tarikat ve tasavvuf anlayışını görmek için bu kadar süre yeter.
Şehit Bayram Hocamız, İsmailağa kürsüsünde, Mahmud Efendi Hazretlerimizin huzurunda konuşuyor.
Buyurun, dinleyelim.
Bugün din adına en büyük tehlike, dini keşif ve keramet pazarına çeviren bezirgân zihniyetidir. insanların imanını ve güvenini sömürmeye çalışan din hırsızı yankesicilerdir.
Sosyal mecralarda, televizyonlarda ve dergilerde boy gösteren din tüccarlarına karşı dikkatli olalım.
Keşif ve kerameti istismar ederek din üzerinden itibar ve nüfuz devşirmeye çalışanlardan; kendimizi de neslimizi de zinhar muhafaza edelim.
Din; keşif ve keramet üzerine değil, Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyâs üzerine kaimdir.
EDEPSİZLİK MÜFETTİŞİ ABDULLAH AHMED'E ÇAĞRI
Abdullah kardeşim, senin de temas ettiğin üzere hocanın ifadelerini işiten hem umum manada Allah dostlarına hem de bahusus Mahmud Efendi Hazretleri’ne içten muhabbet besleyen bizler kayıtsız kalamadık ve ilmin, irfanın, fikrin, edebin namusunu müdafaa adına yazılması gerekenleri yazdık, söylenmesi gerekenleri de söyledik.
Zira hocanın hem mahall-i nizayı kaçırması, hem meselenin halline taalluk etmeyen naslarla istişhadda bulunması, hem de muhatabını cemaat karşısında konuşamayan, ancak oda köşelerinde kamera karşısında üfürebilen kimseler olarak yaftalaması karşısında insaf sahibi hiçbir ilim talebesi kayıtsız kalamazdı. Sen ise hakkın tebeyyününden sonra onu reddetmenin kibrin bizzat kendisi olduğunu bilmezcesine Hocamın meseleye müdahil olan talebesine hadsizlik nispet ediyorsun.
Şimdi soruyorum sana: “Yapılması gerekenin yapılması ve uzak durulması gerekenden kaçınılması” manasına gelen “edeb”in çerçevesini hevan doğrultusunda yeniden şekillendirme, istediğini içine alma ve dilediğini de dışarıda bırakma, arzuladığın yönde genişletme ve hevesinin talebiyle daraltma yetkisini sana kim verdi?
Sen kimsin ki ümmetin bin dört yüz yıllık birikimini bypass eder, bu da yetmezmişçesine batıl mefkurelerine Efendi Hazretlerini mesnet kılarsın. Sen kimsin ki nasların ve onlardan istinbat edilen metinlerin mana ve maksadını kavrayamayıp bir de bunlardan te��ekkül eden akide deklarasyonunu edepsizlikle vasıflandırıyorsun. Sen kimsin ki bizim Mahmud Efendi Hazretlerine olan muhabbetimizi sorgulama cüretini kendinde buluyorsun?
Islah makyajı ardında tasavvufun normlarını ifsat eden sen, Peygamberimin ve onun sofrasından beslenen ulemanın ifadelerini ilan etmemi nasıl hadsizlikle nitelendirebilirsin? Senin bu anlayışına göre Allah Rasulü’nün (sav) vefat ettiği gün “O ölmedi, Hz. Musa’nın Tur’da bayıldığı gibi bayıldı ve muhakkak O’nun gibi geri dönecektir.” diyen Hz. Ömer’in karşısına çıkıp “Hattab’ın oğlu! Allah Rasulü (sav) vefat etti, İçinizden kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim de Allah'a tapıyorsa bilsin ki Allah diridir, Asla ölmez.” diye haykıran Hz. Ebu Bekir hadsizlik ve edepsizlik mi etmiştir? Hz. Ebu Bekir Allah Rasulü’nü (sav) Hz. Ömer’den daha mı az seviyordu da senin telakkine göre böyle bir edepsizlik ve hadsizlik sergiledi.
Yine senin bu telakkine göre "İnsanlarda işitme ve görme gibi özellikler vardır. Eğer bu sıfatları Allah'a atfedersek O'nu yaratılmışlara benzetmiş oluruz" mantığıyla yola çıkarak bu sıfatları tamamen nefyeden Cehmiyye’ye en ilzami reddiyeler veren ulema Allah Teala’yı cehmiler kadar sevmeyip edepsizlik ve hadsizlik mi yaptı?
Senin mantığına göre peygamberlerine olan muhabbetleri onu ilahlaştırma seviyesine yükselen Hristiyanlara karşı “Allah Rasulü (sav) her ne kadar kainatın efendisi olsa da bir beşerdir.” diyen ulema onların peygamberlerini çıkarttıkları makama peygamberimizi çıkartmayarak edep sınırını aştılar mı?
Sana demiştim ki “Efendi Hazretlerini insanlara yanlış biçimde anlatmayın. Efendi Hazretleri senin iddia ettiğin gibi bir muhaddis hadise zayıf hükmü verdi diye onunla selamı kesen biri değil, aksine Ebu Gudde Hoca gibi hadis sahasında otorite olanların “Bu ifade Allah Rasulü’ne (sav) ait değil, muhaddisler bu şekilde ifade etmiştir.” tenbihine karşı o anda “O halde bir daha bunu Peygamberimizin hadisi olarak aktarmayalım.” diyecek kadar doğruya hemen boyun eğen mütevazi bir alimdir. Efendi Hazretleri tüm hayatında doğrulara teslim olmuş ve rabbani bir alim nasıl olmalı onu göstermiştir.
Şimdi sana teklifim: Akşam “Mahmud Efendi Hazretleri Veli mi?” başlığıyla yüklenecek videomuzu iyice izle, sonra da konuşmasındaki her bir kelimesinin altına imzanı attığın hocana gönder. Hala da tatmin olmaz, bizi edepsizlikle itham edersen istediğin platformda bu meseleyi seninle yüz yüze konuşmaya hazırım. İstersen yanına hohlayarak buzdan dağlar eriten hocanı da alabilirsin.
Hakiki muhabbet, Allah’ın çizdiği sınıra sadakattir. İnsanı olduğundan fazla göstermek sevgi değil, gulüvdür. Sevginin ölçüsü, o kişiyi Allah’ın konumlandırdığı yerde bırakmaktır. Ne tenkis, ne gulüv; sadece istikamet. Haddini bilmeyen, sevgisini de hevesine kurban eder.